2007'den Bugüne 89,417 Tavsiye, 27,587 Uzman ve 19,641 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Çocuk Büyüten Anne - Babalarla İlgili Kısa Kısa (Uzman Ebeveyn Yazıları)
MAKALE #4490 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Şubat 2010 | 6,378 Okuyucu
ÖĞRENMEK İÇİN KURCALAMAK!

Dünyaya yeni gelmiş bir misafir olan çocuklar çevrelerinde gördükleri her şeyi tanımak, anlamak ve öğrenmek isterler. Bunu yapabilmeleri için içlerine şiddetli bir merak ve haz duygusu konulmuştur.

Merak duygusu tanıma - öğrenme vagonlarının lokomotifi olarak çocuğu harekete geçirir. Amacına ulaştıktan sonra yaşanılan haz - doyum ise bu işin sürdürülebirliğini sağlayan güçlü ödüller - pekiştireçler olarak işlev görür. Anne - babalardan farklı olarak çocuklar için önemli olan; bir şeyin doğru olup olmaması değil; keşfedilmesi, öğrenilmesi, hemen akabinde de beklenen doyumun yaşanmasıdır.

Çocuklar herşeyi henüz zihinsel olarak duymakla öğrenebilecek yaşta olmadıklarından, bu işi daha çok dokunma, dağıtma, toplamaya çalışma vb. davranışlar yoluyla kurcalayarak, diğer bir ifadeyle deneme - yanılma yoluyla yapmaya çalışırlar. Bunu yaparken, daha önceden herhangi bir tecrübeleri bulunmadığından, genellikle hata yaparlar, mesela ilgilendikleri çoğu şeyi kırıp dökebilirler.

Kırıp dökmek belki biz yetişkinler için bir hata ya da zaafiyet - eksiklik olarak kabul edilebilse bile bu onlar için asla böyle değerlendirilmemeli, eşsiz ve kaçırılmaması gereken bir öğrenme fırsatı olarak telakki edilmelidir. Bir reklamda kirlenmek güzeldir denmesi misali, çocuklarınızın çocukluk yıllarındaki kurcalamaları, bunu yaparken de kırıp dökmeleri aslında son derece güzeldir. O bakımdan çocukların biz yetişkinler için geçerli olan doğru - yanlış ölçüleriyle değerlendirmeye çalışılmamasında büyük fayda vardır.

ÇOCUKLARI AĞLAMAYA ALIŞTIRMAK!

Çocuklar dünyaya geldikden sonra uzunca bir müddet ağlama dilini kullanırlar. Ağlama çocukların ilk dilidir denilebilir. Çocuklar çoğu taleplerinin yetişkinlerin taleplerinde olduğu gibi ciddiyetle karşılık görmediğini, genellikle de savsaklandığını kısa sürede öğrenirler. Bu işi en iyi ağlayarak yapabildiklerini, ancak ağladıklarında adam yerine konulup ciddiye alındıklarını da tabiki.

Mesela anne komşuya gitmek ister. Henüz 1 yaşında olan ve konuşamayan çocuk bunu anında sezer. Beni de götür demek istercesine, gezme anlamına gelen adde kelimesiyle anneye doğru uçarcasına atılır. Anne addeye gitmiyorum, sana mama getircem, hemen geliyorum anlamında bazı kelimeler kullanarak ya da tavırlarda bulunarak çocuğu kendince kandırmayı başarır. Çocuk annesine güvenir elbet! Ona güvenmeyip de kime güvenecek, şu yeni geldiği garip dünyada! Ona kredi açar tabiri caizse. Dolayısı ile uzatmaz, anında susar. Ancak anne bu yalanın işe yaradığını görmüştür bir kere! Durur mı hiç! Böylece, sözkonusu krediyi hızla tüketmeye başlar. Çocuğun açtığı krediyi kısa sürede tüketen anneye yaşamın açtığı ruhsal krediyi de çocuk tüketir.

Karşılıklı ödeşirler bir anlamda:

Sürekli ağlatılmaya karşılık kısa sürede ruhsal açıdan yorulmakla...
BİZE ÖZGÜ KRONİK BİR YANLIŞ:
GEREKSİZ TEKRARLARLA SÖZLERİMİZİN MUHATABIMIZ ÜZERİNDEKİ TESİRİNİ AZALTMA
Konuşma insanı insan yapan en soylu eylemdir. Bizi diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerimizin başında da dil ve konuşma yetimiz gelir. Oysa çoğumuz konuşmanın bizler ve karşımızdakiler için öneminin farkında değilizdir. Konuşurken gereksiz kelimeler kullanır, cümleleri uzattıkça uzatır, içimizden geldiğince takrarlarda bulunabiliriz.

