2007'den Bugüne 73,555 Tavsiye, 24,416 Uzman ve 16,661 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Ayrışma-Bireyleşme
MAKALE #15821 © Yazan Uzm.Psk.Dnş.Zeynep ANAFOROĞLU BIKMAZ | Yayın Aralık 2015 | 928 Okuyucu
Ergen karmaşası kavramı psikanalitik teorinin içinde derin köklere sahiptir, çünkü ergenin çocukluğundaki ebeveynden ayrılma ihtiyacı hakkındaki fikirlerle iç içe geçmiştir. Biri anne-babaya olan içselleştirilmiş bağın ergenlik çağında cinselleştirildiğine inandığında(S. Freud, 1905), evrensel ensest tabusu sözüm ona bu bağdan ayrılma ihtiyacına mantıklı bir açıklama sağlar. (A. Freud, 1958) Böyle bir girişime eşlik eden zorlukların ergen karmaşasına yol açtığı düşünülür. Anna Freud(1958) kendi ergen karmaşası terimini, yükü geri çekme ve sevginin yani tatminin geri dönüşü için artık umutsuz olan bir durumda vazgeçme zor görevinin neden olduğu zihinsel acıya eşlik ettiğine inandığı psikolojik üzüntü olarak tanımlar. (s.262). Blos (1967) psikolojik yeniden yapılanma işlemini Mahler'in (1968) ayrışma-bireyleşme çalışmasına bağlar ve ergenliği ergenin yetişkin dünyasının bir üyesi olmak için aile bağlarını koparıp, çocukluktaki bağlarını gevşettiği ikinci bireyselleşme işlemi olarak tanımlar.
Profesyoneller ve meslekten olmayan kişiler de olgunluğun ergenin ailevi bağlarını bırakmasına bağlı olduğuna inanmaya başladılar. Örneğin ergenin akran grubuyla artan sosyalliği ebeveynlere olan içsel bağlılığından vazgeçmesine kanıt olarak alınır. Marohn(1998), bu tipik ergen davranışı yorumunu kınadı ve ergenlerin normalde çocukluk ebeveynlerinden ayrılmadıklarını iddia etti, eğer bu vazgeçme ya da bağlılık bağının kaybolması anlamına gelecek şekilde ele alınırsa. Marohn, ergenlerin hayatlarını devam ettirebilmek için sevdiklerine karşı güvenli duygusal bağlara ihtiyaç duydukların söyler. İnanıyorum ki biri ergenlikte karmaşa gördüğünde, bu daha çok güçlü bağlardan vazgeçme çabasından ziyade yetersiz güçteki duygusal bağların değişikliklerinden kaynaklanmaktadır. Temel soru, ergenin güvenli bir bağ kurup kuramadığıdır, çünkü güvensiz bağı olanlar daha zor bir gelişim sürecine sahiptirler. Klasik psikoanalizin, özerkliği gelişim amacı olarak görmesine ve çocukluk bağlarından vazgeçilmesine değer vermesine rağmen, ilişkisel teoriler farklı bakış açılarına sahiptir; olgun özbakım ve yeni ilişkilerde ve dünyada etkili işlevsellik, varlıkları hayatın zorluklarıyla yüzleşmede güç ve rahatlık sağlayan sevilenlere, güvenli bağı devam ettirmede uyumlu ve hatta bağımsız olarak görülür.

