2007'den Bugüne 82,337 Tavsiye, 26,076 Uzman ve 18,278 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Mutluluk Nedir?
YAZI #1749 © Yazan Psk.Cenk KAHVECİOĞLU | Yayın Temmuz 2013
Yıllardır insanların kendilerini daha iyi hissetmelerine yardımcı olmak için çalışıyorum. Çalıştığım kişi sayısı bine yakındır. Birçok değişik durumla karşılaştım şaşırtıcı olan birisinin paylaşmak istiyorum. Bana mutlu olmakla ilgili söylediklerime karşı verdiği cevapla başlamak istiyorum. Bu mutluluk masallarını geçin cenk bey bunlar gereksiz ve insanı tüketir güçsüz kılar. Hayatın iniş çıkışı olmalı, tutkuyla yaşamak zorundayız bu iniş çıkışları seviyoruz. Istırabı seviyoruz. 
Bu konuyla ilgili bildiklerimi paylaşmak istiyorum.
İnsanlar bir şekilde acısını dindirmenin yolunu arıyorlar. Eşiyle sorun yaşayan kişi kendini işine veriyor daha çok çalışıyor daha çok sevilmek istiyor. Çıta hep yükseliyor.
Amaç ne mutlu olmak, peki, bugün batı ve doğu edebiyatlarına baktığınızda mutluluğun tanımı hakkında çeşitlilik vardır. Kimisi geçmişte olduğunu söyler kimisi tam şu anda olduğunu…
Fransız filozof henri bergson şöyle demiştir. “insanlık tarihinin tüm büyük düşünürleri tanımlamak için kendi tanımlarını yapabilmek için mutluluğu belirsiz bırakmışlardır.”
Hayatımızın en önemli alanındaki şeyin ne olduğunu bilmiyoruz ama bunu netleştirmemiz gerekmektedir.
Genel olarak acı çekmeyi önlemek istediğimiz halde görünen o ki bir şekilde ona doğru koşuyoruz.
Birisi şunu demişti ben zevk alıyorsam mutluyumdur.
Zevk ve mutluluk arasında bir fark var. Zevk zamana yere ve nesneye bağlıdır. Maddenin doğasını değiştiren bir yapısı vardır. Canımız pasta istediyse ilk dilim pasta çok lezzetli gelir ikincisi o kadar gelmez üçüncü dilim ise tiksindirebilir yada çok üşüdüyseniz bir ateşe yaklaşmaktan zevkli bir şey yoktur ancak ateşe biraz da sokulursanız bir süre sonra yanmaya başlarsınız. Zevk aldığımız şeyleri deneyimledikçe bir şekilde kendini tüketir. Mutluluk böyle olmamalı diye düşünüyorum. Yanlızca zevk veren bir şey değildir.
Bana göre mutluluk bütün duygu durumlarını kişinin karşılaşacağı bütün sevicleri ve üzüntüleri aslında istila eden ve onların temelini oluşturan yoğun bir huzur ve tamamlanma hissidir.
Burada şu soru aklımıza gelebilir peki mutsuzken nasıl bir refaha sahip olabiliriz ki? Bu mümkün müdür? Bir bakıma neden olmasın bu farklı bir seviyedir. Sahile vuran dalgalara bakarsanız dalganın altındayken dibe vurabiliriz kayalara çarpabiliriz ancak üstündeyken de coşku içinde sörf yapabiliriz.
