2007'den Bugüne 89,863 Tavsiye, 27,680 Uzman ve 19,692 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Bay Dahi: Beyin
MAKALE #9642 © Yazan Psk.Dnş.M. Burak OLGUN | Yayın Eylül 2012 | 3,920 Okuyucu
Birçoğumuzun evinde artık bilgisayarlar var. Hayatımızın büyük bir kısmını kolaylaştıran bu küçük aletlerin içinde sanki dünyalar var değil mi? Oyunlar oynuyoruz, işlemler yapıyoruz. Onları bir kenara bırakın internet denen dünyada yapabileceklerimizin sınırı yok. İnternete bağlandığımızda zamanın nasıl geçtiğini bile anlayamıyoruz.

Bir bakmışız ki saatler geçmiş. Ama aynı zamanı ödev yapmak yada kitap okumak için kullanmak istesek hemen sıkılırız değil mi? İnternet ve bilgisayar ne kadar faydalı olsa da, onlarla çok fazla zaman geçirmek bir o kadar zararlı. O yüzden bilgisayar başında geçirdiğimiz zamana dikkat etmeliyiz. Bu vakti de boş ve kişiliğimiz için zararlı şeylerle doldurmak yerine bizim için anlamlı ve kendimizi geliştirecek şeylerle geçirmeliyiz.

İnsanı bir bilgisayara benzetecek olursak bu bilgisayarın hard diski sizce ne olur? Beynimiz dediğinizi duyar gibiyim. Aferin size. Hayatı algıladığımız 5 duyumuzu ise klavyeye benzetebiliriz. Diğer donanımların ne olduğunu da siz bulun.


İnsan denen bu süper varlıkların yönetim odası olan beyni ne kadar tanıyorsunuz? Bilgisayarınızı alırken muhtemelen özelliklerin içinde öncelikle hard diskine baktınız değil mi? İşte biz insanların potansiyeli ve yapabilecekleri de beyninin kullanımına bağlı. Yaratılış itibari ile hepimize verilen bu harika yönetim odasının anahtarı ise yine sizde.

Eskiden insanın zeki olup olmamasının, beyninin büyüklüğü yada küçüklüğü ile orantılı olduğu sanılıyordu. Yani beyni büyük olanlar çok zeki, beyni küçük olanlar ise orta düzeyde idi. Tabi onlara göre. Gelişen teknoloji ve yapılan deneylerle beynin sırları hala keşfedilmeye çalışılıyor. Ancak tam olarak henüz çözülmüş değil. Yapılan araştırmalarda; 1940’lı yıllarda beynin yalnızca % 50’sinin kullanıldığı düşünülüyordu. Bu oran 1960’larda % 20’ye, 1980’lerde de % 10’a düştü. Günümüzde ise bu oranın % 1’lere düştüğü ifade ediliyor. Gerçi ben bu oranın bile gerçeği yansıtmadığını düşünüyorum. Neden derseniz potansiyeli tam olarak bilinmeyen beynimizin % kaçını kullandığımızı nerden bilebiliriz ki?


Peki bu araştırmada dikkatinizi çeken bir şey yok mu? 1940’lı yıllarda kullandığımızı zannettiğimiz kapasite % 40’larda iken günümüzde bu oran neden % 1’lere kadar düşmüş olabilir? Yoksa beynimizi kullanma yeteneğimiz geriliyor mu? Cevabımız kocaman bir hayır değil mi? O halde?


Bu yüzdelerin azalma nedeni beynimizin potansiyelinin zannedilenden çok daha büyük olduğudur. Düşünsenize % 1’ini kullandığımız gerçekse bile hala geride kullanılmayı bekleyen kocaman bir % 99’luk hazine var. Heyecan verici değil mi? Peki ama bu muhteşem hazineyi neden kullanamıyoruz?


