2007'den Bugüne 78,180 Tavsiye, 25,268 Uzman ve 17,521 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Benliğimizin Savunma Mekanizmaları
MAKALE #3444 © Yazan Psk.Dnş.Abdullah TOPAL | Yayın Ağustos 2009 | 4,826 Okuyucu
BENLİĞİN SAVUNMA MEKANİZMALARI

Savunma mekanizmaları gerek kişinin ortama adaptasyonunda ve gerekse gelişiminde çok önemli bir rol oynar. Kişilik Gelişimi’nin en göze çarpan ve önemli gerçeklerinden biri, onun sürekli olarak değişimidir. Bu değişim hayat boyunca devam etmekle beraber, en belirgin olarak bebeklik, çocukluk ve ergenlik devrelerinde gözlemlenir. Gelişim süresince ego, yapısal olarak farklılaşır, dinamik olarak da enerjinin dürtüsel kaynakları üzerine olan kontrolünü arttırır.

Tüm kişilikte oluşa gelen değişiklikler, beş koşulun sonucu ortaya çıkar.

* Olgunlaşma

* Dış dünyadan kaynaklanan ve düş kırıklığı ile sonuçlanan üzüntü verici uyarılar

* Kişisel yetersizlikler

* Sıkıntı

Kişinin olgunlaşma süreci içinde karşılaştığı tüm engelleyiciler ve bunlarla savaşımı, bu engelleri yenme yolunda ortaya koyduğu uğraş, onun kişiliğini geliştirir. Bu gelişimde ego, ait olduğu organizmayı koruma gayretiyle bir takım Savunma Mekanizmaları yaratır. Normal veya nörotik her şahıs, hayata uyumda bu savunma mekanizmalarından birini veya birkaçını kullanır.
Özetle, Kişilik Davranışları = Gelişim + Savunma Mekanizmaları diyebiliriz.

Çatışma

Organizmanın birbirleriyle bağdaşmayan birden çok dürtü nesnesi ile karşılaşmasıdır. Çatışmayı şu üç grupta inceleyebiliriz:
Yanaşma-yanaşma: İki ya da daha çok olumlu değerli amaç nesnesi yan yana bulunduğunda ve kişi bunlardan birini seçmek zorunda kaldığında ortaya çıkar.
Uzaklaşma-uzaklaşma: İki ya da daha çok olumsuz durum ya da nesne karşısında kalmaktır (yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal,...).
Yanaşma-uzaklaşma: Bir amaç nesnesinin hem olumlu, hem olumsuz yanlarının bulunması durumunda ortaya çıkar (iki sevgilinin birlikteyken sürekli kavga etmeleri ama ayrı kaldıklarında birbirlerini özlemeleri).
Bunaltı: Psikanalitik anlamda bunaltı, idle ego ya da egoyla süperego arasındaki dengenin bozulması ve çatışma durumunun bir sonucudur.

Dış dünyadan gelen tehlikeli uyaranlara karşı her canlı varlığın ortak savunma düzenekleri vardır. Bunlar genelde kaçma ya da acı veren uyaranları ortadan kaldırma şeklindedir. Benliğin savunma düzenekleri deyince, bu yalnız dışarıdan gelen tehlikelere karşı oluşturulan tepki olarak düşünülmemelidir. Benliğin savunma düzenekleri çatışma ve bunaltıya karşı kullanılan benlik işlemleridir. Genellikle bilinçdışı süreçlerdir. Egonun bilinçdışı yönünde bulunurlar. Birey ne tehlikenin ne de kullandığı savunmanın bilincinde değildir.

Benliğin çatışma ve bunaltı durumunda kullandığı çok değişik türde savunmaları vardır ki asıl bunlar bir çok karmaşık davranışın gerçek anlamını açıklamaya yarar. Aşağıda en sık kullanılan savunma mekanizmalarına yer verilmiştir.

BASTIRMA (Repression)

Anı ve deneyimlerin bilinçdışına itilmesi ve orada tutulmasıdır. Diğer bütün savunma mekanizmalarına temel teşkil eder. Bilinçdışına itilen ve orada tutulan dürtüler, istekler, anılar ve duyguların bilinç düzeyine çıkması genellikle benlik tarafından kabul edilmez. Yani bunlar üstbenlikçe (süperego) yargılanarak yasaklanan ve benliğe acı, bunaltı veren öğelerdir. Bu nedenle bastırılırlar.

