2007'den Bugüne 90,982 Tavsiye, 27,967 Uzman ve 19,825 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



İlişkilerde Duygular(Imız)
MAKALE #16986 © Yazan Uzm.Psk.Gonca BİLGİÇ | Yayın Ağustos 2016 | 4,135 Okuyucu
Flört ya da evlilik şeklinde yakın ilişkilerde sevme, sevilme, bağlanma, ait olma, güven, bağlılık, yakınlık şeklinde insana dair en temel duygusal ihtiyaçlarımızın karşılanması veya bu ihtiyaçların kesintiye uğraması, sevilmeme, önemsenmeme, değersiz hissetme ya da yalnız kalma gibi ihtimalleri akla getirecek tehdit ve kayıp algısı hissinin yaşanması gibi nedenlerden dolayı duyguların fark edilmesi, ifade edilmesi ve karşılıklı olarak duygu aktarımının olması son derece kritik bir öneme sahiptir. Duygular(ımız) aslında, kendimizi anlamamız ve partnerimize anlatmamız, aynı zamanda partnerimizi tanımamız ve anlamamız, karşılıklı ihtiyaçlarımızı ve beklentilerimizi fark etmemiz için güçlü araçlardır. Bu açıdan; çiftler arasındaki ilişkilerde olası sorunların önüne geçilmesi, sorunların fark edilip çözümlenmesi ve uzlaşı sağlanması, aynı zamanda, ilişkilerin daha da güçlü bir hale gelmesi için duyguların gözlemlenmesi, fark edilmesi ve uygun şekilde ifade edilmesi çözümün aslında çok da uzakta olmadığını ve kendimizin bunu sağlayabilecek güce sahip olduğumuzu gösterebilir. Hayat bulduğumuz bir ilişkide o hayatı sürdürmek ve daha da güzelleştirmek için karşılıklı ama aynı zamanda birlikte açık bir şekilde partnerimize kendimizi ve (iç)imizdeki duyguları içtenlikle açabildiğimiz ve partnerimize karşı gardımızı almadan, suçlamadan ya da ön yargılı olmadan onun da (iç)indeki duyguları anlamaya çalıştığımız ölçüde birbirimize daha da yakınlaşabiliriz ve bağlılığımızı güçlendirebiliriz.

Partnerimizle yeni tanıştığımızda ayaklarımızın yerden kesildiğini ve karnımızda kelebeklerin uçuştuğunu hepimiz dün gibi hatırlıyoruz sanırım öyle değil mi? Onun yanında başımıza kötü hiçbir şeyin gelmeyeceğini, dünyanın en güvenli yerinde olduğumuzu, her şeyin mükemmel gittiğini ve mutluluktan göklerde uçtuğumuzu hissederiz ilk zamanlarda. Ancak ilişkilerde zaman geçtikçe aşk ve tutku gibi duyguların şiddetinin azalması ve bunların yerini daha çok sevgi, güven, bağlılık ve yakınlık gibi duyguların almasıyla birlikte çiftler arasında daha çok anlaşmazlık, çatışma ve yanlış anlamalar ortaya çıkabilir. İlişkide bir şeyler ters gitmeye başladığında genellikle bu durumun ilk sinyallerini duygular ve duygusal dışavurumlardaki değişikliklerden yordayabiliriz. Duygular(ımız), sıklıkla insanın kendine dair içsel olarak, bunun yanı sıra; çevreyle temasına ve ilişkilerine dair dışsal olarak yaşantısında neler olup bittiğine ve nelerin değiştiğine dair önemli ipuçları sağlayabilir. Temelde, korku, üzüntü, öfke, kaygı ve mutluluk gibi temel duygularımız olsa da bunların yanında acıma, hayal kırıklığı, tiksinme, kıskançlık, haset, imrenme gibi birçok duygumuz da bulunmaktadır ve bunlar sadece içimizde olmayıp dış dünyayla iletişim kurmamızı sağlarken bizi çevremizdeki insanlara daha çok yakınlaştırmakta veya daha çok uzaklaştırmaktadır. Kendi içimizdeki duygular, beraberinde göz teması, yüz ifadesi, jest ve mimikler ile anlatımıyla kendi dışımızdaki dünyayla bir bağ kurmamızı sağlar aslında...