Bunun temel sebeplerinin başında, beynin nasıl çalıştığının, yakın zamanlara kadar bilinememesi geliyor. Yani, zihinsel yeteneğimizle ilgili sorunlar, beynin kapasite eksikliğinden değil, onu nasıl kullanacağımızı bilmeyişimizden kaynaklanıyor.

O kadar şanslıyız ki beynimiz doğuştan programlanmış bir şekilde durmadan çalışıyor. Hafızayla ilgili konular için hiçbir şey yapmanız gerekmiyor. Normal sağlıklı bir insansanız bu muhteşem dahi hatırlamanız gereken bir bilgiyi beyninizden bulup çıkarıp getiriyor. Beyniniz bir bilgi lazım olduğunda size hiçbir zaman: ‘Ya kusura bakma şuan dinleniyorum. Biraz sonra getirsem olmaz mı?’ demiyor. Yaşadığımız, gördüğümüz, duyduğumuz tüm bilgileri saklayabiliyor. Hesaplama yapabiliyor. Çok uzun zaman önce sakladığı bilgilere ulaşabiliyor. Yazım hatalarını otomatik olarak düzeltiyor. Ve daha birçok şey…


Siz hangi bilgiyi ne zaman isterseniz hemen kayıtlı yerden bulup getiriyor. Hem de çok kısa bir sürede. İçine yerleştirdiğiniz hiçbir bilgiyi unutmuyor. Üstelik hafızasını da istediğiniz kadar arttırabilirsiniz. Yalnız hard diskine yada diğer donanımlarına zarar verirseniz bilgilerinizi kaybedebilirsiniz. Bir de beyninizi düşünün. Sonsuz bir hafıza. Bilgisayarda belki ‘Hata! Hafıza Dolu!’ uyarısıyla karşılaşabilirsiniz ama beyninizde bu tür bir hatayla asla karşılaşmazsınız. Yalnız bilgilerin istediğiniz an geri gelmesi her zaman mümkün olmayacaktır. Bu kitabı okuduğunuza göre de bunun için bir önlem alıyorsunuz demektir. Bu tekniklerle istediğiniz bilgilere ulaşmanız ve hafızanızda tutmanız daha da kolay olacaktır.


Büyük âlim İbni Sina çocukluk yıllarında matematik dersinde başarısız olur ve medreseden kaçar. Gide gide bir kuyunun başına varır. Kuyudan kovayla su çekmek için eğildiğinde, kuyunun ağzını çevreleyen taşlar üzerindeki ip izlerini görür. İp, gide gele, o sert taşlar üzerinde izler bırakmıştır. Bu, küçük İbni Sina’yı derin düşüncelere götürür ve:

"Bu yumuşacık ip, gide gele gide gele bu sert taş üzerinde bu izleri yaparsa, ben de azimle çalışırsam, matematiği başarırım." der ve o kuyunun başından tekrar derslerinin başına döner. Böylece, ünü tarih boyunca dilden dile dolaşan İbni Sina ortaya çıkar.


Tarihte "inanılmaz" denilebilecek hafızalar vardır. Bunlardan birisi olan Dominic O’Brien hafıza sistemlerini öğrendiğinde, para kazanmak için bir yol arar ve maalesef bu bilgi ve beceriyi çok kötü bir yolda kullanır. Her akşam bir oyun salonuna giderek Black Jack adlı oyunu oynamaya başlar.


Bu oyunda kâğıt takip etmek son derece önemli olduğundan, bütün kâğıtları hafızasına alan ve hangi kâğıdın kullanıldığını bilen Dominic O’Brien her akşam büyük paralar kazanmaya başlar. Ancak, onun bu yeteneğini keşfeden işyeri sahipleri onun buralara girmesini yasaklarlar. Dominic O’Brien için tek bir seçenek kalır: Hafıza eğitimi vermek ve müthiş hafıza gösterileri yapmak. O da bunu yapar ve bu sayede çok zengin olur.

Yine tarihteki büyük alimlerimizden olan İmam Buharı 300.000 hadisi, haber zinciri ile beraber ezberlemiştir ki, bu da yaklaşık 21 milyon kelime eder.