Bilinçdışı duygu ve dürtüler, bastırma düzeneğinin zayıfladığı zamanlarda bilinç düzeyine çıkma ve kendilerini belli etme eğilimi gösterirler. O zaman benlik bir tehlike durumu algılar ve bunaltı belirtileri ortaya çıkabilir. Bastırılan bazı dürtüler ve çatışmalar yetişkin yaşamda çok değişik davranış örüntülerine ya da bozukluklarına yol açabilir. Örneğin, Oediepus (ödipus) karmaşasını çözümleyememiş bir kişide yetişkin yaşamda, cinsel güç sorunları, evlenememe durumu, karşı cinse yönelik aşırı çelişkili tutumlar, uygun olmayan özdeşim belirtileri görülebilir. Bunun yanı sıra bastırma günlük yaşamda dil ve hareket sürçmeleri olarak belirebilir.

YADSIMA (İnkar-Denial)

Benlik için tehlikeli olarak algılanan ve bunaltı doğurabilecek bir gerçeği yok saymak, görmemek değişik derecelerde oldukça yaygın olarak kullanılan bir ilkel savunma biçimidir. Birçok özürlerimizi, utanç ya da suçluluk doğuran eski deneyimlerimizi bilinç altına itmekle kalmayız, bunları hiç yaşanmamış gibi de algılayabiliriz. Öfke, kızma en çok yadsınan duygulardır. Öfkesi belli olduğu halde kişi bunun hiç farkında olmaksızın yadsıyabilir.


YANSITMA (Projection)

Bazı duygu, dürtü, gereksinim ya da yaşam olaylarının dışarıya aktarılıp, yansıtılıp, dışarıdaymış ya da dışarıdan kendisine yöneltiliyormuş gibi algılanmasıdır.
Yansıtma mekanizmasında kişi, kendi içinde yadsıdığı bir dürtüyü (ki bu toplumca onaylanmayan bir dürtüdür) başkalarında görür ya da başkalarının bu dürtüyü kendisinde gördüğünü sanır. İçinde öfke ve kin duyguları olan bir kişi, "bana kızıyorlar, benden nefret ediyorlar" diye düşünebilir. Burada hem yadsıma (bende kızma yok), hem de yansıtma (onlarda var) düzeneği işlemektedir.


ÖDÜNLEME (Compensation)

Ödünleyici tepkiler, kökenini insanın gerçek ya da imgesel eksiklerinden alan yetersizlik duygularına karşı geliştirilirler. Örneğin, bedensel bir sakatlığı olan birey, sürekli çabaları sonucu bu durumun olumsuz etkilerini ödünleyebilir. Nitekim, geçirdiği çocuk felci yüzünden sakat kalan bir kişi yoğun çalışmaları sonucu olimpiyat yüzme şampiyonu olarak hareket yetersizliğini ödünlemiştir.

YÜCELTME (Sublimation)

Yüceltme mekanizmasında, toplumca onaylanmayan ilkel nitelikteki dürtü, eğilim ve istekler doğal amaçlarından çevrilerek, toplumca beğenilen etkinliklere dönüştürülürler.
Çocuklukta en yalın biçimiyle gözlemlenebilen yıkıcı eğilimler yetişkinlik döneminde toplum tarafından onaylanmayacağından böyle bir insan örneğin iyi bir patlayıcı madde ya da silah uzmanı olarak bu eğilimini yüceltebilir.

YER DEĞİŞTİRME (Displacement)

Bir dürtünün ya da duygunun asıl nesnesinden başka bir nesneye yöneltilmesidir. Çatışmaya ve bunaltıya neden olabilecek ve benlikçe kabul edilmeyen bir dürtü asıl yöneleceği nesne yerine başka bir nesneye yönelerek çatışma ve bunaltı bir derece azaltılabilir ya da önlenebilir (Patrona kızıp acısını evdekilerden çıkarma).

