2007'den Bugüne 73,545 Tavsiye, 24,413 Uzman ve 16,658 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



İlk Bağ: Bebekte Bağlanma
MAKALE #15802 © Yazan Uzm.Psk.Dnş.Zeynep ANAFOROĞLU BIKMAZ | Yayın Kasım 2015 | 980 Okuyucu
Bebekler doğduğu andan itibaren, kendisini koruması, temel ihtiyaçlarını ve sevgi ihtiyacını karşılaması için kendisinden güçlü olan bir yetişkinin varlığına ihtiyaç duyar. Bu, genelde çocuğu doğuran ve onu büyüten kişi olan annedir (Ainsworth, 1967). Bebekler altı ay civarında annelerini tanımaya, başkalarına kıyasla ona daha çok bakmaya, ona yönelip taklit etmeye, dokunmaya başlarlar. Bu davranışlar çocuğun bilişsel gelişimiyle de ilintilidir. Bu aylarda çocuklar annelerini değişmeyen, kalıcı, eşi olmayan varlıklar olduğunu anlarlar. Bu aylardan sonra bebeğin anneye olan bağlılığı güçlenir ve 12-18 aylar arasında en güçlü halini alır. Anne çocuk ilişkisinde en önemli etmenlerden biri fiziksel temastır (Hortaçsu, 2003).
Ancak fiziksel temas tek etmen değildir. Anne bebek ilişkisini etkileyen en önemli etmenlerden birisi annenin bebeğine göstermiş olduğu duyarlılıktır (Ainsworth, 1967; Ainsworth, Blehar, Waters ve Wall, 1978). Dahası, annenin bebeğine duyarlılığı (temel ihtiyaçlarını zamanında karşılaması), ulaşılabilirliği, bebeğini kabul etmesi, bebeğiyle etkileşim içinde olması ve tepkililiği (Posada, Carbonell, Alzate ve Plata, 2004), anne ile bebek arasında bir bağ oluşmasına neden olur (Ainsworth, 1967).
Anne ile çocuğu arasında oluşan bu duygusal bağa Bowlby, bağlanma adını vermiştir. Bağlanma, insanların kendileri için önemli gördükleri kişilere karşı geliştirdikleri duygusal bağlar olarak tanımlanmaktadır (Bowlby, 1973, 1980).

Bowlby (1982), bağlanmayı, “bir kişinin korktuğunda, yorulduğunda veya hasta olduğunda bir figürle ilişki kurmak ya da yakınlık aramak için duyduğu güçlü bir istek”, uzaklık ve zamanda bir veya birkaç figüre bebeğin bağlandığı duygusal bir bağ olarak tanımlamıştır.

Anne ile çocuk arasında oluşan bu bağlanma, önceleri bebeğin temel ihtiyaçlarını gidermeye yöneliktir. Ancak çocuk büyüdükçe onun duygusal gelişiminde ve sağlıklı bir birey olarak toplumda yer almasında etkilidir (Kayahan, 2002).

Çocuğun bebeklik yaşantısının önemine ilk vurgu yapan Freud’dur. Bebek ile anne arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk psikologlardan birisi de John Bowlby’dir. Bowlby, Freud’un anne-bebek ve yetişkin-yetişkin ilişkilerinin aynı tür olduğu ve erken yaşantıların daha sonraki yetişkin ilişkiler için bir prototip (ilk örnek) oluşturacağı görüşüne belli oranda ilgi duymuştur (Waters ve Beauchaine, 2003).
Bu açıklamanın anne-bebek ilişkisi için yeterli olmayacağını düşünen Bowlby (1982, 1973), anne ve çocuk arasında oluşan bağı ve bu bağın işlevlerini bir model olarak öne süren ilk kişidir. Anne ve çocuk arasında oluşan bağ, yaşayabilmek için mutlaka birilerinin bakımına gereksinimi olan çocuğun hayatta kalma şansını artırır. Bebek ve anne arasında oluşan bağ, annenin bebeğine gösterdiği rahatsızlık ya da korku belirtilerini fark etmesine ve bebeğin rahatlık, korunma ve çevreyi keşfedebilmesi için “güvenli üs” görevi sağlamasına yardım eder (Cooper, Shaver ve Colins, 1998).
Bowlby, sarılma, emme ve diğer birçok davranışın çocuğun içsel repertuarının bir kısmı olduğunu, amacının da anneyi yakında tutarak yaşam için temel oluşturmak olduğunu söylemiştir. İlk yılda bebeğin, annenin ayrılığını protesto etme, döndüğünde selamlama, korktuğunda sarılma gibi bağlanma davranışlarını aşama aşama gösterebileceğini söylemiştir (Karen, 1994).