BAĞLANMA-BİREYSELLEŞME

Ergenin çocukluk ebeveynine bağlılığının güvenliliği ya da güvensizliğine odaklanma, ergen karmaşası sorununu aydınlatıp açıklayabilir diye düşünüyorum. Daha önceki bağları üzerine inşa eden güvenli ergenler daha esnek, daha incelikli bağlar kurmaya devam ederler. Aileleri ve yaşıtlarıyla ilişki dağarcıklarını genişletirler fakat güvenli bağlarını koparmazlar. Birinin diğerinin desteğine güvenebileceğini bilmesi, bağın, ilişkinin, ilişkideki kendi ve diğerinin hislerinin gelişimini sağlar. Bireyselleşme, belirleyici kişilik özelliklerinin oluşumu, güçlü bağla ilerletilir; hayatın her evresinde bireyselleşme, normatif gelişim yayılımı, zorunlu kendilik nesnesi deneyimleri sağlayan iyi işlevli öznelerarası çevrelerle desteklenir. (Doctors, 1998a, b) Fakat bağlılık bağları güvensiz olduğunda karmaşa genelde ergenin duygusal bağlarını geliştirip yeniden işleme çabasından kaynaklanır. (Ainsworth, 1978).
Bağlanma-Bireyselleşme ifadesi Mahler'in bilgi ve yazılarını (Mahler, 1968; Mahler, Pine, and Bergmann, 1975) gözden geçiren ve Mahler'in ayrışma ve bireyleşme ifadesine ters düşen ifadeyi türeten bebek araştırmacısı Lyons Ruth'un (1991) çalışmasından gelir. Lyons Ruth, Mahler'in bakıcıya karşı duygu ikileminin, rahatlık arayışındaki yeni yürümeye başlayan çocuk için normal olduğu iddiasını ele alır. Lyons Ruth Mahler'i yeniden yorumlamak (Ainsworth, 1978) için bağlanma araştırmasını kullandı ve yeni yürümeye başlayan çocuklardaki arttırılmış duygu ikileminin Mahler'in iddia ettiği gibi yutulma korkusuyla alakalı duygu ikileminden daha çok ebeveyn-bebek ilişkisindeki zorluklarla ilgili olduğunu söyledi. Mahler bireyselliğin kaynaşmış anne-bebek durumundan farklılaşmayla elde edildiğine inanıyordu, oysaki şu anda biliyoruz ki erken dönemlerde bireyin kendisi ve diğeri eskiden düşünülenden daha kolay bir şekilde ayırt edilebilir. Dahası bu, gelişim için hayati olan kendisi ve diğeri arasında kurulu ilişkinin doğasıdır. İyi işlevli öznelerarası sistemlerde bağlılık hissi ve ayırt edicilik hissi eş zamanlı gelişir. Bağlanma-Bireyselleşme(Lyons-Ruth, 1991), çocuğun eş zamanlı bir şekilde bu ilişkiler arasında kendi amaç ve girişimlerine yer bulmaya çabalarken her koşulda tercih edilen bakıcılarla duygusal bağlar kurma ve devam ettirme eğilimini vurgular. (s. 10) Bu modelde, çocuk kendi amaç ve girişimleri için ilişkilerine yer bulamaması dışında bağ ve bireyselleşme arasındaki ilişkide normalde hiçbir çatışma öngörülmez. Çocuğun kendi amaç ve girişimleri bakıcıya olan duygusal bağı tehdit eden deneyimler olduğunda iç çatışma oluşur. (Stolorow, Brandchaft, and Atwood, 1987, s. 88-99, Brandchaft, Doctors, & Sorter, 2010). Sonradan gözlenebilen ambivalans, çocuğun bireyselliğini kanıtlarken aile ile iç bağ duygusunu sürdürmedeki zorluklarından kaynaklanır.
Diğerleri (Franz and White, 1985; Blatt and Blass, 1990) bireysellik ve bağlanmanın gelişiminde birbirine bağlı kanallar olduğunu iddia etmişlerdir- her gelişim döneminde bir alandaki deneyimler diğerinde dallara ayrılır. (Franz and White, 1985, s.247). Bunu birçok ima takip eder. Her gelişim döneminde bağlılıktaki problemler bireyselleşmede problem üretir, halbuki başarılı bağlanma deneyimleri daha sağlam bireyselleşmeyi destekleyip ilerletmeye devam eder. Benzer bir şekilde, bireyselleşmedeki ilerlemeler bağı zayıflatmaktan ziyade güçlendirir.
Ergen kızlar ve onların bağlanma-bireyselleşme sürecindeki değişikliklerinin iki kısa betimlemesini sunacağım. Her iki vakada bireyselleşmenin “kendi sesini bulmak” olarak ifade edilen yönünü örneklendirir. Ne paylaşan ne de alıcı olan bir kişinin, yüzüne kişisel bakış açısı yerleştirme kapasitesi daha geniş bireyselleşme sürecinin bir yönüdür. Fakat ergenlikteki gelişimsel süreçte bireysel farklılığı odak haline getirebilir. İlk vaka Blair, güvensiz ergenlerin ergenlikteki duygusal bağları yeniden işleyip geliştirmeye kalkıştığında ortaya çıkan ergenlik karmaşasını örneklendirir. İkinci vaka