Mutluluğu bulmak için genelde dışarı bakarız. Gerekli koşulları yerine getirirsek mutlu oluruz. Şuna buna sahip olmak, olması gerekenlere sahip olmak bizi mutlu edecektir. Dediğimiz anda zaten mutluluğunuzu yıkmaya başladınız demektir. Çünkü bu olmasını istediğiniz şeylerde bir sapma yada ıskalama durumunda mutsuz olacaksınız demektir ki, çoğu zamanda böyle olur. Aynı şekilde başarı eşittir mutluluk da diyebilirsiniz. Hatta insan olarak değerimi yaşamda başardıklarımla orantılıdır da diye bilirsiniz çünkü öyle yetiştiriliyoruz. Bu genellikle erkekler arasında yaşana bir durumdur. Kadınlarda kariyerle ilgili kaygılarına bağışıklık kazanmış olmamakla birlikte onlar daha sıklıkla sevilen birisinin veya onayın kaybı sonrasında mutsuz hissederler, erkekler daha çok kariyer başarısızlığında çökerler. Çocukluktan bu yana değerlerimiz kariyer başarımız üzerine temellendirilmiştir.
Herhangi kişisel değeri değiştirmek için atılacak ilk adım, bu durumun sizin için bir avantaj mı yoksa bir sakınca mı olduğuna karar vermektir. Değerinizi ürettiklerinizle ölçmenin sizin için gerçek anlamda yararlı olmayacağına karar vermek, felsefenizi değiştirmekle ilgili en can alıcı adımdır. Pragmatik bir yaklaşımla kar zarar analizi yapabiliriz. Benlik değerinizi başarılarınızla eşdeğer tutmanın net bazı avantajları bulunmaktadır. İlk olarak bir şeyi başardığınızda “işte oldu” der ve kendinizi iyi hissedebilirsiniz. Mesela golf oynarken kazandığınızda sırtınızı sıvazlayabilirsiniz. Kendinizi beğenip rakibinize karşı üstün olduğunuzu hissedebilirsiniz, çünkü o topu son deliğe sokamamıştır. Arkadaşınızla koşarken onun sizden daha önce yorulmasında gururla kendinize “koşu konusunda iyi ama ben biraz daha iyiyim” dersiniz. Bu inanç sistemi sizi üretken olma konusunda motive edebilir. Kariyerinizle ilgili artı çaba sağlayabilirsiniz. Çünkü bunun size artı bir değer katacağına ikna olmuşsunuzdur. Kendinizi daha istenir birisi olarak görebilirsiniz. “ sadece vasat” olmaktan duyduğunuz endişeden böylece kaçınmış olursunuz. Kendi kabuğunuz içinde kazanmak için daha çok çalışır ve kazandıkça kendinizi daha çok beğenirsiniz.
Birde madalyonun öteki yüzü vardır. Değerli olmak eşittir başarılı olmak felsefelerinizin sakıncaları nelerdir? İlk olarak işiniz iyi gidiyorsa ve kariyeriniz iyiyse bununla o kadar meşgul olabilirsiniz ki tıpkı sabahın erken saatlerinden gece yarılarına kadar çalışmak zorunda olan bir köle gibi, diğer tatmin ve zevk kaynaklarından uzak kalabilirsiniz. Daha çok daha çok işkolik oldukça üretmek için daha güçlü bir dürtü hissedersiniz. Çünkü bu hızı sürdürmeye devam edemezseniz içsel bir boşluk ve hayal kırıklığı yaşayacağınızı içten içe bilirsiniz. Başarılı olmadığınızda kendinizi sayabilmek için başka bir dayanağınız kalmadığından sıkılacak ve kendinizi değersiz hissedeceksiniz.
Farz edelim hastalık işlerin ters gitmesine yada emeklilik veya kontrolünüz dışında gelişen bir faktöre sonucunda belli bir süre için aynı yüksek hızda üretken olamıyorsunuz. Daha az üretken olduğunuz işe yaramadığınızı hissettireceği için ağır bir depresyon geçirebilirsiniz. Bu yüzden birçok intihar vakası meydana geliyor. Ama bitmedi ödeyeceğiniz başka bedellerde var. (intihar etmezseniz)
Ailenizi ihmal ettiğiniz için bazı sorunlar oluşacak ve kırgınlıklar yaşanacaktır. Uzun bir süre her şey yolunda gitse de sonunda fatura size çıkacaktır. Eşiniz bir sevgili bulabilecek ve boşanmadan söz edebilecektir. 14 yaşındaki oğlunuz hırsızlık suçuyla gözaltına alınabilecek onunla konuşmaya çalıştığınızda ise “bunca yıl neredeydin?” sorusuyla içinizde bir deprem etkisini yaşatabilecektir.
