2007'den Bugüne 87,633 Tavsiye, 27,131 Uzman ve 19,373 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



İnsan Davranışlarının Psikososyal Yönü
MAKALE #8145 © Yazan Psk.İlkten ÇETİN | Yayın Ocak 2012 | 6,275 Okuyucu
İNSAN DAVRANIŞLARININ PSİKOSOSYAL YÖNÜ

Davranış geniş anlamda, canlının uyaranlara karşı yaptığı her türlü tepki olarak tanımlanırken, dar anlamda yalnızca kas ve bezlerin gözlenebilir saptanabilir, ölçülebilir faaliyetleri olarak tanımlanmaktadır. .


Tarihsel süreç içinde de davranış kavramının tanımında benzer şekilde değişiklik olmuştur. Eskiden davranış, görülebilen ya da işitilebilen beden hareketleri olarak kabul edilmekteydi. Ancak bu gün davranış, bireyin yaptığı ölçülebilir her türlü etkinlik olarak kabul edilmektedir. Buna göre duygu, düşünme, algılama, problem çözme gibi zihinsel süreçlerde davranış olarak kabul edilmektedir. Örneğin, Sabah yataktan kalkmak, el yüz yıkamak, günlük işleri tasarlamak, hızlı giden bir arabadan korkmak da davranış kapsamında ele alınmaktadır.

İnsan davranışlarının en önemli özelliklerinden birisi birçok nedenli ve karmaşık oluşudur. Her olay kendisinden önce gelen bir takım koşullar sonucunda ortaya çıkar. Bunaa determinizm ilkesi de denir. İnsan davranışı nedenlidir, güdülüdür ve hedefe yöneliktir. İnsan davranışı şu şekilde formüle edilebilir:

Uyaran +Organizma + Tepki = DAVRANIŞ

Bu formüle göre; Bir davranışın oluşmasındaki ön koşullara uyaran, bir uyarana karşı ortaya çıkan davranışa da tepki denir.


Davranışın Özellikleri

Davranışın üç temel özeliği vardır. Bunlar; Aktivite, Algılama ve Bütünleşmedir.
Aktivite : Davranışın temel özeliği harekettir. Bir uyaran davranışı ortaya çıkartabilir yönlendirebilir, düzenleyebilir, geliştirebilir. Ancak davranışın özgün kaynağı bu değildir. Kas normal kimyasal ortamdaki her hangi bir değişiklikle kendiliğinden kasılır. Bu durum, sinirsel uyarıların nasıl başladığının ve kas hareketinin nasıl kontrol edildiğinin temelini oluşturur. Davranışların nasıl ortaya çıktını anlamak için, hücre içi ( ribozom, hücre zarı, taşıyıcı RNA gibi) yapıların kendi etkileşimlerine bakmak gerekir. Sinir ve kas hücrelerinin kendiliğinden olan aktiviteleri hücre içindeki bu moleküllerin hareketlerinin sonucudur. Bu bağlamda , bir organizmanın davranışı bir bütün olarak onun kimyasal, hücresel ve organ sistemlerinin hareketlerinden oluşur.

Algılama : Her davranışın bir anlamı vardır. Başka bir anlatımla, bir uyaranın davranış ortaya çıkarabilmesi için belli yollardan geçerek beyne ulaşması ve algılanması gerekir.
Bütünleşme : Organizmanın kendisi için yararlı olan nesnelere doğru hareket etmesi ve zararlı olanlardan uzaklaşması uyum sağlamada önemlidir.Bunun için sürekli değişen ve farklı uyaranlar gelen çevreye uyum sağlamada öğrenme, düşünme, problem çözme gibi bilişsel yetileri bütünleyici olarak kullanır.Bunun sonucunda insanlar görünebilir, bilinçli ve yaratıcı davranışlar ortaya çıkar.