Alexandra ise ergenlikte daha sağlıklı bir bağlanma-bireyselleşmeyi örneklendirir. Her bir ergenin ailesine bağının doğası çok önemlidir, çünkü ayrışmaya odaklanan klinisyenler aileye olan bağın her ergen için aynı olmadığını bazen unuturlar. Güvensiz bağın rolü işleve girdiğinde, güvensiz bir çocuğun gelişim sürecine getirdiği incinebilirlik (umutsuzluk, depresyon ve bazen incinebilirlikten kaynaklanan agresyon) teşhis edilebilir ve yanlışlıkla olmadan bağlantı kesme diye adlandırılan şeye eşlik eden acıya dayandırılır. Yoğun ambivalans bireyselleşmeyi ya da normatif gelişimsel yayılmayı zorlaştıran güvensiz bağın özelliği olarak yeni bir biçime sokulur.
BLAİR
16 yaşındaki Blair, anorexia tedavisinin ardından babasının ve üveyannesinin evine taşındı, çünkü annesinin yiyecek ve kilo endişeleri Blair’in yeme bozukluğunda anahtar faktördü. Boşanmanın neden olduğu fiziksel ve duygusal uzaklık Blair’in daha önceden babasına karşı olan yakınlığını sarstı ve onu babasının öfkesine ve alaycı yorumlarına karşı incinebilir hale dönüştürdü. Blair ve babası ve üveyannesi arasındaki çatışma arttığında Blair aşırı yediği tek öğün aralarıyla yiyecek kısıtlamasını noktalamaya başladı.
Yeni semptomun gelişini anlamak için, ben Blair’in davranışsal döngüsünü fenomenolojik olarak açıklamak için soyutladım ve genelleştirdim. “Kendini tutuyorsun, yemeni kısıtlıyorsun, kendini engelliyorsun, kendini kontrol altına alıyorsun ve sonra aniden patlak veriyorsun.” Blair canlanarak “Oh! Bunlar benim Paulette hakkındaki duygularım” diye cevap verdi. Blair, sadece kendini tekrar kontrol etmeye uğraşmak için üvey annesi Paulette’e ne şefkat gösterip ne de beklemeyi “hatırlama”ya uğraştığını fakat bazen “unuttuğunu” anlattı. Blair, Paulette ve babasına karşı olan duygularını kontrol etmeye çalıştı, hem incinmiş hem sevme duygularını.
Blair Paulette’in günlüğünde, Paulette’in kızgın ve hayal kırıklığına uğramış olduğunu ve Blair’i “hayatını mahveden arsız çocuk” olarak tanımladığını okudu. Şaşıran ve deliye dönen Blair, kızgın bir şekilde tepki gösteren Paulette’e incinmesini ifade etti. Blair’in Paulette’e karşı olan incinme ve sevme duygularını kontrol girişimi üveyannesiyle daha fazla yıkıcı bir şekilde acılı iletişimden kaçınmak için kendini koruyucu bir çabaydı.
Yiyecek alanındaki davranışlarla ilişki alanındakilerin paralelliği dikkat çekiciydi. Yeme davranışları Blair’in ilişkilerde kullanamadığı “sesi” oluşturuyordu. Blair kronik derecede açtı fakat gün boyu yememeye çalışıyordu sadece gece geç vakitlerde kendini tıkayana kadar yemek için. Benzer bir şekilde kendine Paulette’in dikkate alması gereken biri olmadığını söylüyordu fakat onun yakınlık için olan “açlığı” sürekli araya girmeye devam ediyordu. Yeme kısıtlamaları, onun bakıcılarını ve onlara güvensiz bağlarını gerecek olan duygu ifadesini kontrol girişimlerini somutlaştırmasıdır.
Blair, onların onunla ilgilenmelerini ve ona olan şeyleri umursamalarını istediğini söyleyerek babasının ve üveyannesinin onu görmezden geldiğini şikayet etti. Hem ilgi istiyordu hem de bu isteği reddediyordu.Yiyeceğe ya da duygusal hayata dair Blair, "İstiyorum, istiyorum, istiyorum" duygusu ve ardından kendisini "İhtiyacım yok, ihtiyacım yok, istemiyorum" diye yemin ederken bulma duyguları arasında gidip geliyordu. Bu, Mahler(1968) ve Blos(1967) tarafından beklenen ayrışma-bireyleşme meselelerinin merkezi olduğu farzedilen gelişim dönemlerine normalde eşlik eden arttırılmış ambivalans mıdır? Lyons Ruth’un(1991) eleştirisine paralel olarak Blair’in ambivalansının burada ergenlik gelişim dönemini zorlaştırarak bağlanma patolojisinin(Ainsworth 1978) bir özelliği olduğuna inanıyorum.
ALEXANDRA