Bir arkadaşı, Buhari’yi şöyle anlatır: "Buhari, işittiklerini, küçük yaşına rağmen yazmıyor, ezberliyordu. Basra’da bizimle beraber hadis âlimlerini dolaşırdı; biz yazardık, fakat o yazmazdı. Biz de ona, yazmamasının sebebini sorar dururduk. Aradan onaltı gün geçmişti ki bize, ’Artık bana sataşmakta çok oldunuz. Yazdıklarınızı getirip gösterin bakalım.’ dedi. Getirdik. Hepsini ezberden okuyuverdi." Buhari’nin bir hadisi ezberlemesi için, bir defa işitmesi veya okuması yetiyordu.


Yine bir gün Buhari’nin Bağdat’a bir gidişinde, oradaki bir kısım hadis âlimleri ve hukukçular, onu sınava çekip bilgisini ve hafıza gücünü ölçmek isterler. Bu maksatla 100 hadis seçerler ve bu hadislerin metinleriyle haber zincirlerini birbirine karıştırırlar. Sonra bu hadisleri on kişiye, onar onar dağıtırlar. Buhari’nin bulunduğu bir topluluk içinde, bu on kişiden her biri, elindeki on hadis ve haber zincirini, sırasıyla tek tek İmam Buhari’ye sorar. O da hepsine, verilen bilgiler yanlış olduğu için, "Böyle bir hadis bilmiyorum" diye cevap verir. Böylece tüm sorular biter. Bundan sonra Buhari, ilk şahsa döner ve "Senin birinci hadisin şöyle, haber zinciri de şöyle" diyerek onu düzeltir. Sonra ikinci hadise geçer, onu da aynı şekilde düzeltir. Böylece, 100 hadisi de, metni ve haber zincirleriyle beraber düzelterek, hiçbir kişiyi ve sırayı şaşırmadan, hepsini de tam ve doğru olarak söyler. Tabi onu zor duruma düşürmek isteyen oradaki herkes Buhari’nin bu muhteşem hafızasına bir kez daha şahit olarak çok şaşırırlar.


Beynimiz tüm yaşantılarımızı her an kaydeder. Yalnız bu kayıt işlemlerini gerçekleştirirken değerlerimiz, önceliklerimiz, ilişkilerimiz gibi durumlara bağlı olarak çeşitli seviyelerde hafızaya alır


Bu satırların yazıldığı gün 23.11.2010 tarihinde öğlen ne yemiştiniz? Hatırlıyor musunuz? Cevabınız muhtemelen hayır. Bu tarihi çok çok gerilere almak istersek hatırlama oranınız da bir o kadar düşecektir. Hatırlasanız bile bu sizin tarihte yaşamış en mükemmel hafızaya sahip kişi bay S’e ulaşmanıza yetmeyecektir. Bay S’i tanımak ister misiniz?


Rusya’da 1800’li yıllarda doğan bu adamın adı Sherashevsky idi. Bir gazetede muhabirlik yapan bu adamın muhteşem hafızası keşfedilince insanlar ona kısaca bay ‘S’ demeye başladılar. Bir sabah çalıştığı gazetede toplantı yapılırken editörü onun hiç not almadığını fark etti. Bu durumdan dolayı onu anlattıklarıyla ilgilenmemekle suçlayan editör neler anlattığını sorduğunda, bay S editörün anlattıklarını kelimesi kelimesine tekrar etti. Editör bu duruma oldukça şaşırmıştı. Ama bay S hafızasının hala farkında değildi. Ona göre bu her zaman yaptığı olağan bir şeydi.