DAVRANIŞIN PSİKOLOJİK YÖNÜ


Gereksinimler- İçgüdüler- Dürtüler

İnsan davranışının nasıl doğduğu ve hangi etkenlere göre geliştiği aslında her zaman merak konusu olmuşsa da, metafizik inançlar ve etkiler bu konuda yeterli araştırmalar yapılmasını ve düşüncelerin ortaya atılmasını oldukça geciktirmiştir. Ancak Darwin’in gözlemlerine dayanarak, biyolojide canlıların bireylerinin ve türlerinin sürekliliğini korumak için uyumsal bir davranış içinde bulunmaları gerektiğini savunan Uyum Kuramı’nı ortaya atmasıyla, davranışların başka gözle ve daha açık düşünceyle incelenmesine başlanmıştır. Aynı dönemlerde psikolojide Mc DOUGALL’in “hormik güçler”, Sigmund Freud’un ise “Libido” kavramlarını ortaya atmaları da her ne kadar yoğun eleştiriler ve kuşkularla karşılaştıysa bile, “Dürtü” kavramı yine de kalıcı bir önem kazanmıştır. Çağdaş psikoloji bu kavramlarla anlatılmaya çalışılan davranışları inceleyerek onların amaçlarını ve işleyiş biçimlerini açıklamaya çalışmaktadır.
Doğal yaşam çabalarının temelinde ise, gereksinme, içgüdü ve dürtü kavramlarıyla anlatılan bir takım olayalar yatmakta olup, bunlar aynı zamanda nörofizyolojik temellere dayanmaktadır.

Gereksinim, doğal,endojen(iç kaynaklı,yani dış uyaran olmaksızın içten gelen) belli bir eylemde bulunmak, ya da nesneye ulaşmak için duyulan istektir.
İçgüdü, bilgi ve eğitime bağlı olmadan ve düşünmeyi gereksindirmeden kendiliğinden ortaya çıkan, amaca yönelik bir faaliyettir.

Dürtü, bir şey yapmaya dürten varsayımsal bir güçtür. Fizyolojik açıdan tanımlandığında ise dürtü belli bir amaca yönelmiş davranışlara rol oynayan sinirsel uyarı mekanizmalarının harekete geçme derecesidir. Hayvan deneylerinde bu gibi dürtülerin yoğunluğu ölçülebilir. Örneğin, bir erkek ve bir dişi farenin aralarında yerde içinden elektrik akımı geçirilen bir aralık bulunduğunda, erkek fare dişiye yaklaşmak için bu elektrikli zeminden her geçişinde bir elektrik akımı ile çarpılır ve akım yoğunluğu her seferinde artırılırsa, erkek farenin dişi fareye ulaşmak için en çok ne yoğunlukta bir elektrik çarpmasına çarpmasına kadar dayandığı ve hangi yoğunluktan sonra dişiye doğru girmekten vazgeçtiğine göre onun cinsel dürtüsünün yoğunluğu kararlaştırılır.
Amaç, birey tarafından amaca yönelmiş davranışında seçime bağlı olarak aranan yada kaçınılan şeydir. Örneğin yukarıdaki elektrik akımlı alanın bir yanına aç bir fare diğer yanına da peynir konduğunda, fare peynire doğru her gidişinde elektrik çarpmasına uğradığı zaman, aranan şey peynir, kaçınılan şey ise elektrik çarpmasıdır. Yani bir gereksinimi yerine getirip doyuracak şey amaç olabildiği gibi, hoşnutsuzluk veya acı veren ya da tehlikeli olan şeyden kaçmak ta amaç olabilir.

Amaca yönelmiş davranış çok özel bir amaç ile birlikte olan ve belirli çevresel uyartılarla başlatılan özel davranıştır. Aynı amaca değişik yollardan ve değişik araçlardan varılabileceği gibi aynı dürtüde değişik amaçlara yönelmiş değişik davranış biçimlerini de doğurabilir.
Doyum, amaca erişildikten sonra amaca yönelmiş davranış yoğunluğundaki azalmadır. Buna göre, amaçlanmış davranışta üç dönem vardır: Dürtü başlangıcı, Amaca yönelmiş faaliyet ve Doyum

İçgüdü

İçgüdü belli bir bilgi veya eğitime dayanmadan ve düşünmeyi gerektirmeyen kendiliğinden doğan amaca yönelik davranış etkinliğidir. İçgüdü bu bakımdan türe has bir özellik olup, o türün tüm bireylerinde var olan ve kalıtım niteliği de bulunan bir davranıştır. Freud iç güdüyü organizmanın gereksinimlerinin yani dürtülerin, ardında yatan bir güç olarak tanımlamış ve dürtülerin bu güçten kaynaklanıp hız alarak amaca doğru hareket ettiğini söylemiştir. Günümüzde içgüdüyü şöyle tanımlayabiliriz: İçgüdü, organizmanın gereksinimlerinden kendiliğinden doğan , daha önceden öğrenilmemiş ancak sinir sisteminde ön-hazırlığı bulunan davranışları göstermede etkin olan dürtülerin doğduğu güç kaynağıdır.