KARŞIT TEPKİ KURMA (Reaction-Formation)

Kişi, kendi içindeki bilinçdışı dürtü ve eğilimlerin tam karşıtı tepkiler vererek de benliğini savunabilir. Örneğin, içindeki kin, nefret ve kabalık eğilimlerine karşı kişi, aşırı derecede kibar ve nazik; pislik ve kirlilik eğilimlerine karşı anormal derecede titiz ve temizlik düşkünü olabilir. Benlikçe kabul edilmeyen birçok dürtü ve gereksinimler aşırı baskıcı, bağnaz, ahlakçı bir tutumla bastırılmaya çalışılabilir.

DUYGUSAL SOYUTLANMA (Emotional Insulation)

Duygusal soyutlanma mekanizması çeşitli biçimlerde işleyebilir. Bunlardan biri, kişinin diğer insanlardan bağımsızlık kazanarak duygusal ihtiyaçlarının onlar tarafından etkilenmesine karşı önlem almasıdır. Böyle bir insan, ilişkilerinde duygusallığa yer vermeyerek düş kırıklığına ve zedelenmeye karşı korunmaya çalışır. Bu insanlar duygusal ihtiyaçlarının üzerini adeta bir kapakla örterler.

Uzun süre ceza evinde kalan kişiler, engellenmiş olmanın acısından korunabilmek için giderek duygusal bir soyutlanma içine girer ve ertesi günü düşünmeksizin her günü geldiğince yaşarlar. Normal sayılan insanlar da bazı incinmelere ve düş kırıklıklarına karşı soyutlanma mekanizmasını kullansalar da etkin katılım gerektiren yaşam durumlarında bazı riskleri göze alırlar. Ancak bazı insanlar bu mekanizmayı kendilerini her türlü acıdan koruyacak bir kabuk gibi kullandıklarından, yaşama etkin ve sağlıklı katılımlarını da azaltmış olurlar. Bu insanlar duygusal olmamayı güçlülük olarak yorumlama eğilimindedirler.

YAPMA-BOZMA (Undoing)

Ana-babanın ve daha sonraları toplumun içleştirilen değerleri kişiye uygunsuz davranışlarında ötürü kendini suçlama, yargılama ve cezalandırma sorumluluğunu yükler. Yapma-bozma mekanizması, kişinin kendisi ve çevresi tarafından onaylanmayacak düşünce ya da davranıştan vazgeçmesi ve eğer böyle bir söz ya da eylem dışa vurulmuşsa, ortaya çıkan durumu onarmasıyla belirlenir. Bir başka anlatımla, bu mekanizma suçluluk duygularına karşı geliştirilir ve adeta bir sözcüğü yanlış yazan birinin kağıdı silgiyle temizleyerek o sözcüğü yeniden yazmasına benzer. Yapılan yanlışı düzeltmenin ya da ondan ötürü özür dilemenin ceza tehdidini bağışlanmaya dönüştürebildiği çocukluk yıllarında öğrenilir.

Yapma-bozma mekanizması günlük yaşamda çok sık kullanılır. Kusurlu davranışlarımız için dilediğimiz özürler, günahlarımıza karşılık verdiğimiz sadakalar ve arada bir duyduğumuz pişmanlık duyguları bu mekanizmanın ürünüdür. Bazı dinlerdeki günah çıkarma ya da kusurların bağışlanacağı güvencesi, insanın yaptığı yanlışların bağışlanmasına ve her şeye yeniden başlayabilmeye karşı duyduğu yoğun ihtiyacı yansıtır.

DÖNÜŞTÜRME (Conversion)

Dönüştürme, anksiyete yaratabilecek bilinçdışı duyguların bilinç düzeyine erişmesini engelleyebilmek ya da zorlama yaratan çevresel durumlardan kaçabilmek amacıyla ve gerçek bir organik nedeni olmayan bedensel hastalık belirtileri biçiminde ortaya çıkan, nevrotik düzeyde bir savunma mekanizmasıdır.

ASETİZM (Çilecilik-Zahitlik)

Bu, özellikle ergenlerde görülen bir savunmadır. Bu evrede, kişisel veya sosyal baskı ve inhibisyonlardan gerçekten etkilenen bir gençte, cinsel dürtüler dayanılmaz bir kerteye gelince, cinsiyet başta olmak üzere tüm haz verici faaliyetlerden bir el çekme gözlenir. Mid-adolesans’tan sonra kendiliğinden kaybolur. Bu gibi kimseler kolaylıkla tarikat ve mezhep avcılarının kurbanı olurlar.