Duygular(ımız) bize ne istediğimiz, ne beklediğimiz yada neye ihtiyaç duyduğunuz hakkında pek çok bilgi vermekle birlikte bu duyguları karşımızdakine ifade ederken sosyal yaşantıda bazı karışıklıklar olabilmektedir. Greenberg'e göre; durumlara cevaben direkt oluşan otomatik duygular biyolojik duygular olarak tanımlanırken sonradan oluşan ve genelde kültürün etkisiyle ortaya çıkan duygular ikincil yada sosyal duygular olarak tanımlanmaktadır. Örneğin; birincil üzüntü ve öfke duyguları kayıp veya ihlallere karşı cevap olarak doğan biyolojik duygularken gurur ve haset sosyal temelli duygulardır. Birincil duygular problemi anlamamıza ve çözmemize aracılık ederken ikincil duygular savunma amaçlı oluşup durumu daha karmaşık ve çözülemez bir hale getirebilir. İlişkilerimizde aslında ifade ettiğimiz duygunun o duruma karşı oluşan birincil duygu mu yoksa durumun kendisi tetikleyici bir olay mı ve altında geçmişten gelen bir durumdan ötürü farklı bir duygu mu var? şeklinde sorular sorup içimize bir dönüp baktığımızda farkındalığın ilk adımını çoktan atmışız demektir. Bu bilgileri daha iyi anlamak için örnek verecek olursak; bir kadının kocası eve geç geldiğinde duyduğu öfke kocasının ona şiddet göstermesinden kaynaklı birincil bir duygusal yanıt da olabilir, babasının kaybı ya da ilgisiz yaklaşımı sonucu altta yatan kaybetme ve terk edilme korkularını tetikleyen ikincil duygusal yanıt da olabilir. Bu nedenle, ne hissettiğimizi ve bunu neden hissetmiş olabileceğimizi anlamak, fark etmek ve ayırt etmek esas meselemiz olabilir başlangıçta.

Sevgilimizle ya da eşimizle olan yakın ilişkimizde, aşkın ve tutkunun dozu ve seyri değişse de duygularımız aracılığıyla partnerimizle aşkı kaybetmediğimiz ve aynı zamanda birbirimizi daha iyi anladığımız, güvende hissettiğimiz ve beklentilerimizin karşılandığı daha sevgi dolu ilişkiler kurabiliriz. Ancak bu süreçte her ilişkide zaman zaman anlaşmazlıkların ve uyuşmazlıkların olabileceğini, tartışmaların sadece bizim ilişkimize özgü olmadığını, bu durumun duygularımızı kaybettiğimiz ve tekrar canlandıramayacağımız anlamına da gelmediğini aklımızdan çıkarmamamız önemli sanırım..Tartışmalar aslında her ilişkide yaşanan olağan bir süreçtir, hangi çift ilişkisinde partneriyle fikir ayrılığına düşmediğini ya da tartışmadığını söyleyebilir ki? Burada tartışmanın dozu ve şiddeti çok önemli tabi ki. Aynı zamanda tartışma esnasında birbirimize duygularımızı ve kendimizi nasıl ifade ettiğimize, o sırada göz teması kurup kurmadığımıza, suçlayıcı-savunmacı bir iletişim döngüsüne girip girmediğimize, yakın temasa açık olup olmadığımıza bakmak da faydalı olacaktır. Tartışmalar, ilişkide partnerimizle birbirimizi daha iyi anlamamıza, kendimizi ve duygularımızı daha iyi anlatmamıza ve sonucunda birbirimize daha da yakınlaşıp çözüm üretip uzlaşmamıza zemin sağlayabilir.