Dürtü

Dürtüler, organizmanın gereksinimlerinden doğan gerilimlerin giderilmesine yönelik biyolojik enerji boşalımlarıdır. Bu gerilimi gidermek için dürtüler içgüdü kaynaklarındaki potansiyel enerjiden aldıkları güçle gereksinimi duyulan amaç nesnesine doğru amaca yönelmiş bir davranışı harekete geçirirler.
İçgüdü Amaç
Dürtü
Organizmanın gereksiniminin doğurduğu gerilimin yarattığı enerji dürtüye hızını verir. amaca ulaşıldığında, yani gereksinim giderildiğinde, gerilimin yarattığı denge bozukluğu (hoşnutsuzluk) da giderilmiş olup yeni bir gereksinim doğana kadar homeostazis sağlanmıştır.

DAVRANIŞIN SOSYAL YÖNÜ

Sosyalleşme

Kalıtım, hormonlar,içgüdüler, dürtüler, zeka gibi biyolojik ve fizyolojik faktörler insan kişiliğinin maddi temelini oluşturur. Ancak insan dünyaya geldikten sonra ailesinden ve bağlı olduğu toplumdan da bir çok şeyler almaktadır. Bunlarda insan kişiliğinin manevi temelini oluşturmaktadır. Kişiliğin maddi temelini oluşturan bir çok özellik hayvanlarda da mevcuttur. İnsanları hayvanlardan ayıran en önemli özellik onların toplumda kazandıklarıdır. Yani çevresinden aldığı manevi kültür öğeleridir (örf, adet, gelenek, görenek, şarkı, türkü, şiir...). İnsanları hayvanlardan ayıran önemli bir özellik de insanların, soyut kavramlarla düşünebilmeleri, karar almaları ve seçme yeteneğine sahip olmalarıdır. Gerçekten de, insanlar planlar yapar ve bunlara göre hareket tarzlarını belirler
İnsanlar sosyal gruplarda doğarlar ve toplumsal özelliklerini bu sosyal grupların içinde kazanırlar. Bireyler, toplumda yaşamak için gereken bilgilere ve değerlere bu gruplar aracılığıyla sahip olurlar. Bu bilgi ve değerleri benimsedikleri müddetçe bir toplumun üyesi olurlar. İşte bir toplumun üyesi olma sosyalleşme olarak değerlendirilmektedir. İnsanların topluma uygun birer fert olmalarını sağlayan sosyalleşmenin özelliklerini şu şekilde sıralamak mümkündür.

1. Sosyalleşme içinde dünyaya gelinen bir toplum için söz konusudur. İnsanlar içinde doğduğu toplumlarda sosyalleşmelerini tamamlarlar. Çünkü toplumlar arasında sosyalleşme süreci açısından farklılıklar söz konusu olabilir.
2. Sosyalleşme sayesinde insanlar toplumda geçerli olan değerleri, tutum ve davranış kalıplarını ve toplumsal düşünme tarzlarını öğrenirler. Gerçekten insanlar bağlı oldukları toplumlara göre düşünür, konuşur ve hareket ederler.
3. İnsanların farklı kalıtım yapısı ve deneyimleri olduğu için birbirlerinden farklıdırlar. Bu nedenle her açıdan birbirine benzeyen iki insana rastlamak mümkün değildir. Buna rağmen, sosyalleşme kültür ve topluma uyum, gelişim aşamalarında benzerlikler oluşturma ve toplumsal yaşama katılma gibi konular üzerinde durur. Dolayısıyla insanların yaşları arttıkça kişilik bakımından değişmelerini sosyalleşme ele almaz.
4. Sosyalleşme insanların toplumsal yaşamın etkili ve önemli bir üyesi olmaları durumunu inceler.