Bağlanmayla ilgili ilk yapılan araştırmalar, Mary Ainsworth tarafından bebeklerin annelerine bağlanma tarzları ve annelerinden ayrılmaları konusunda verdikleri tepkileri incelenerek başlanmıştır (Ainsworth ve Bowlby, 1991). Ainsworth, çocukların beslenme, ağlama, kucaklama, göz kontağı kurma gibi temel pek çok durumda her bir annenin bebeğine tepkisine dikkat ederek, onları evlerinde ve daha sonra ise Yabancı Durum adı verilen bir laboratuara alarak gözlemlemiştir (Karen, 1994). Araştırmalar sonucunda bebekler, güvenli, kaçınan, kaygılı (kararsız)/ambivelans (kararsız) olarak üç kategoriye ayrılmıştır.

a) Güvenli Bağlanan Bebekler
Bu bebekler anneleri odadayken, onları güven temeli olarak kullanarak çevreyi keşfetmişler, yabancı birinin varlığında kaygı duymuşlar ve ondan kaçmışlardır. Annelerinin kısa süreli odadan ayrılmasına üzülmüşler, ağlamışlardır. Anneleri odaya geri döndüğünde annelerine yakınlaşmışlar, fiziksel temas istemişler ve annelerinin kollarına sarılarak rahatladıktan sonra çevreyi keşfe devam etmişlerdir (Fonagy, 1999; Bretherton, 2003).

Ev gözlemlerinde bu bebeklerin annelerinin, bebeklerinin ilk üç ayında diğer bebeklerin annelerine göre daha duyarlı oldukları (Bretherton, 2003), bebeklerinin ağlamalarına, ihtiyaçlarına ve sinyallerine hemen duyarlılıkla cevap veren kimseler oldukları gözlemlenmiştir. Çocuk ne zaman ihtiyaç duysa anne her zaman hazırdır. Ainsworth, annenin her zaman hazır olduğunu bilen çocuğun dünyayı keşfetmeye her zaman hazır olduğunu söylemektedir (Karen, 1994). Ev gözlemlerinde güven temeli olarak annelerini kullanan çocuklar anneleri odaya geri döndüğünde çok mutlu oldukları, annelerine yaklaştıkları, kucakladıkları veya bir gülümsemeyle annelerini selamladıkları gözlemlenmiştir. Yeni bir keşif yapmaya başlamadan önce anneleriyle psikolojik iletişim kurmuşlardır (Waters, 2004).

b) Kaçınan Bağlanan Bebekler
Bu bebekler, annelerinin varlığında odada oyuncaklarla oynamışlar, ancak; anneyi güvenli bir üs olarak kullanmamışlardır. Annelerinin odadan ayrılmasına çok az stres belirtisi göstermişler, anne geri döndüğünde; annelerini önemsememişler, anneleriyle etkileşimi reddedip uzaklaşmışlardır, hatta oyuncaklara vurmuşlardır (Ainsworth ve diğ., 1978; Fonagy, 1999; Waters, 2004; Bretherton, 2003). Ainsworth bu durumun bir şeylerin ters gittiğinin işareti olduğuna inanmış ve ev gözlemleriyle bu durumun nedenini bulmaya çalışmıştır.
Ev gözlemlerinde; bu bebeklerin annelerinin, özellikle yakın fiziksel temas göstermeyen anneler olduğunu, onların çocuklarının ihtiyaçlarına karşı genelde tutarsız, ağlamalarına karşı tepkisiz ve reddedici olduklarını görmüştür (Karen, 1994).
Bu reddedici ve dengesiz tavırdan dolayı, bu çocuklarda annelerine güvenli bir üs olarak itimat edemeyecekleri duygusu hâkimdir. Bu bebekler ev gözlemlerinde de annelerini güven temeli olarak kullanmamışlardır (Waters, 2004).