Bu muhteşem hafızaya ilgi duyan Alexander Luria adlı bir bilim adamı bay S’i incelemeye karar verdi. Ona bazı testler yapmaya başladı. Bay S kendisine verilen tüm sayıları, kelimeleri yada ne varsa hepsini hiç şaşırmadan aynı sırayla sayabiliyordu. Luria testleri ne kadar zorlaştırırsa zorlaştırsın bay S hiç yanılmıyordu. Luria bay S ile nerdeyse 30 yıl çalıştı. Ve aldığı sonuçlar karşısında her gün bir kez daha hayretlere düşüyordu. Öyle ki bay S’e 10 yıl yada 20 yıl önce yaptığı bir testi sorduğunda bile bay S hiç şaşırmadan cevap verebiliyordu. Hatta verdiği tarihteki öğlen yada akşam yemeğinde neler yediğinden tutun masada neler olduğuna kadar her şeyi eksiksiz bir şekilde sayabiliyordu. Bu inanılmaz bir hafızaydı. Tüm insanlık bay S’in bu mükemmel hafızası karşısında hayranlık duyuyordu.


Peki neydi bay S’i bu kadara mükemmel yapan? Bilim adamı Luria sonunda bu sırrı çözmüştü. Bay S’in harika bir hayal gücü vardı. Yaşadığı her şeyi resimler halinde hatırlıyordu. Hayal gücü o kadar genişti ki bazen yemek yemek istemediğinde bile; ’’Benim yerime yemek yiyen birini hayal edeceğim.’’ derdi. Hatırlaması gerekenleri zihnindeki hayal dünyasında yaşıyordu. Hatırlayacağı objeler için; kendisini çok iyi bildiği bir yerden yürüyüşe başlayarak gezerken görüyordu. Evinin kapısından geçerken hatırlaması gereken ilk objeyi ‘’örneğin ekmek olsun’’ kapıya asıyordu. Yani bir elma, bir margarin, bir de ekmek alması gerektiğinde kapısının üzerinde bir ekmek, kapının kolunda asılı bir elma ve kapının önünde yerde bir margarin görmesi yeterli oluyordu.


Ne harika bir hafıza değil mi? Düşünsenize yaşadığınız hiçbir şeyi unutmuyorsunuz. Gerçi ilerleyen zamanlarda bay S tiyatrocu olmuştu. Her oyuna çıktığında bir önceki oyunun sözleri aklına gelip kafası karışıyor, bu da zihinsel olarak onu çok yoruyordu. Ama yinede istediği her ayrıntıyı kolaylıkla hatırlayabiliyordu. Bay S beyninin potansiyelini en üst düzeyde kullanmayı öğrenmişti. Peki siz beyninizi ne kadar kullanıyorsunuz? Yada şöyle soralım; Beyninizi ne kadar tanıyorsunuz? Bir makineyi aldığınız zaman onu tam verimle kullanmak için öncelikle onun kullanım kılavuzunu okumanız gereklidir.

Beynimizi daha verimli kullanmak için de onu tanımamızda fayda var. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren beyinle ilgili bilgiler hızla artmaya başladı. Özellikle son yıllardaki çalışmalar neticesinde, beynin çok karmaşık ve sanıldığından çok daha yetenekli olduğu anlaşıldı. 1960’lara doğru Roger Sperry’nin, sonra da Robert Ornstein’in incelemeleri sonucu, beyinle ilgili ilginç şeyler ortaya çıktı. Bu bulgulardan en önemlisi belki de beynin iki bölüme ayrılmış olması ve ikisinin de farklı fonksiyonlarının bulunmasıydı. 1980’li yıllara kadar beyin loplarıyla ilgili doktorların bildiği bir başka gerçek daha vardı. Beyin lopları vücudu çapraz olarak idare ediyordu. Sağ el ve sağ ayağı sol lop, sol el ve sol ayağı da sağ lop idare ediyordu. Bu bilgiyi kazalarda beyninden yaralanan hastalardan biliyorlardı. Beyninin sol tarafından yara alanların sağ tarafında, beyninin sağ tarafından yara alanların sol tarafında felç oluşuyordu.