FANTEZİ

Fanteziler insan zihni tarafından çatışmaları çözmek, daha doğrusu onlardan kaçmak için yaratılmış ‘yedek’lerdir. Bunlardan bilinçli olanlara basitçe gündüz düşleri denir. Bizim burada konu ettiklerimiz, ‘bilinç ötesi’ oluşanlardır. Erken çocukluk yıllarında fantaziler zihinsel fonksiyonların pek çok yüzdesini kaplarlar ve hemen hemen bilinç ötesinde eşdeğerdirler. Bunların “ilkel bastırmaların” büyük bir kısmını oluşturdukları düşünülür.

Rüyalar da fantezi grubuna girebilirler. Fakat onlar çok daha sembolik ve çok daha az gerçekçidirler. Rüyalar da fanteziler gibi arzu doyurucu nitelikleri taşırlar.


SEN BEN ANLAYIŞI VE BİZ BİLİNCİ


İnsanoğlu ilk doğduğunda tümüyle bağımlıdır; bir başkası yardım etmezse yaşamını sürdüremez. Yedirilmesi, giydirilmesi, bakılması ve gözetilmesi gerekir. Çocuk büyümeye başlarken yayaş yavaş tümüyle bağımlı olmaktan kurtulmaya başlar ve belirli derecelerde bağımsız olma davranışları gösterir. Yemek yerken kaşığı kendisi tutmak ister, emekleme devresinde merdiven basamaklarını kendisi çıkmak ister. Yürümeye başlar başlamaz elinin tutulmasını istemez, kendisi yürümek ister.

Çocuk büyüdükçe bağımsızlık gereksinimi kuvvetlenir. Çocuk kendi sınırlarını ve gücünü keşfetme çabası içine girer. Anne babasının “yapma” dediklerini yapma isteği kuvvetlenmeye başlar. Kendi yaşamının kaptanı olmak ister. Bu istek 13,14,15,16 yaşlarında doruğa ulaşır. Bir çok ana baba çocuklarının kendi yaşamının kaptanı olma isteğini anlamaz. Ya da anlamak istemez ve bu yaşlarda çocuklarıyla büyük çatışmalar içine girerler. “ne kadar uysal bir çocuktu, şimdi ne oldu bilmem. Kötü arkadaşları var, onların etkisi altında kalıyor. Hiç söz dinlemez oldu” türünden şikayetleri bu yaşlardaki çocukların ana babalarından sık sık duymak mümkündür.
Çocuk bir olgunlaşma süreci içindedir. Bu süreç onu “Sen Anlayışın”dan “ Ben Anlayışı”na ve oradan da “ BİZ Bilinci”ne doğru götürecektir. Ana baba bu sürecin bilincinde olursa çocuğun davranışlarını anlayış içinde karşılar ve sürecin tamamlanması için ona yardımcı olur.

Sen Anlayışı

Sen Anlayışının temelinde acizlik duygusu yatar. Acizlik duygusu “ben kendime bakamam, onun için bir başkası benim yaşamından sorumlu olsun” sonucuna götürür.
Bu anlayış içinde olan kişi kendi yemesinden içmesinden, sağlığından , günlük yaşamında yapması gereken işlerden, ilişkilerinden , verdiği sözlerden sorumluluk almaz. Sorumluluk hep başkasındadır. “Ben acizim, birisi benim için yapmalı” anlayışı hakim olduğu için sürekli başkasından yardım bekler, denetlenmek ve yönetilmek ister. Kendini diğerlerinden yalıtılmış görür; toplumla ilişkisi mekanik bir ilişkiye indirgenmiştir. . “Ben acizim; benim yaşamımdan toplum sorumlu olsun”
Sorumluluk duygusu tek süreç istemek, bir anlamda sürekli “dilenmektir” Kişinin ait olma gereksinimi ben anlayışında karşılanır fakat kişinin bağımsız olması, güçlü olması bu anlayış içinde karşılanmaz. Bu nedenle Sen Anlayışı doyumlu bir yaşamın temelini oluşturmaz.