c) Kararsız (Ambivelans) Bağlanan Bebekler
Ainsworth, bebeklerin hareket etmeye başladıktan sonra sürekli annelerinin yanında kalmadıklarını anneleri dışındaki insanları ve objeleri tanımak için keşifte bulunduklarını, ayrıca; annesine güvenli bağlanan çocuğun annesine sürekli yakın durmaya çalışmadığını, annesinin orada olduğunu bildiği sürece keşifte bulunduğunu söylemiştir. Yabancı bir durum veya bir tehlike sezdiklerinde de güvenlik limanı olarak annelerine kaçtıklarını belirtmiştir (Bretherton, 2003).
Kararsız bağlanan çocuklar güvenli bağlanmaya sahip olamadıkları için sürekli olarak annelerinin nerede olduklarıyla meşguldürler ve keşif yapamazlar. Bu bebekler laboratuar ortamında anneleri odada iken oyuncaklarla hemen hemen hiç ilgilenmemişler, anneleri odadan ayrılınca çok üzülmüşlerdir (Fonagy, 1999; Waters, 2004), yüksek sesle ağlamışlardır (Bretherton, 2003). Anneleri geri döndüğünde bile çok kolay yatışmamışlar, iletişim kurma isteğinde olmalarına rağmen, çok sinirli görünmüşler, annelerine sarılmayı ve anneleri tarafından teselli edilmeyi reddetmişler, yalnızca sessiz kalmakla yetinmeyip (Bretherton, 2003), annelerinden uzakta durmuşlardır (Fonagy, 1999; Waters, 2004).
Ev gözlemlerinde bu çocukların annelerinin çocuklarına karşı, bazen duyarlı, bazen duyarsız, bazen çok ilgi gösterirken bazen de çok ilgisiz oldukları, çocuklarını çoğu zaman göz ardı ettikleri görülmüştür. Bu çocukların anneleri, diğer annelere göre, bakım ve diğer ihtiyaçların giderilmesi konusunda oldukça istikrarsız davranmışlardır (Vaughn, Egeland, Sroufe ve Waters, 1979; Belsky, Rovine ve Taylor,1984).
Kısaca bağlanma sistemi, çocukların bakıcıları (anneleri) ile ilişkileri temelinde gözlenen dört davranış örüntüsüyle tanımlanabilir. Bunlar yakınlığı arama ve koruma, ayrılığı protesto etme, keşfetme etkinlikleri için “güvenli üs” olarak, destek ve güvenlik için bakıcıyı “güven limanı” olarak kullanmadır (Sümer ve Güngör, 1999).

Bowlby (1982), yetişkinler tarafından gösterilen bağlanma davranışının çocukluktaki bağlanma davranışının devamı olduğunu ileri sürmektedir. Erken yaşantılar sadece daha sonraki davranışın yönlendiricisi değildir. O bir kişinin inançları ve beklentilerini şekillendirebilecek bir etkiye sahip olabilir (Waters, 2004). Bağlanma kuramının önemli prensiplerinden biri, bağlanma ilişkilerinin yaşam boyu önemli oranda devam ettiği şeklindendir (Ainsworth, 1982, 1989; Bowlby, 1977, Akt. Bartholomew ve Horowitz, 1991).
Bu yönde araştırma yapmak için ilk çalışmalardan bir tanesi Main tarafından gerçekleştirilmiştir. Main, aile içi ilişkileri incelemek için yapılandırılmış “Yetişkin Bağlanma Görüşmesi’ni geliştirmiştir. YBG, hemen hemen bir saat süren ve Yabancı Ortam’da gözlemlenen bebeklerin anne-babalarında kendi bağlanma durumlarının değerlendirildiği bir yöntemdir. YBG’de, anne-babaların kendi anne-babalarıyla geçmişteki bağlanma yaşantılarına ilişkin anıları ve onlarla şu anki ilişkilerini betimleme biçimleri temelinde bağlanma sınıflandırması yapılmıştır. Bu görüşme sonucunda elde ettiği bulgular ve Yabancı Durum’dan elde ettiği bulgular paralellik göstermektedir (Crittenden, 1990; Bartholomew ve Horowitz, 1991, Waters, 2004). Bu görüşmenin sonucunda aileleri konusunda; özerk, kararsız (saplantılı) ve kayıtsız olmak üzere üç bağlanma stili belirlenmiştir (Main ve diğ., 1985).