Peki biz hangi bölümü ne kadar kullanıyoruz? Tarihe baktığımız zaman büyük başarılara imza atan insanlar, bilerek ya da bilmeyerek, beynin her iki lobunu da birlikte kullanmışlardır. Kullanmaya başlamadan önce lobları biraz tanıyalım. Beynimiz sağ ve sol olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır.


SAĞ BEYİN: Vücudun sol yanını kontrol eder. Ritim, müzik, bütünü görme, hayâl gücü, hayâl kurma, sentez, renkler ve şekiller, üç boyutlu düşünme, görüntüler sağ beyni ifade edebilen temel kavramlardır. İnsanın daha çok sosyal yönüyle ilgilidir. Sağ beynini daha etkin kullananlar toplumda sosyal kişiliklerdir denebilir. Genel olarak görüntülerle düşünürler. Anahtarı, görüntülerdir. Muhteşem bay S’nin beyninin hangi lobunu daha fazla kullandığını eminim daha iyi anladınız. İyi birer konuşmacıdırlar. Dili en hoş ve çarpıcı şekilde, duygusal ayrıntı ve sembollerle kullanabilirler. Zor ve karmaşık bağlantıları kavrayıp çözebilirler. Birçok farklı şeyi bir anda algılayabilir ve aynı anda çok şey düşünürler.


SOL BEYİN ise vücudun sağ yanını kontrol eder. Sözcükler, listeleme, konuşma, yazma ardışıklık, mantık, sayılar, matematik ve analiz sol beyni ifade eden kavramlardır diyebiliriz. Sol lobu daha fazla kullanan kişiler genelde kelimelerle ve sayılarla düşünür. Yani, sol beynin anahtarı kelimeler ve sayılardır. Yazma işini kelimelerle yaparlar. Zor ve karmaşık işlerde yavaştırlar ve zorlukla ilerleyebilirler. Her şeyi bir anda algılayamazlar. Daha çok ayrıntılarla ilgilenirler. Örneğin, ormandaki bir ağaç onların daha çok ilgisini çeker.


Bir bütün olan beynin bir tarafını daha yoğun olarak kullanıp diğer yarısını ihmal eden insanların yaptıkları işlerdeki performansları da her iki lobu kullananlara göre daha düşüktür.


Örneğin sol ayağını kullanan Fenerbahçeli Emre’yi yada sağ ayağını kullanan Beşiktaşlı Nihat’ı düşünün. Her ikisi de kendi takımında iyi işler yapan oyunculardır. Bunun yanında yeri geldiğinde her iki ayağını da kullanabilen Real Madridli Ronaldo’ya ne dersiniz? Dünyanın en pahalı, en değerli oyuncularından belki de en önemlisi. Yada Barçalı Messi.

Günümüzde uygulanan eğitim sisteminin de etkisiyle ne yazık ki beynimizin yalnızca mantıksal ve sözel bölümü olan sol lobumuzu kullanmaya itiliyoruz. Ve sosyal yeteneklerimizin ağır bastığı sağ lob ne yazık ki ihmal ediliyor. Anaokuluna giden miniklerin yaptıkları resimlere yada anlattıkları hikayelere bakarsanız hepsinde mükemmel bir hayal gücünün olduğunu görürsünüz. Aynı öğrencilere bir de ilkokul 5. sınıfta bakın. Değişen ne?


Ama yapılan araştırmalar her iki lobun da etkin biçimde birlikte kullanılmasıyla harika işler yapılabileceğini ortaya koyuyor. Gelişen günümüz koşullarında, mantık ağırlıklı sol lobla beraber, hayâl gücü, renk, şekil, ritim, bütünü görme gibi fonksiyonları olan sezgisel, üretken sağ lob da kullanılsa, insanların yeteneklerinin ve potansiyellerinin kat kat artacağı ortadadır. Düşünsenize; beynimizin sağ ve sol lobunu, sağ ve sol ele ve ayağımıza benzetelim. Koşu yarışmasına giriyoruz. Sağ el ve ayağımızı bağlıyoruz. Yarış başlıyor. Ve koşmaya başlıyoruz. Sonuç sizce ne olurdu?