Yakınlarda çalıştığım bir danışanım tekstil işinde Türkiye’de başarılı olduğunu ve çok iyi para kazandığını söylüyordu. Yine de korku ve anksiyete ataklarının kurbanı olmaktan kurtulamamıştı. Zirveden düşerse ne olacaktı? Ya villada oturmak yerine üç odalı bir eve geçmek zorunda kalırsa yada rolls royce ye binmek yerine sıradan bir arabaya binmek zorunda kalırsa buna dayanamazdı! Yaşayabilir miydi? Kendini sevebilir miydi? Zafer yada parıltı olmadan mutluluğu bulacağını bilmiyordu. Sinirleri hep tepesindeydi. Bu sorulara nasıl cevap vereceğini bilmiyordu.
Sizin cevabınız ne olurdu? Bir başarısızlık yaşandığında halen kendinizi sevebilir ve sayabilir misiniz?
Yukarılara ulaşmak için hep daha fazla doz gerekecektir. Ama bir serabın peşinden gitmek gibi…
Cevap açık başarı mutluluğu getirmez! Başarınız değil de düşünceleriniz duygu durumunuzun anahtarıdır.
Mutluluğun başarı sonrası gelmesi gerekmediği mesajını almazsanız, zirvedeyken yakaladığınız duyguları tekrar yakalayabilmek için giderek daha fazla çalışmaya başlarsınız. Bu durum sizin işe bağımlılığınızın temelini oluşturur.
Şu soruları zaman zaman sormuşuzdur. Yaşamın anlamı neydi? Tüm yaşamım ne hakkındaydı?
Değinmek istediğim bir konuda insan ruhsal olgunlaşma süreci,
Bu süreç basit olandan karmaşıklığa doğru gider bu fabrikada parçaları birleşen arabaya benzer bazıları montaj bitmeden de trafiğe çıkar hani bir aralar şahin görünümlü doğan vardı işte öyle bir şey 
Trafiğe çıkan bu arabaları ne amaçla nasıl kullanacakları sürücülere yani bizlere aittir. Sürücü bu güzel aracı olumlu ve güzel yerlere götürebileceği gibi olumsuz ve kötü yerlere de götürebilir.
Bu gelişim aşamasında en ilkel düzey haset duygusudur. En gelişmiş olanı da şükran duygusudur.
Haset duygusunu açalım biraz
İnsanoğlu temelde eğilim olarak güzelliği, başarıyı, zenginliği, mutluluğu ve refahı ister. Genel eğiilim bu yöndedir. Hepimiz etrafımıza baktığımızda çevremizdeki dünya ile ilgili içimizde bir takım yansımalar hissederiz. Haset duygusunda olan kişi çevresindeki dünyada birilerinin başarılı mutlu çeşitli güzellikleri yakaladığında bir daralma ve sıkıntı hisseder. Tanıştırayım Bu haset duygusunun ta kendisidir. Mesela sabah kahvaltı yaptıktan sonra otoparkta komşumuzun yeni otomobilini görebiliriz. Bizim eski otomobilimizin yanında komşumuzun gıcır gıcır yeni otomobili bizde bir takım duygular çağrıştırır. Yıllardır beraber yaşadığımız komşumuzun bu otomobili bizim içimizde bunaltı, sıkıntı ve daralma yaratabilir. Veya komşumuzun oğlu üniversite sınavını kazanmış bizimki açıkta kaldığında aynı baskı ve bunaltıyı hissediyorsak haset duygusundayızdır. Kısacası haset duygusu bizim uzantımız olmayan nesnelerin dışındaki bireylerin kurumların elde ettiği her türlü güzelliğe karşı hissettiğimiz negatif duygudur. O güzellikler orada olmamalıdır. Bu şekilde haset edilen kişiye karşı çamur atma başlar. Mutlaka bir kusur bulma mecburiyeti hissederiz. Kendinde olmayanı tahrip etme yok etme temel istekdir. Haset duygusu yoğunsa bir akşam komşunun arabasını bile çizeriz. Haset duygusu güzeli yok etmektir başka yerde olamaz. Haset hisleriyle dolu insan hayatını bir cenderede geçiren her anını hırs ve öfke içinde yaşayan içinde huzuru ve dinginliği bulamayan ilkel bir varlıktır.