Hazan ve Shaver (1987), bir bağlanma süreci olarak romantik bağlanmayı kavramlaştırarak, çocukluktaki üç bağlanma biçiminin ergenlik döneminde ve yetişkinlikteki duygusal ve evlilik ilişkilerinde de ortaya çıkabileceğini ileri sürmüşler ve bunları değerlendirmek için Ainsworth’un üç çocuk bağlanma stilinin tanımlamasına dayanan basit bir ölçek geliştirmişlerdir (Cooper ve diğ., 1998).
Bundan yola çıkarak, güvenli, kaçınan ve kaygılı/kararsız olmak üzere üç bağlanma stili tanımlamışladır (Bartholomew ve Horowitz, 1991).
Güvenli grupla karşılaştırıldığında güvensiz grupların sevgi konusundaki inanç ve tecrübelerinin daha negatif oldukları görülmektedir. Güvensiz gruplar daha kısa romantik ilişkilere sahiptirler ve çocukluklarındaki aile ilişkilerini tanımlarken ailelerini az destek sağlayan insanlar olarak anlatmışlardır (Bartholomew ve Horowitz, 1991).

Bartholomew’in Dörtlü Bağlanma Modeli
Bowlby (1973)’nin zihinsel modellerin benliğe ve başkalarına ilişkin inançları içerdiği görüşünden yola çıkarak, Bowlby (1982) tarafından ortaya konulan benlik ve başkaları (bağlanma figürü modeli) modelini yetişkin bağlanma stillerini açıklamak için dörtlü bağlanma modeli geliştirmiştir. Bu modele göre insanların diğer insanlara olduğu kadar kendisine karşı da çalışma modelleri vardır. Bireylerin benlik ve başkaları zihinsel modellerinin olumlu ve olumsuz olma durumunun çaprazlamasından dört bağlanma stili elde edilmektedir (Bartholomew ve Horowitz, 1991).

Olumlu bir benlik modeli dışarıdan bir onaya gereksinim duymadan sahip olunan özsaygı ve sevilebilirlik duygusunu, olumsuz bir benlik modeli ise olumlu bir benlik için başkalarının onayına gereksinim duymayı içermektedir. Başkaları modeli başkalarının iyi niyetli ve gereksinim duyulduğunda ulaşılabilir ve orada olduğuna ilişkin beklentilerle ilgilidir. Başkaları modelinin olumlu olması, yakın ilişkilerde destek ve yakınlık aramaktan çekinmemeye ve başkaları hakkında olumlu beklentilere sahip olmaya, başkaları modelinin olumsuz olması ise başkalarına ilişkin olumsuz beklentiler taşımayı anlatmaktadır (Bartholomew ve Horowitz, 1991; Feeney, & Noller, 1990).