Temelde ilişkiyi güçlendirecek şeylere dikkat edersek mucizevi çözümlerin o kadar da uzakta olmadığını görebiliriz, tartışma esnasında yapıcı olmamız, yani; suçlayıcı bir dil kullanmak yerine 'ben' diliyle kendi duygularımızı ifade etmemiz; örneğin, 'her gün eve geç geliyorsun, bu iş böyle gitmez' gibi suçlayıcı ve tehdit algısı oluşturacak bir dil kullanmak yerine 'eve geç geldiğinde başına kötü bir şey gelmiş olabileceğinden endişeleniyorum' ya da 'eve geç gelmen beni üzüyor, beni yeterince önemsemediğini hissediyorum, bu konuda konuşabilir miyiz?' şeklinde hem suçlayıcı olmadan kendi birincil duygularınızı ifade etmenize hem de partnerinizin kendisini ifade etmesi ve sizin ihtiyaçlarınızı daha iyi anlamasına olanak yaratmış olabilirsiniz. Tartışmanın belki de yüksek sesle bağırmak, eşyaları etrafa saçıp dökmek anlamına gelmediğini, kendi ihtiyaç ve beklentilerimizi anlatabilmek ve karşılığını bulabilmek için daha etkili yöntemler olduğunu da fark etmek gerekir. Duygularımızı anlamak, onları o anda yakalayabilmek ve fark etmek gibi..Ve anlatabilmek..Aslında bu kadar basit görünen bir şeyin bir o kadar da zor olduğunu ve gerçekten çaba göstermemiz gerektiğini, ancak sonucunda değişimin kendisinin de çok uzakta olmadığını görebiliriz belki de...

İlişkiyi bir dans gibi düşünürsek gün geçtikçe birbirimizin ayağına basmamak ve daha uyumlu dans edebilmek için duyguları bir değişim ve dönüşüm aracı olarak kullanabiliriz. Bir durumda hissettiğimiz duygu gerçekten o durumla ilişkili de olabilir ilişkisiz de, bazen aynı durumda hiçbir şey de hissetmeyebiliriz.. Aslında o anda duygu var olsa da çok derinlere inmiş olabilir ve bizim keşfimizi bekleyebilir orada. Örneğin; bir partnerin ikincil duygusu olan öfkesinin ve bu duygunun yol açtığı mesafe koyma davranışının altından yakınlaştığında ve bağlandığında partnerinin onu artık önemsemeyeceği ve onu terk edeceği yönünde bir kaygısı çıkabilir ve öfke onu ilişkisini kaybetmekten koruyan bir koruyucu kalkan işlevi görüyor olabilir. Kişi bunu fark edip aslında o anda görünen duygusunun altında esas olan başka hangi duygularının olduğunu, nelerden kaynaklandığını ve aslında neye ihtiyaç duyduğunu partneriyle paylaştığında ikisi de bu konuda aydınlanabilir ve o kişinin kaygılarının aksi yönünde birbirlerine daha da yakınlaşma ve bağlanma fırsatları olabilir. İlişkide bir partner diğer partnerin davranışlarından memnuniyetsizlik hissettiğinde, sevilmediğini ya da değersiz hissettiğini gördüğünde ve bu hissin çocukluğundan itibaren beraberinde geldiğini keşfettiğinde bu yaşantısını fark etmesi, kabul etmesi ve acısını dışa vurması çok önemi bir meseledir. Bu farkındalık sayesinde hem esas duygusunu örten diğer duygulardan ve bununla ilişkili savunmacı-suçlamacı veya mesafe koyan davranışlardan ve inkar sürecinden uzaklaşacak ve bir başkasını suçlamaktan ziyade kendisi olmayı başaracak hem de artık saldırı altında olmayan partnerinin onu olduğu haliyle kabul edip ona yakınlaşmasına ve ilişkilerinin derinleşmesine izin verecektir.