İnsanın haset duygusundaki açmazını bir bebekte bile görebiliriz. Kendini doyuran memeye karşı başlayan bu duygu memeyi tahrip etmeye ısırmaya gider aslında onu besleyen hayat kaynağı olan bir şey olduğunu kavramaktan acizdir. Haset duygusundaki her insan aslında ona ait olmayan güzelliklerin hayatının ayrı bir rengi ve güzelliği olduğunu fark edemez bu güzellikleri hayatından çıkardığında yaşayacak hayatımız kalmaz.
Bu haset duygusu olgunlaşma yönünde bir basamak çıkarsa açgözlü oluruz.
Açgözlülüğü gene bir bebeğin dünyasından tanımlayacak olursak bebek annesinin memesini büyük bir arzuyla sarılarak memedeki bütün sütün tamamını almaya çalışır. Karşı tarafta bir şey kalmamalıdır. Hepsi onun olmalıdır. Doyduğu halde emmeye devam eder. Ne kadar açgözlü bir bebek denildiğini çokça duyarız. Büyüdüğümüzde de bu gelişim evresindeysek en güzel en varlıklı en bilgili en kahraman olmalıyızdır. Her şey bizim olmalıdır.
Psikolojik anlamda açgözlü kalmış bir birey sosyal ilişkilerde ciddi sıkıntılar yaşar toplumsal huzuru bozar hedeflediği nesnelere ulaşmak için çok büyük dürtüler hisseder onlara ulaştığında da anlamsızlık duygusu yaşayabilir buda ayrı bir sıkıntı kaynağıdır.
Üçüncü evre kıskançlık evresidir. Haset duygusunu aşmış açgözlülüğü geçmiş bir birey daha olgun bir mertebe olan kıskançlık seviyesine ulaşmıştır.
Diğer evrelere nazaran burada yok etmek yada hepsinin onda olmasını istemez. Karşısındakinde var olanın kendinde de olmasını arzu eder. Komşu kadar başarılı komşu kadar varlıklı ve komşu kadar huzurlu olmak ister.
Karşıdaki nesneler ele geçirilmediği sürece sıkıntı kaçınılmazdır. Bu kişiye dayanılmaz bir acı verir ve bu yarışında sonu yoktur. Hep bizden daha iyileri daha başarılı yada daha huzurlu olanlar olacaktır. Buradaki kıskançlık ruhsal seviyedeki kıskançlık eşe hissedilen kıskançlık farklı bir şeydir.