BENLİK MODELİ
(Bağımlılık)
Olumlu Olumsuz
(Düşük) (Yüksek


GÜVENLİ


Yakınlık kurmada rahat ve özerk

SAPLANTILI

İlişkilere takıntılı


KAYITSIZ


Yakınlığa karşı kayıtsız ve karşıt bağımlı

KORKULU


Yakınlıktan korkan ve sosyal açıdan kaçınan



(yukarıdaki tablo eksik slayttan bak)




Güvenli bireyler, diğer insanları kabul eden ve duyarlı tepki vermesini, değerlilik ve sevilebilirlik duygusunu göstermektedir. Güvenli stile sahip bireyler kendisinin sevilmeye değer olduğunu, başkalarının da genel olarak kabul edici ve destekleyici olarak düşünürler. Hazan ve Sahaver (1987)’ın güvenli bağlanma stiline karşılık gelmektedir (Bartholomew ve Horowitz, 1991).
Saplantılı stil, diğer insanları olumlu değerlendirmesiyle beraber bir değersizlik duygusunu göstermektedir. Bu bireyler, yakın ilişkilerinde kişisel yeterlilik ve değerlilik bulmak için çaba gösterirler. Bu stile sahip bireyler kendileri hakkında olumsuz bri benlik şemasına sahiptirler. Bu stil, kavramsal olarak Hazan ve Shaver (1987)’ın kararsız grubuna, Main ve diğerleri (1987)’nin saplantılı bağlanma stiline karşılık gelmektedir.
Korkulu stil, diğer insanların güvenilmez ve reddeden insanlar olacağı düşüncesi ile kendisinin sevilmeyeceğine dair beklentileri ve sevilmeme duygusunu göstermektedir. Bu stil diğer insanlardan uzak durarak, reddedilme ve incinme duygularına karşı kendini koruma çabalarını belirtmektedir. Bu stil Hazan ve Shaver (1987)’ın kaçınan stiline karşılık gelmektedir.

Kayıtız Stil, diğer insanlara karşı olumsuz bir tutumla birlikte bir sevgi-değerlilik duygusunu anlatmaktadır. Bu bağlanma stilindeki bireyler yakın ilişkilerden kaçınarak, özerklik ve incinmeme duygularını koruyarak (devam ettirerek) kendilerini hayal kırıklığına karşı korumaktadırlar. Bu stil kavramsal olarak Main ve Diğerleri tarafından ifade edilmiş olan kararsız ya da reddedici bağlanma yaklaşımına karşılık gelmektedir, bundan dolayı kayıtsız olarak isimlendirilmiştir (Bartholomew ve Horowitz, 1991).
Yukarıda da bahsedildiği gibi bağlanma, insanların kendileri için önemli olan insanlara karşı geliştirdikleri duygusal bağdır. Bağlanma kuramı etiyoloji, nesne ilişkileri ve psikodinamik ilişkiler üzerine kurulmuş bir kişilik gelişimi kuramıdır.
Etiyolojik temele dayanan savı, bütün memeliler gibi hiçbir deneyimi olamayan insan yavrusunun da içgüdüsel olarak bir bağlanma sistemi dahilinde davrandığı ve bu sistem çerçevesinde yaşamını sürdürebilmek için kendisinden daha olgun ve deneyimli bir bağlanma figürüne ihtiyaç duyduğudur.


Main ve Diğerleri Hazan ve Shaver Bartholomew ve Horowitz
Özerk Güvenli Güvenli
Kararsız (saplantılı/ambivelans) Kaygılı/Kararsız Saplantılı
Kaçınan Korkulu
Kayıtsız Kayıtsız
Güdüsel ve davranışsal yönü olan bağlanma sisteminin en temel işlevi bağlanma figürüne yakın olmayı sağlamaktır. Kendisine bakanlara yakınlığı koruyarak, yeni doğan hayatta kalma şansını artırmaktadır. Bağlanma kuramının psikodinamik yönü ise erken yaşlarda bağlanma figürü ile kurulan ilişkinin niteliğinin yaşamın sonraki yıllarında kurulacak yakın ilişkiler için bir temel oluşturacağı savına dayanmaktadır (Bowlby, 1973, 1980, Akt. Güngör, 2000).
Bağlanma kuramı, çocukların anne-babalarıyla olan yaşantılarından, çocukluk yaşantıları ve sonraki anne-babalık davranışları arasında bir bağlantı oluşturan zihinsel yapılar (Bowlby, zihinsel temsilleri içsel çalışma modelleri olarak ta adlandırmıştır, Bowlby, 1973) geliştirdiklerini ve bu yapıların hayat boyu tüm ilişkilerini (kendi çocukları ile olan etkileşimlerini de içeren) etkilediğini söylemektedir (Bowlby, 1980).
Bowlby (1973)’e göre, çocuklar anneleri ile olan bu erken bağlanma yaşantılarını içselleştirirler ve erken yaşantılar çocuğun daha sonraki ilişkilerine yön verir.