Yakın ilişkilerimizde duygular(ımız)ın aslında zihnimizde akla gelen düşünceleri, yaptığımız davranışları, bedenimizde hissettiğimiz duyumları ve karşımızdakini/partnerimizi nasıl algıladığımızı ne kadar da belirleyen, etkileyen ve sürdüren aracılar olduğunu düşündünüz mü hiç? Bütün bu süreçte, duygu-düşünce-davranış-beden ekseninde her şey o kadar hızlı ve otomatik olur ki bir an kendimizle baş başa kalıp neler olup bittiğini düşünsek belki de gerçekten kendimize şaşırabiliriz..Çünkü duygusal dışa vurum kasti ve planlanmış olmaktan öte kendiliğinden ve doğal bir şekilde ortaya çıktığı için ve bunlara yüz ifademiz, jest ve mimiklerimiz de eşlik ettiği için yüzümüzde belkide mikro düzeyde ortaya çıkan ve anlaşılması çok zor olan bir dudak kıvrımının, ses tonunun veya bir beden postürünün karşımızdakinde hissettirdiği acıma, tiksinme ya da öfke duygusunu anlamadan önce bunları kontrol altına kolaylıkla alamayabiliriz..Zaten genellikle, çiftler tartışırken tartışmanın içeriğinin ne olduğundan ve hatta partnerinin ne söylediğinden ziyade bunu nasıl söylediğine ve o anda nasıl bir bedensel duruş sergilediğine bakarak tepkiler verirler. Belki de otomatik olarak ortaya çıkan bütün bu hızlı süreç başlamadan önce aslında önce kendi kendimizle baş başa kalıp neler hissettiğimizi ve neden hissettiğimizi anlamak için (iç)imize bir yolculuk yapabiliriz tam da o anda...

İlişkide partnerimizle oluşturduğumuz 'biz' durumunun yanı sıra kendimize ait bir 'ben' ve partnerimize ait bir 'sen' durumunun da olduğunu unutmayıp hem duygularımızı ve ihtiyaçlarımızı anlamak hem de var olan çatışmaları çözümlemek için kendimize, partnerimize ve birliktelik-karşılıklılık çerçevesinde katılım gösterdiğimiz 'biz'e ait olarak yapılabilecek pek çok şey olduğunu da bilmek bir o kadar umut ve fayda sağlayabilir hepimize...Kendimize (ben/sen) dair yaptığımız içsel yolculuğun kendimiz olmak, ihtiyaçlarımızı anlamak/karşılamak ve ilişkiye hayat vermek için olduğunu ve partnerimizle birbiriyle mücadele eden ve bir savaşı kazanmaya çalışan iki ayrı rakip yada taraf olmadığımızı, aslında aynı tarafta olup aynı amaç uğruna yol aldığımızı unutmadığımızda 'biz' olarak birlikte hareket etmemiz, birbirimize dair duygularımızı ve ihtiyaçlarımızı anlamamız, yakınlaşmamız ve bağlılığı güçlendirmek için çaba göstermemiz daha da kolay olacaktır. Kendi ihtiyaçlarımızı anlamak ve kendimiz olmak ile partnerimizi ve onun ihtiyaçlarını anlamak arasında bir köprü işlevi gören duygular(ımız) aracılığıyla ilişkimizi daha da güçlü bir hale getirmek bizim elimizde...Mesele bir parça nefes alıp o anda kalabilmek ve o andaki esas duyguları yakalayabilmek.. Mark Twain'in bir sözü geldi aklıma..'Hayat öyle kısa ki tartışmalara, kıskançlıklara, hesap sormalara zaman yok, sadece sevmek için zaman var ve bunun için tabiri caizse sadece 'bir an' var...An(ı)ları oluşturan anlar ve duygular rehberiniz olsun...

Uzman Psikolog
Gonca Kaynar
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"İlişkilerde Duygular(Imız)" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Gonca BİLGİÇ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Gonca BİLGİÇ'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Gonca BİLGİÇ Fotoğraf
Uzm.Psk.Gonca BİLGİÇ
İstanbul
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi5 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Gonca BİLGİÇ'in Makaleleri
► Temel Duygular ÇOK OKUNUYOR Psk.Emin KOMŞAL
► Duyguların Altındaki Duygular Psk.Canan SAYIOĞLU
► Engel Yaratan Duygular Psk.Dnş.Perihan SAYIN
► Olumsuz Duygular Birer Sinyaldir Psk.Emine ÖZDEMİR
► Olumsuz Duygular Gücümüzü Tüketiyor Psk.Dnş.Sibel DEMİR SARIOĞLU
► Olumsuz Duygular ve Yeme Davranışı Dr.Psk.Fatih SÖNMEZ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,825 uzman makalesi arasında 'İlişkilerde Duygular(Imız)' başlığıyla benzeşen toplam 13 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Boşanma ve Çocuk Mayıs 2015
► Bilişsel Çarpıtmalar Kasım 2014
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


13:49
Top