Son seviye olan şükran duygusu ise ;
Bir anne çocuğuyla ilgilenirken çocuğun mutluluğundan keyif alır. Çocuğun mutlu ve keyifli bir şekilde oynaması doğal hareketleri anneye büyük bir keyif verir. Çocuk çişiyle kakasıyla gece ağlamalarıyla birçok problem yaratır. Tüm bu rahatsızlıklara rağmen anne büyük bir istekle çocuğun bakımına devam eder. Bunun karşısında hiçbir şey beklemez. Çocuk mutlu olduğunda büyük bir keyif hisseder. Bu şükran hissinin en saf halidir. Hiçbir karşılık beklemeden vericiliğinden keyif alma halidir. Başkasının yaşadığı mutluluk, huzur halinde keyif almadır. Dışarıdaki güzellik bireye nasıl olursa yada kime ait olursa olsun keyif vermektedir. Çocuğumuza karşı hissedilen bu duyguyu yaygınlaştırdığımızda bunu tüm dünyaya karşı hissedebiliyorsak olgunluğun doruklarındayız şükran duygularının tam ortasındayızdır. Sanki tüm dünya ve evren bizim uzantımız gibidir. Bir çiçeğin sağlıklı büyümesi ona keyif vermekte, bir gencin birinciliği onu mutlu etmekte komşunun yıllardır arzuladığı arabaya kavuşması onu sevindirmektedir. Tam tersi durumlarda diğer bireylerin üzüntüye bunaltıya düşmesi çaresiz hissetmesi durumunda onu da aynı şekilde mutsuzluğa sürükler ve kederlendirir. Bu durumun bize bir faydası da bir çok ruhsal hastalığa karşı panzehir geliştirmişiz olmamızdır.
Değinmek istediğim son konuda, bağlantı kurmadır. İnsan olarak en temel ihtiyaçlarımızdandır bağlantı kurabilmek ve bağlantı kurabilmenin temelinde sevgi şevkat anlayış hoşgörü vardır.
Bağlantı kuramayan bir insanın iyi hissetmesi yada mutlu olması çok mümkün değildir.
Kendini tam olarak ortaya koyabilmendir.
Kendini hikâyene sahip çıkabilmen bunun için kırılganlığımızı ortaya koymak gerekmektedir. Kırılganlığı tamamen kucaklayabilmek, peki Kırılganlıktan kastım nedir?
Bizi kırılgan yapan şey aynı zamanda bizi mutlu yapar, kırılganlık rahatlatıcıdır demiyorum yada çok acı vericidir. Sadece hayatı yaşayabilmek için gerekli olduğunu söylüyorum. Gönüllü olarak ilk defa seni seviyorum demekten bahsediyorum. Hiç garantisi yokken bir şeyi yapmaktan bahsediyorum. Vücudundan alınan kitlenin sonucunu öğrenmeyi beklerken nefes alıp vermeye gönüllü olmaktan bahsediyorum. Sürüp sürmeyeceğini bilmediğimiz bir ilişkiye yatırım yapmaktan ve tüm bunların hayat için gerekli olduğundan bahsetmek istiyorum.
Kırılganlık utanç korku ve değerli olma mücadelemizin özü ama aynı zamanda neşe yaratıcılık, ait olmanın ve sevginin de doğum yeridir.
Kırılganlığımı gösterebilmek için çok uğraştım. Bu işe ilk başladığımda güçlü olmak zorunda olduğumu düşündüğüm zamanlarda kırılgan olmak çok zor geliyordu.
Benim için uzun süren bir sokak dövüşü gibiydi kırılganlık vurdu ben vurdum. Kavgayı kaybettim ama hayatımı kazandım muhtemelen 
Yıllar boyu insanların kırılgan olmakta neden bu kadar zorlandıklarını düşündüm ve araştırdım. İlk olarak bulduğum şey kırılganlığımızı uyuşturuyoruz. İnsanlara kırılganlığı nasıl tarif edersiniz dediğimde şuna benzer cevaplar alıyorum. Kocamdan yardım istemek zorunda kalmak, hastayım ve yeni evliyiz, birisine çıkma teklif etmek, işten çıkartılmak, iflas etmek, yaşadığımız dünya bu kırılgan bir dünyada yaşıyoruz ve bununla baş etmenin yollarından birisi bu kırılganlığı uyuşturmak,
Bunun delilini bulmak çok kolay çıkın trafiğe hata yaptığını kabul etmenin kırılganlığı göstermenin karşındakini öldürmekten daha zor olduğunu düşünen bir toplum olduğumuzu hemen görebilirsiniz. Ama sorun şu duyguları seçici bir şekilde uyuşturamayız. Şu duygular kötü kırılganlık utanç, korku bunları hissetmek istemiyorum. Bunları uyuşturduğunuzda neşeyi uyuşturursunuz, minnettarlığı uyuşturursunuz, mutluluğu uyuşturursunuz, sonra anlam ve amaç peşinde koşmaya başlarız bulamayınca kırılırız ve kendimizi bir şişe içkinin son kadehini içerken, ağlarken yada tıkınırcasına yerken buluruz.