Ben anlayışının baskın olduğu birisinin çevresinde yetişen kişi sen anlayışını bir yaşam biçimi olarak geliştirir.

Ben Anlayışı

Diğerlerine güvenmeme, onların aciz olduğunu düşünme, onları denetleme gereksinimine götürür. Denetleme duygusu Ben anlayışının temelinde yatar. “Ben bilirim”, Bana sormadan bir şey yapmayın, düşünmeyin, planlamayın” en belirgin ifadeleridir.
Ben anlayışı içinde olan kişi işbirliği içinde olmaz, diğer insanlarla eşit ilişkilere giremez, sürekli denetlenmek, onlara baskın olmak çabasındadır. İçinde bulunduğu durumu denetlemek, yönetmek gereksinimi o kadar kuvvetlidir ki ekip elemanı olarak çalışamaz. Diğerlerine güveni yoktur. Güven duymadığı kişilere doğal olarak saygı da duymaz.
“Ben bilirim, benim sözümden çıkmayın” düşüncesi tüm yaşamına yön verir. Sorumluluk duyduğu tek süreç denetlemek , bir anlamda sürekli “ yönlendirmektir” Ben Anlayışı kişinin bağımsız olma gereksinimini karşılar; kişinin ait olma, kendinden daha büyük ve anlamlı bir şeyin parçası olma gereksinimi bu anlayış içinde karşılanamaz. Bu nedenle Ben anlayışı doyumlu bir yaşamın temelini oluşturamaz. Sen anlayışı içinde olan kişi gibi Ben Anlayışı içinde olan insan da sürekli eksiklik duygusu içindedir.

Sen ve Ben Anlayışı Birbirini Tamamlar

Sen Anlayışı ve Ben Anlayışı bir paranın iki yüzü gibi birbirini tamamlar. İkisi de eşitsizlik üzerine dayanır.

Sen anlayışı içinde olan kişi kendisinden daha aciz birini gördüğü zaman hemen Ben Anlayışına geçer. Kocasıyla Sen Anlayışı içinde olan kadın çocuklarıyla, geliniyle Ben Anlayışı İçindedir. Çocuklar da birbirleriyle yaşlarına ve içinde bulundukları duruma göre Sen ya da Ben Anlayışı içinde olurlar. Örneğin bu tür bir ailede ortanca çocuk kendinden büyüğüne Sen, kendinden küçüğüne Ben Anlayışı gösterecektir. Kız çocuğu, böyle bir aile içinde yaşına rağmen Sen Anlayışı göstermek zorunda kalabilir.

Biz Bilinci

Biz Bilinci yaşamın doğasını yansıtır. Kişinin hem ait olma hem de birey olma, güçlü olma gereksinimleri bu anlayış içinde karşılanır.
Daha önce belirttiğimiz gibi insan iki temel gereksinimle doğar 1)Ben olma gereksinimi, 2)Biz olma gereksinimi.
Yaşam Biz bilinci içinde işler.
Bu ifade yaşamın bütünlüğünü , her şeyin her şeyle ilişki içinde olduğunu ifade eder. Kişi doğumundan bu güne kadar kazandığı özelliklere uygun olarak kendisiyle ilişki içinde olan insanların yaşamını etkileyecektir. Hiç kimse birbirinden tamamen bağımsız yalıtılmış değildir.