Yaptığımız işlerde ve düşüncelerimizde beynimizi tek tarafını kullanmaya mecbur etmek de örnekteki gibi hayat koşusunu başarıyla tamamlamamıza engel olacaktır. Bırakın beyniniz uçsun. Anahtar sizin elinizde. Tek yapmanız gereken kapıları açmak.

Beyninizi bir kale gibi düşünün. Başarısızlık, üzüntü, unutkanlık gibi düşmanlar kaleyi sarmış devamlı saldırıyorlar. Kalenizin içinde de harika yetenekleri olan birbirinden habersiz iki ordu var. Bunların biri sağ diğeri ise sol lobunuz. Bu düşmanları yenmeniz için tek yapmanız gereken yıllardır aynı kalede yaşamalarına rağmen birbirini çok iyi tanımayan sağ ve sol lobunuzu tanıştırmak. Ve aynı düşmanlarla tek çatı altında savaşmalarını sağlamak. Bu iki orduyu etkili bir şekilde kullandığınız zaman ne unutkanlık nede başarısızlık hiçbir düşman size zarar veremez.


Beyninizdeki zincirleri kırıp, beyninizi tutsaklıktan kurtarıp, orada uyuyan dâhiyi uyandırmak için yapmamız gereken en önemli şeylerden biri de hafıza eğitimiyle fotoğrafik bir belleğe sahip olmaktır. Çok nadir bulunan bu yetenekteki kişiler gördükleri nesneleri olduğu gibi hafızalarına alabiliyordu. Özellikle de gizli görevlerde çalışan casuslar bir belgeyi çalmak için muhabir kılığında gidip geziyormuş gibi yaparlar ve belgeleri bir kez gördüklerinde hemen hafızlarına alırlardı. Yada eline geçirdikleri belgeleri hafızalarına aldıktan sonra geride kanıt bırakmamak için genelde kağıtları yerler yada bulunamayacak şekilde imha ederlerdi. Bir gün casusun biri yakalanıp hapse girmişti. Gardiyan onu hücresine bırakıp çıkarken kapıyı kilitlemek için anahtarları çıkardığı sırada genç casus bir anlığına anahtarları gördü. Ve anahtarların şekillerini hemen hafızasına aldı. Daha sonra da hücrede bulunan plastik aynadan aynı şekillerde bir anahtar keserek hapisten kaçtı.


Siz de belki bu yeteneğe sahipsiniz. Ama henüz farkında değilsiniz. Kitaptaki teknikleri kullanarak bu yeteneğinizi ortaya çıkarmaya hazır mısınız? O halde beyin denen bu mükemmel dahiyi harekete geçirmek için beynimizin nasıl düşünmesi gerektiğine geçebiliriz.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Bay Dahi: Beyin" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Dnş.M. Burak OLGUN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Dnş.M. Burak OLGUN'un izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Psk.Dnş.M. Burak OLGUN
İstanbul
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi8 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Dnş.M. Burak OLGUN'un Yazıları
► Üstün Zekalı Dahi Çocuklar Psk.Dnş.Gürkan YAŞAR
► Bağlanma ve Beyin Psk.Dila HOTLAR
► Kalp mi Beyin mi? Psk.Bahar Esin ERGİN
► Beyin ve Öğrenme Psk.M. Emin BAKIRDEMİR
► Bağımlılık Bir Beyin Hastalığıdır. Psk.Melek SARIÇİÇEK
► Beyin, Yaratıcılık ve Zeka Psk.Dnş.Ahmet Vezir TAYLAN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,692 uzman makalesi arasında 'Bay Dahi: Beyin' başlığıyla benzeşen toplam 51 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Başarı Yolculuğu Kasım 2010
► İletişim mi Yetenek mi? Kasım 2010
► Kendini Bilmek Kasım 2010
► Milli Değişim Hareketi Kasım 2010
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


19:09
Top