Neden ve nasıl uyuşuyoruz? Yaptığımız diğer şey kesin olmayan şeyleri kesinleştirmek, ben haklıyım sen haksızsın Günümüzde bunun en güzel örneğini politikada görüyoruz. Artık hitabet yok karşılıklı konuşma yok sadece suçlama…
Suçluluk duygusunun nasıl tanımlandığını biliyor musunuz? Acı ve rahatsızlık duygusundan kurtulma yolu, mükemmelleştiriyoruz. En tehlikelisi de çocuklarımızı mükemmelleştiriyoruz. Doğduklarında mücadele için hazırlanmış oluyorlar ve bu mükemmel çocuk bebekleri elimize aldığımızda söylemememiz gereken şu “ bak şuna mükemmel benim işim onu mükemmel olarak korumak beşinci sınıfa kadar tenise piyanoya dansa göndermek, iyi bir üniversiteye girdiğinden emin olmak” kusura bakmayın işimiz bu değil. Asıl söylememiz gereken şey şu” biliyor musun mükemmel değilsin ve mücadele için yaratılmışsın ama sevgiye ve ait olmaya layıksın” bizim işimiz bu.
Bana bu şekilde büyümüş bir nesil gösterin yaşadığımız sorunların sona erdiğini göreceksiniz.
Bir başka yolda söyle bununla da bitirmek istiyorum. Görünmemize derinden bir şekilde görünmemize kırılgan bir şekilde görünmemize izin vermek için, tüm kalbinizle sevmemiz için, hiçbir garantisi olmasa da, “bir baba olarak bu çok zor” kriz anlarında şükran ve neşe duyabilmek, kendimize sorarken “ seni bu kadar sevebilir miyim?” buna bu derece tutkuyla inanabilir miyim? Bu kadar istekli olabilir miyim? Sadece durabilmek ve neler olabileceği hakkında felaket senaryoları yazacağına, gerçekten minnettarım bu kadar kırılgan olabilmem yaşadığım anlamına geliyor” diyebilmek ve sonuncusu sanırım en önemlisi yeterli olduğumuza inanmak çünkü inanıyorum ki yeterliyim dediğimiz bir noktada çalıştığımızda o zaman çığlık atmayı bırakıp dinlemeye başlayabiliriz. Etrafımızdaki insanlara karşı daha şevkat dolu ve anlayışlı oluruz. Ve en önemlisi kendimize daha anlayışlı ve şevkat dolu oluruz.
cenk kahvecioğlu
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Cenk KAHVECİOĞLU'nun Makale ve Yazıları
► Mutluluk Nedir, Ne Değildir? Psk.Dilara PEPEDİL
► Mutluluk Uzm.Psk.Özlem SANAN ŞENBAY
► Evlilikte Mutluluk Psk.Dnş.Kıvanç TIĞLI
► Mutluluk Nerededir? Psk.Serap DUYGULU
► Mutluluk Nerededir? Psk.Serap DUYGULU
► Timus Bezi ve Mutluluk Psk.Yasemin MERİÇ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,278 uzman makalesi arasında 'Mutluluk Nedir?' başlığıyla benzeşen toplam 31 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Yaza Hazır Mısınız? Temmuz 2009
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


12:58
Top