Çalışkan ve çok başarılı Alexandra, psikoterapisinde hevesli bir şekilde anlattığı filizlenen sosyal hayatına da eşdeğer bir şekilde kendini adamıştı. Üzgün, gergin ya da semptomatik olmamasına rağmen, babası ve üveybabasına yakınlığına karşın onlarla konuşmak istemediği şeyler vardı. Çocukluğundan beri bir terapiste sahip olmuş olan ( annesi ve üveybabası annesinin ölümcül kanserini öğrendiklerinde bir tedavi olarak başladı) 16 yaşında annesinin ölümünden iki yıl sonra Alexandra ya da Zan terapiyi fiziksel gelişimini, sosyal/seksüel gelişimini tartışabileceği yakın bayan bir sırdaşa sahip olma fırsatı olarak gördü.
Bir gün Alexandra çekiciliğini ve onun getirdiği sosyal yararları öğrenmesini doğrulayan olaylardan bahsederken baskın olan modunu yansıtarak heyecanlı bir şekilde konuşuyordu. Çok çekici bir çocukla çıkıyordu ve onun Martin Luther King ile ilgili küçümseyen yorumuyla şok olmuş ve üzülmüştü. Ona ne demek istediğini sordu ve genç adam savunmacı, kızgın ve onun liberal bakışının olgunlaşmamış olduğunu iddia ederek aşağıladığında bile (Zan) inat etti. Onunla çıkabilecek kadar olgun olduğunu hissetmesini oldukça istemesine rağmen geri çekilmedi ya da sessiz kalmadı. Cesaretini toplayıp ısrar etti: “Belki sen bunu benim kadar önemsemenin aptalca olduğunu düşünüyorsun ve belki de şimdi kim olduğumu bildiğine göre artık benimle çıkmak istemeyeceksin -bu sana kalmış- fakat ben olduğum kişiyim ve bunu inkar edersem kendime saygı duyamam. Sorduğum soru şu ki, kimsin ve neye inanıyorsun?”
Bu anı Alaxanra’nın gelişimini destekleyici unsurları ve onun birlikte yapılandırmaya hazırlandığı öznelerarası iletişimi ortaya koyar. Onun yapmış olduğu zor seçimi onayladım ve onun güçlülüğüne olan hayranlığımı ifade ettim. O bunun zor ama gerekli olduğunu söyleyerek memnuniyetle cevap verdi ve bunu yaparken annesinin varlığını hissettiğini ekledi. O an tartışmamızın arka planında yer alan annesi ile ilgili hatırlayabildiği ilişkilerinden parçaları bana anlatmaya devam etti. Çocuklukta annesi Alexandra’nın kendiyle gurur duyduğu anları doğrulamak ve vurgulamak için “Zan yapabilir” derdi. Zan bana şunu söyledi, önyargılı yoruma dair yaptıkları “Zan yapabilir” anıydı. İkimizde duygusallaştık; o hayatında annesinin devam eden varlığını hissederek ben de Zan’in gücüyle ve bunun aracılığıyla annesinin gururlu kadınlığıyla temasta olmaktan dolayı şanslı ve onurlu hissederek. Ofisimden ayrıldığında arkadaşım Dick Marohn’un sözlerini düşündüm; “Annenin içsel temsili mi onu ayakta tutuyor? Öğretmenleriyle, erkek arkadaşlarıyla ve diğerleriyle yeni ilişkilerindeki böyle destekleri yeniden mi deneyimliyor?”(Marohn,1998,s.12)
TARTIŞMA
Bu vakalar, ergen gelişimi normalde nasıl ilerler ve ergen karmaşasını üreten psikolojik durumları nasıl örneklendirir? Şimdi farklı ergenlerde aileye olan bağın doğasının farklı olduğunu bilerek çocukluk ebeveynine içselleştirilmiş bağın rolünü ve işlevini gözden geçirebilir miyiz?
Hem Blair hem Alexandra çocuklukta ebeveyn kaybını yaşamış olmasına rağmen her kızın iç ebeveyn bağının doğası ve mevcut öznelerarası iletişimi oldukça farklıdır. Her biri ilişkilerde kendi seslerini bulma görevine çok farklı kaynaklar ve engeller dahil etmişlerdir. Alexandra, güvenli bağın bireyselleşmede ilerlemeyi nasıl desteklediğine örnek olurken, Blair güvensiz bağı karmaşıklaştıran ve sık sık daha ileri bireyselleşmeyi geciktiren bir patika sergiler. Her bir kız öyle yaparak bir ilişkiyi tehdit ettiklerinde bile kendi sesini devam ettirme mücadelesi ile karşılaşmışlardır. Ergen bireyselleşmesinin bir yönü olan Blair’in ve Alexandra’nın kendi “seslerini” devam ettirme kapasitelerindeki farklılıklar altta yatan bağdaki farklılıkları yansıtır, her kızın kendilik nesnesi ilişkilerindeki farklılıklar. İddia ediyorum ki bireyselleşme, her zaman özel ve öznelerarası düzenlenmiş bağ koşullarıyla kolaylaştırılır ya da zorlaştırılır. Bu vakalar “patoloji” den daha fazlasını yansıtır ve psikolojik olarak zenginin daha zengin olduğu bir yolu örneklemeye denk gelir. Genel bir kural olarak bağın güvenli olması daha sağlam bireyselleşmeyi destekler ya da tam tersi.