Zihinsel modeller çoğunlukla farkında olmaksızın işlev gören, kişiye başkalarının özellikle de bağlanma figürünün davranışları ve niyetlerine ilişkin çıkarım yapmada kullanılan yapılardır.

Bowlby (1982), bebeklerin kendileri ile yakın ilişkide bulunan bakıcıya ait içsel çalışan modeller geliştirdiklerini söylemiştir. Eğer bağlanma figürü bağımsız bir keşif için çocuğun ihtiyaçlarına hemen cevap verirken, bebeğin koruma ve rahatlık ihtiyacını onaylarsa, çocuk; güvenilir ve kendisinin sevilmeye değer olduğuna dair bir çalışma modeli geliştirecektir. Tersi olarak aileler çocuklarının keşif ve rahatlık için girişimlerini engeller ya da reddederse, kendisini yetersiz ya da değersiz olarak değerlendirip ona göre bir içsel çalışan model geliştirecektir (Bretherton, 1990, 1992)
Bowlby, zihinsel temsillerin yaşam boyu değişmez olduğunu ve her dönemde kişiler arası ilişkilerin niteliğini belirlediğini söylemektedir.
Biz anne ve babalarımızdan Bowlby (1973)’nin kendi ve ailelerin içsel çalışma modelleri olarak isimlendirdiği şeyi alırız. Bowlby’ e göre bu modeller, çocukken yaşadığı etkileşimden aldığı kendisi ve ailesi hakkındaki zihinsel temsilleridir.
Bowlby (1973), reddeden ailelerin çocukluklarında muhtemelen kötü ilişkiler yaşadıklarını söylemektedir. Bağlanma örüntülerinin kuşaklar arası aktarımının da bu sayede olduğunu ileri sürmektedir.
Çocukların sonraki ilişkilerinde ilk ilişki örüntülerini tekrar ettiği görüşüne dayanarak, ana-babaların da çocukken yaşadıkları örüntüleri sonradan kullanıp kullanmadıkları sorusu ortaya çıkmaktadır. Ana-babaların kendi çocukluk bağlanma modellerinin sonradan bağlanma figürü olarak nasıl davranacağını belirlediğini gösteren çeşitli araştırma sonuçları bulunmaktadır. Bu iki şekilde açıklanabilir. Kişi kendi ana-baba davranışını belirlemede kendi ana-babasının içsel çalışma modellerini kullanıyor olabilir (özdeşleşme). Bu özdeşleşme açıklaması Sroufe ve Fleeson (1986)’un çocuğun ilişkinin her iki tarafını içselleştirdiği görüşüyle benzerlik göstermektedir (Akt. Bretherton, 1985).
Kişinin ana-babalık davranış köklerini kişinin ana-babasıyla olan erken dönem ilişkilerindeki o anki benlik modeli tarafından yönlendiriyor olabilir (Bretherton, 1985).
Sorufe ve Fleeson (1986), içsel çalışma modellerinin hem çocuğun birey olarak yaşadığı çocukluk rollerinin hem de ailenin modellerini içerdiğini belirtmiştir (Akt. Crowell ve Feldman, 1988). Böylece bir kadın annelik rolünü kendi annesinden öğrenmektedir (Belsky, 1984) ve bir aile olduğunda da; kendi çocukluğunda yaşadığı çocukluk yaşantılarını tekrar etmeye ve annelik rolünü oynamaya yönelmektedir (Crowell ve Feldman, 1988).
Ailelerin çocukluk yaşantıları, hatıraları, beklentilerini anne-babalık davranışlarını etkilemektedir (Belsky, 1984; Ricks, 1985). Main ve Goldwyn (baskıda), ailenin içsel çalışan modelleri ve çocuklarının davranışları arasında bir ilişki kuran hipotezi destekleyen deneysel bir çalışma yapmışlardır; güvenli içsel modellere sahip annelerin, ailelerine güvenli bağlanan çocuklarının olduğunu belirtmişlerdir. Bağlanmamış (detached) olarak sınıflandırılan annelerin endişeli ve kaçınan çocuklara, saplantılı annelerin ise endişeli ve dirençli çocuklara sahip olduklarını belirtmişlerdir (Akt. Crowell ve Feldman, 1988).