Biz Bilincinin Oluşumu

Bireyin gelişim süreci içinde bilincinde aşağıda sıralayacağımız temel oluşumlar yer aldıkça biz bilinci gerçekleşmeye başlar.
1-Ben varım, tekim, anlamlıyım.
A)Ben varım. Benim sorumluluğum var; benim sınırlarım var. Başka hiç kimsenin yapamayacağı, sadece benim yapabileceğim , yalnız benim sorumluluğum içinde olan süreçler var. Bu sorumluluğu kimseye veremem, vermemem gerekir. Benim sağlığım, onurum, düşünce tutum ve duygularımın sorumluluğu bana ait. Bunun bilincine vardığım zaman , yani kendi sınırlarımın bilincine vardığım zaman olgunlaşma süreci içinde önemli bir adım atmış olurum. Ben varım diyen kişinin kendine güveni vardır. Kendine güven duygu bir anahtardır. Kendine güven duygusu varsa kişi ikinci adımı atar.
B)Tekim. Zaman ve mekan içinde ben tekim. Hara önce benim DNA yapımda, parmak izimde, içi ve dışıyla tamamıyla ben olan hiç kimse gelmedi ve bundan sonrada gelmeyecek. Ben son derece kendine özgü , emsali olmayan, her yönden tek biriyim. Bu anlamda çok özelim.
C)Anlamlıyım. Varoluşumun ve tek oluşumun bir anlamı var. Evrenin tümüyle ilişki içinde oluşumun bir anlamı var. Yaşam içinde ancak benim yapabileceğim işler, benim kurabileceğim ilişkiler, benim oluşturabileceğim anlamlar var.
2)Sen varsın, teksin anlamlısın.
Kişinin bilincinde ortaya çıkan ayrımlar, oluşumlar sadece kendisini değil, ilişki içinde olduğu herkesi kapsar. İlişki içerisinde olduğu kişinin kendi hakkında verdiği örtük yada açık mesajlarda Sen varsın, seni kabul ediyorum, dikkate alıyorum, seni umursuyorum, sen değerli bir varlıksın, teksin, emsalsizsin, eşsiz ve vazgeçilmezsin, beceriklisin, bir şeyler yapabilecek güce ve yeteneğe sahipsin, sana güveniyorum, sen sevilmeye layıksın varsa kişinin biz binci gelişebilir.
Yukarda anlatılanları kısaca özetleyecek olursak. Kişinin kendi hakkındaki .ben varım, tekim, anlamlıyım gibi olumlu görüşleri çevre tarafından da karşılık buluyor ve destekleniyorsa kişinin biz bilinci gelişebilir.
Bireycilik ve Bireysellik
Sen Ben anlayışı içinde kişi bireycidir. Yalnız kendini düşünür. Kendi çıkarları ve kendi kullanımı için diğer insanlar bir araçtır. Bireyci insanın düşüncesi bencildir.
Biz bilincine ermiş kişi bireyseldir. Bireyselliğine ulaşmış olan kişilikli, kendi ayakları üzerinde durabilen , düşünce ve algılamalarında bağımsız, insanlarla olumlu ilişkiler kurabilen , kendi çıkarları kadar diğerlerinin de haklarına saygılı biridir. Biz ‘i oluşturan insanlar bireyselliğe ulaşmış insanlardır. Bireycilik düzeyinde kalan kişiler Biz bincine ulaşamazlar.

kaynaklar:

Aydoğmuş, K. ve arkadaşları (1992). Ana-Baba Okulu. Remzi Kitabevi.
Gordon, Thomas (1996). E.A.E. Etkili Anababa Eğitimi: Aile İletişim Dili. Sistem Yayıncılık.
Gordon, Thomas (1996). E.A.E. Etkili Anababa Eğitiminde Uygulamalar. Sistem Yayıncılık.
Navaro, Leyla. Beni Duyuyor Musun? Ya-Pa yayınları: İstanbul.
Yavuzer, Haluk (1996). Çocuk Eğitimi El Kitabı. Remzi Kitabevi: İstanbul.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Benliğimizin Savunma Mekanizmaları" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Dnş.Abdullah TOPAL'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Dnş.Abdullah TOPAL'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Abdullah TOPAL Fotoğraf
Psk.Dnş.Abdullah TOPAL
İçel (Mersin)
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi99 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Dnş.Abdullah TOPAL'ın Yazıları
► Savunma Mekanizmaları Psk.Dnş.Abdullah TOPAL
► Psikolojik Savunma Mekanizmaları Uzm.Psk.Osman İLHAN
► Çatışmalarımız ve Savunma Mekanizmaları Uzm.Psk.Abdullah ALPASLAN
► Kişilik ve Egonun Savunma Mekanizmaları Uzm.Psk.Mehmet Emin KIZGIN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 17,521 uzman makalesi arasında 'Benliğimizin Savunma Mekanizmaları' başlığıyla benzeşen toplam 13 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Tikli Çocuklar ve Tikin Tedavi Yolları ÇOK OKUNUYOR Nisan 2009
◊ Çekım Yasasının Uygulamadakı Sırları ÇOK OKUNUYOR Ağustos 2008
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


21:53
Top