Blair babasına ve üveyannesine karşı olan sevecen davranışlarını kontrol etmeye çalışırken sadece incinmiş duygularına karşılık olarak geri çekilmiyordu; tekrar her bir ebeveyne tolere edilebilir yakınlığın tipine ve seviyesine uyumlu oluyordu. Blair herhangi bir duygusal bağı devam ettirmek için başkaları onun ne olmasını istiyorsa öyle olması gerektiğine dair bilinçsiz bir kanıya ulaşmıştı, her ne kadar bu bilinçli olarak ona memnun edici gelmese de. Kendisini “ihtiyaç duyulan” olma ve diğer insanların gördüğü kişiden ayırt etmek onun benlik algısına bir tehdit olarak deneyimlendi. Tanımladığım çatışma -benlik algısını olduğu gibi devam ettirme ve psikolojik gelişimi ilerletmek ve genişletmek için ihtiyaç duyulan kendilik nesnesi deneyimlerini güvenleştirme arasındaki çatışma- bir ergen için korkunç bir çatışmadır. Duygusal kendini sınırlandırma, benlik algısını arttırarak diğerinin algısını arttırarak ve kendisi ve diğeri arasındaki ilişkisel olasılık nüanslarını keşfederek ergenin psikoljik çalışmasını engeller.
Blair gibi ergenler için içselleştirilmiş ebeveynler ergen gelişimini geciktirirler ve gerçek aileler ergen gelişimini desteklemede başarısız olurlar. Blair gibi bazı ergenler varoluşlarının kendini kısıtlama yollarını değiştirmenin peşinde koşarlar. Bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde daha uyabilen/adaptif kalıplar geliştirme arayışında bakıcılarını ve ”diğerlerini” eski senaryoların yeni versiyonlarıyla ilişkilendirirler.(Doctors,1998a,1998b) Böyle ailenin “doğru hareket etmesi”ni (M.Tolpin,1986) sağlama çabaları genelde acıyla biter, ya çevredeki zorlu sınırlamalar yüzünden (örneğin bakıcının zamanla değişecek duygusal karşılığının başarısızlığı) ya da değişiklik teklifinin oluştuğu provakatif formun diğer katılımcılara anlaşılmaz gelmesinden.(Doctors,1998b)
Aksine Alexandra’nın ebeveynlerinin her birine olan bağının güvenliği travmatik araya giren olaylara –boşanma ve ardından ölüm nedeniyle kayıp- rağmen onu koruyacak kadar güçlüydü. Hepsi güvenli bağın sekelleri(sonuçları) olan onun özgüveni, gururu, esnekliği ve sağlıklı azmi ileri öz-olumlama deneyimlerini kazanmasına yardımcı olmuştur. Bu zengin daha zengin olur derken düşündüğüm şeydi. İyi gelişmiş işlevsel kapasiteler ve pozitif beklentiler ortaya koyan güvenli bağ, onun bütün ilişkisel iletişimlerine katkıda bulundu ve erkek arkadaşını kaybetme anlamına gelse bile değerleri için sesini çıkarmayı seçtiği an da buna dahildi. Çünkü bu onun dağarcığında baskındı, daha fazla öz-olumlama deneyimleri kazanabilmişti. Kendi sesini devam ettirirken diğerinin konumunu belirleyebilmiş şekilde davrandığında gurur duyuyordu. Hayranlık duyulan genç bir adamın saygısını kazanıp devam ettirebilmek –güvenli bağın sonuçları- daha sonrasında onun benlik algısını pekiştirdi, arıttı ve karmaşıklaştırdı. Bu güvenli bağın nasıl sağlam bireyselleşmeyi desteklediğine ve –aynı anda bu vaka da olduğu gibi- bireyselleşmedeki ilerlemenin bağı nasıl güçlendirdiğine örnektir. Bu benim açımdan kelime oyunu değildir. Bireyselleşme ve bağ karşılıklı güçlendiricidir. Biri sevdiği birinin kendisinin gelişmesine katkısının bulunduğunu hissettiğinde, onun bağı derinleşir. İç bağ devam ettiğinde ayırt edici kendilik güçlenir.
Blair, ergenliğe iç güvensizlikle, diğerlerinin kendi doğrusunda bir insan olarak onunla asla ilgilenmeyeceklerine dair bir beklentiyle, girdi. Kendini tutma, onun güvensiz bağını devam ettirmesinde gerekliydi, çünkü kendini ortaya koyma bağlantı kaybı korkularıyla ilişkiliydi. Dramatik semptomlar hem Blair’in psikolojik çıkmazlarını ifade ediyordu hem de bunlar beklentilerinin doğduğu ve sürekli “devam ettirildiği” ilişkileri, onlar aracılığıyla bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde yeniden işlemeye kalkıştığı araçlardı. Blair kendi sesi, kendi ayırt ediciliği için aralarında yer bulmaya çalışırken sahip olduğu bağlantıları sürdürmeye kalkıştığında bilinçsiz olarak duygusal bir gergin ipte yürüyordu. Klinisyenin bu davranışta umutlu bir yön görebilmesine rağmen bu ergenlik karmaşasıdır. Aileler tarafından yeniden travma hali daha kaotik hale dönüşmüştür.