Sosyalleşmeyi Sağlayan Araçlar


Sosyalleşmenin temel amacı, toplumsal yaşamdır. İnsanlar doğduğu andan itibaren sosyalleşme süreci içine girerler. Bu sürecin sağlıklı devam etmesinde çeşitli ortam ve grupların rolü söz konusudur.

Toplumsal yaşam için insanların sosyalleşmelerini sağlayan bazı temel araçları şöyle sıralamak mümkündür:

(1) Aile: İnsanların sosyalleşmesinde ilk ve en etkili araç ailedir. Bebeğin gereksinimlerini karşılayan , anne-baba, kardeşler ve bazen yakın akrabalar, onun gelecekteki gelişiminde önemli rol oynayacak olan ilk ve en yakın ilişki biçimlerini kurarlar. Bu ilişki biçiminde gerçek duygular mevcut olduğu için çocuğun benliği sağlıklı bir biçimde gelişir. Anne, çocuğun benliğinin gelişmesinde önemli bir yer işgal etmektedir. Annenin çocuğunu beslemesi, bakması, sevgi ve şefkatle davranması onun kendine olan güvenini ve başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurmasını sağlar.
Çocukların ilk toplumsal ilişkileri, ailenin bir ferdi olarak gördükleri muamele doğrultusunda aile ortamında belirlenir. Bu ortamda gördüğü ilgi ve bakım biçimi, güven-güvensizlik, yakınlık-çekingenlik vb. duyguların bünyesinde gelişmesine yol açar.
(2) Arkadaş Grubu: Arkadaş grubu, aileden sonra çocuğun sosyalleşmesinde önemli etkilere sahiptir. Arkadaş grubu, büyükler tarafından her zaman denetlenmeye ve çocuğun sosyalleşmesini sağlayan önemli bir yakın çevresini oluşturur. Çocuklar arkadaşları arasında, mücadele etmeyi, hakkını korumayı,paylaşmayı, başarı ve sevilmeyi öğrenir. Arkadaş grubu çocuklar için önemli bir bilgi kaynağıdır.
(3) Okul: Çocukların her bakımdan sosyalleşmelerini sağlayan en önemli sosyal kurum okuldur. Okulda çocuklar kendi yaşıtları içinde yaşar, onlarla yaşamı ve çalışmayı paylaşır. Okulda çocuklar arasındaki ilişkiler resmi olarak düzenlenir. Ayrıca çocuk disiplini sağlama ve eğitimi gerçekleştirmeden sorumlu öğretmenlerin otoritelerine maruz kalır. Okul daha resmi ve örgütlü bir sosyalleşme kurumudur.
(4) Kitle İletişim Araçları: Günümüz toplumlarında insanların sosyalleşmesinde aile, okul, arkadaş grupları kadar kitle iletişim araçlarının da etkisi vardır. İnsanlar kitle iletişim araçları sayesinde iyi bir yaşam tarzı, dünyadaki diğer toplumlar, ülkenin sorunları, toplumsal sorumluluk ve vatandaşlık görevleri gibi konularda bilgi sahibi olurlar ve öğrendiklerine paralel olarak da davranış tarzları sergilerler. Kitle iletişim araçlarının toplumsal açıdan temel amaçları insanların düşüncelerini etkileyerek, ortak bir düşüncede birleşmelerini ve ortak davranmalarını sağlamaktır.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"İnsan Davranışlarının Psikososyal Yönü" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İlkten ÇETİN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İlkten ÇETİN'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
İlkten ÇETİN Fotoğraf
Psk.İlkten ÇETİN
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi252 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İlkten ÇETİN'in Makaleleri
► Sevginin Psikolojik Yönü Psk.Murat BİLİM
► Evlilik ve Boşanmanın Adli Psikiyatrik Yönü Psk.Sinem ÇİBAŞ KARLIKLI
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,373 uzman makalesi arasında 'İnsan Davranışlarının Psikososyal Yönü' başlığıyla benzeşen toplam 28 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Aşkın Psikolojisi Aralık 2011
► Kendini Açma Haziran 2013
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


03:08
Top