Annenin içsel çalışan modelleri çocuğuna göstereceği duyarlılığın niteliğini etkilemektedir (Main, Kaplan ve Cassidy, 1985). Güvensiz bağlanmaya sahip bir anne-babayı düşündüğümüzde, bu anne baba sadece bebekten gelen sinyalleri yanlış yorumlamakla kalmaz, aynı zamanda yanlış yönlendirici geri bildirimler verir. Başka bir deyişle, bağlanma modelinde sorun olan anne-baba kişler arası ilişkilerle ilgili yeterli, organize olumlu bir içsel çalışan model geliştirecek olan bebeğin bu gelişimsel görevi yerine getirmesine de engellemiş olur. Başka bir bakış açısıyla güvenli bağlanmaya sahip anne-babalar için tersi olmaktadır. Böyle bir anne-baba ilişkileri ile ilgili uyumlarını artırıcı bilgiler vereceklerdir (Bretherton, 1990). Erken yaşlarda ve tekrarlayan etkileşimlerle ileriki yıllara aktarılan bağlanma zihinsel modellerinin, kişinin bağlanma örüntüleriyle tutarlı bir bağlanma figürü rolü üstlenmesine ve kendi modellerini sonraki nesillere aktarmasına yol açtığını varsayılmaktadır (Güngör, 2000).

Yukarıdaki açıklamalar dikkate alındığında; çocukların bağlanma stillerinin annelerinin onlara karşı davranışları ve onların tepkilerine duyarlı olup olmamalarıyla yakından ilişkili olduğu görülmektedir. Annenin duyarlılığı ise onun kendi bağlanma stilinden (annelik/maternal zihinsel modellerinden) kaynaklanmaktadır. Anne kendi bağlanma stiline göre çocuğuyla etkileşim içinde bulunacaktır ve buna göre çocuğunu yetiştirecektir. Bu etkileşim ortamında büyüyen çocuk annesiyle özdeşleşecek ve kendileri anne baba olduklarında da kendi çocuklukları boyunca yaşadıkları aynı davranış örüntülerini benimseme eğilimi içerisinde olacaklardır (Bowlby, 1969, Akt. Güngör, 2000). Böylece bağlanmanın kuşaklar arası aktarımı az ya da çok sağlanacaktır. Bu yüzden çocukların bağlanma davranışlarının anne bağlanma stillerine göre incelenmesi alana katkı sağlayacaktır.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"İlk Bağ: Bebekte Bağlanma" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Dnş.Zeynep ANAFOROĞLU BIKMAZ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Dnş.Zeynep ANAFOROĞLU BIKMAZ'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Zeynep ANAFOROĞLU BIKMAZ Fotoğraf
Uzm.Psk.Dnş.Zeynep ANAFOROĞLU BIKMAZ
İstanbul ve İzmir
Uzman Psikolojik Danışman
Psikanalitik Psikoterapist
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi27 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Dnş.Zeynep ANAFOROĞLU BIKMAZ'ın Yazıları
► Bağlanma - Çocuklarda ve Yetişkinlerde Bağlanma Psk.Dnş.Mehmet Enver BAYATLI
► Bebekte Yanlış Cinsiyet Tahmini Psk.Serap DUYGULU
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 16,658 uzman makalesi arasında 'İlk Bağ: Bebekte Bağlanma' başlığıyla benzeşen toplam 18 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Ayrışma-Bireyleşme Aralık 2015
◊ Takıntı Nedir? Ekim 2017
◊ Otistik Zeka Aralık 2015
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


09:18
Top