SONUÇ
Klinik anılar, ergenlik karmaşasının normatif ergen ayrılma endişesinden ziyade bağlanma-bireyselleşme zorlukları olarak daha iyi anlaşıldığı iddiamı örneklendirir. (a) Görünen bir şekilde aileye karşı aşırı ambivalansın ve (b) genelde gelişimsel ihtiyaçların ve bu ihtiyaçlara öznelerarası çelişen cevapların somutlaştırılmış ifadelerini içeren dramatik semptomların klinik sunumu ergen ayrılma meselesinden ziyade bozuk bağlanma işlemleri anlamına geldiği düşünülebilir.(Doctors,1987) Böylece dikkat –normatif bireyselleşme ilerleyebilsin diye- altta ergen bağlanma bağlarının doğasına ve ilişkisel güvenliliği arttırmadaki klinik problemi ve güvenli bağın sıradan bir şekilde doğal sekeli/sonucu olan çeşitli işlevsel kapasiteler geliştirmeye çekilir. Bireyselleşme, ergenlikte hızlanıyor olarak düşünülmeye devam eder fakat ebeveyne yeterli güvenli bağlanma bağlarına katkıda bulunucu ve neden olucu olarak yeni bir biçime girer.



KAYNAKÇA
Ainsworth, M., Blehar, M., Waters, E. Wall, S., ed. (1978), Patterns of Attachment. Hillsdale,
NJ: Lawrence Erlbaum Associates.

Beebe, B. & Lachmann, F. (1988), The contribution of mother-infant mutual influence to the
origins of self- and object representations. Psychoanal. Psychol., 5:305-337.

Blatt, S. & Blass, R. (1990), Attachment and separateness: A dialectic model of the products and
processes of development throughout the life cycle. The Psychoanalytic Study of the
Child, 45:107-127. New Haven, CT: Yale University Press.

Blos, P. (1967), The second individuation process of adolescence. The Psychoanalytic Study of
the Child, 22:162-186. New York: International Universities Press.

Brandchaft, B. (1988). A case of intractable depression. Progress in self psychology (Vol. 4, pp. 133-154). Hillsdale, NJ: Analytic Press.

Brandchaft, B. (1992). Co-determination and change in psychoanalysis. Paper presented at the 15th annual Conference of the Psychology of the Self, Beverly Hills, CA.

Brandchaft, B. (1993). To free the spirit from its cell. Progress in self psychology (Vol. 10, pp. 209-230). Hillsdale, NJ: Analytic Press.

Brandchaft, B., Doctors, S., & Sorter, D. (2010), Toward an Emancipatory Psychoanalysis:
Brandchaft’s Intersubjective Vision. Routledge: New York and London.

Doctors, S. (1987), The developmental splint: Meanings and functions of symptoms occurring in
adolescence. Presented at the meeting of Division 39, American Psychological Association, New York, April 1990.

Doctors, S. (1998a), Sexual efflorescence and the adolescent developmental process: A relational
view. Presented at the meeting of Division 39, American Psychological Association, Boston.

Doctors, S. (1998b), Toward a relational view of adolescent development and pathology:
integrating self psychology and attachment theory into clinical work. Presented at the IACAPAP Congress, Stockholm, Sweden.

Franz, C. and White, K. (1985), Individuation and attachment in personality development:
Extending Erikson’s theory. J. Pers., 53:224-256.

Freud, A. (1958), Adolescence. The Psychoanalytic Study of the Child, 13:255-278. New York:
International Universities Press, 1953.

Freud, S. (1905), Three essays on the theory of sexuality. Standard Edition, 7:125-245.
London: Hogarth Press, 1953.

Gilligan, C. (1982), In a Different Voice. Cambridge, MA: Harvard University Press.

Lachmann, F. & Beebe, B. (1996), The contribution of self- and mutual regulation to therapeutic
action: A case illustration. In: Basic Ideas Reconsidered: progress in Self Psychology, Vol 12 ed. A. Goldberg. Hillsdale, NJ: The Analytic Press, pp. 123-140.

Lyons-Ruth, K. (1991), Reapproachment or approachment: Mahler’s theory reconsidered from
the vantage point of recent research on early attachment relationships. Psychoanal. Psycho., 8:1-23.

Mahler, M. (1968), On Human Symbiosis and the Vicissitudes of Individuation. New York:
International Universities Press.

Mahler, M., Pine, F., & Bergmann, A. (1975), The Psychological Birth of the Human Infant.
New York: Basic Books.

Marohn, R. (1998) A re-examination of Peter Blos’s concept of prolonged adolescence. In:
Adolescent Psychiatry, vol. 23, ed. A. Esman. Hillsdale, NJ: the Analytic Press, pp:3-20.

Offer, D. (1969), The Psychological World of the Teenager. New York: Basic Books.

Offer, D, and Offer, J. (1975), From Teenage to young Manhood. New York: Basic Books.

Stolorow, R., Brandchaft, B. & Atwood, G. (1987), Psychoanalytic Treatment: An
Intersubjective Approach. Hillsdale, NJ: The Analytic press, pp. 47-65.

Tolpin, M (1986), The self and its selfobjects: A different baby. In: Progress in Self Psychology.
Ed. A. Goldberg. Hillsdale, NJ: The Analytic press, 2:115-128.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Ayrışma-Bireyleşme" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Dnş.Zeynep ANAFOROĞLU BIKMAZ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Dnş.Zeynep ANAFOROĞLU BIKMAZ'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Zeynep ANAFOROĞLU BIKMAZ Fotoğraf
Uzm.Psk.Dnş.Zeynep ANAFOROĞLU BIKMAZ
İstanbul ve İzmir
Uzman Psikolojik Danışman
Psikanalitik Psikoterapist
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi27 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Dnş.Zeynep ANAFOROĞLU BIKMAZ'ın Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 16,661 uzman makalesi arasında 'Ayrışma-Bireyleşme' başlığıyla benzeşen toplam 5 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Takıntı Nedir? Ekim 2017
◊ Otistik Zeka Aralık 2015
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


10:18
Top