Konuştuktan, bir şeyi net bir cümle ile bir kere ifade ettikten sonra maksadımız hasıl olmamışsa eğer, burada yapılması lazım gelen anında davranışsal anlamda harekete geçmek olduğu halde böyle yapmaz, çözümü hala konuşmakda, farklı kelimeler kurmakta ve bol cümle tekrarlarında ararız. Yine bunların yanında ses perdemizde iniş çıkışlar yapmayı deneriz. Bu, bir bekçinin etkili bir dur ihtarından sonra ikaz ateşi etmesi, yani davranış aşamasına geçmesi gerektiği halde hala bunu yapmayıp "dur, dursana, durd edim sana..." diyerek hırsızın ardından yürüme - koşma arası bri tempoyla habire koşmasına, hala konuşarak çözüm bulmaya çalışmasına benzer.

Saat: 9.00...
Anne seslenir:
Hadi oğlum... Yat artık...
5 dakika sonra:
Yatmadın mı daha, hadi oğlum geç oldu...
10 dakika sonra:
Baban kızacak bak, hadi ama...
5 dakika daha geçer:
Ahmetttt. Hala ordamısın yavrum, kızıyom bak ona göre...
1 dakika sonra:
Oğlum su içer misin?
10 dakika sonra:
Hadi bak sabah kalkamayacaksın...
Saat: 9.30
Çocuk hala televizyonun başındadır.
Sana yüz kere mi diyeceğim ben, kime söylüyorum haaa,
Tamam anne, tamam kapattım.
Çocuk anında yerindee fırlar ve fişi çeker.

Hayır!


Bu böyle olmaz!

Şu konuşma ve yaklaşım şekliyle anne çocuğuna o kadar yanlış mesajlar verdi ki. Çocuğunu o kadar yanlış bir eğitime tabi tuttu ki. Bir de bu hatalı yaklaşım şeklinin bir çok konuda tekrarlandığını ve bütün bunların yıllarca hep bu tarzda sürüp gittiğini hesaba katın. Bu yaklaşım biçimi muhatabımızı, en çok da çocukları sözlerimiz karşısında duyarsız bir hale getirir. Böyle olunca da çocuk, "oğlum uyku saatin geldi" dendiğinde bunun yatması için yeterli bir ifade olduğunu düşünemez, hissedemez olur. Çocuk, velisinden daha çok söz, kelime ve cümle duymayı bekler. Derken, kişiler arasında kullanılan cümleler konuşmakla hedeflenen asıl maksadına ulaşamamaya başlar. Böylece iletişim gereksiz kelime ve cümle tekrarlarının yaşandığı, abartılı konuşmaların ve polemiklerin uzayıp gittiği, maksadın ise bazen yarım yamalak, bazen ise hiç hasıl olmadığı - olmayacağı bir körler diyaloğuna döner zamanla.

Bu tarz konuşma ve iletişim ortamlarında yetişen çocukların davranışlarının daha kontrölsüz ve kural tanımaz olduğu, yaramazlık diye adlandırdığımız abartılı davranışların bolca yaşandığı benim klinik gözlemlerimle sabittir. Bu davranışların ise, sergilenen sözkonusu özentisiz iletişim biçimiyle yakın bir ilişkisi vardır.

Dil ruhu, ruh da davranışları etkiler. Çünkü dilden kalbe giden bir yol vardır. Unutmayın. Konuştuklarımız düşündüklerimiz ve hissettiklerimiz olur. Bunlar da davranışlarımız...


ÖNCE İĞNEYİ KENDİMİZE...

"Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür de hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez." Tolstoy
"Yavrum yapma, bak bu yanlış!"
"Oğlum yalan söylüyorsun, bak çok ayıp ama!"
"Kızım öyle konuşma, aaaa ne kadar hatalı!"
"Hocam, bizim oğlana bu yanlış diyorum, bakıyorum hiç faydası yok, yine yapıyor!.."

Anne - babalar için bir davranışın doğru ya da yanlış olduğunu söylemek ne kadar da kolay! Keşke çocuklarına çuvaldızından evvel iğneyi olsun kendilerine batırabilselerdi! Çocuk, "Anne, benden herşeyin doğrusunu hemen yapmamı bekliyorsun ama sen de bu yaşa gelmişsin hala dedikodu yapıyorsun, dedikodu yapmak da yanlış değil mi" deyiverseydi ne derdiniz?

Ya da babasına, "Baba, sigara içmek çok yanlış, o halde yanlış olduğunu bile bile sen niçin içiyorsun" deyiverseydi? Onlar da bizlerin hatalarını tek tek söylemeye kalkıverselerdi, sahiden kaç tane hata bulurlardı, hiç düşündünüz mü?

Rahat bırakın çocukların yakasını, yaşayarak öğrensinler biraz da! Hayat matematik değil ki masa başında öğretesiniz herşeyi! Formülünü verdim, hala niye sonucu çıkmıyor ki diyesiniz! Unutmayın; bir çok öğrenme şekli vardır. Yaşayarak öğrenme de bunlardan birtanesidir. Yüzmek ya da şoförlük kuru kuruya anlatmakla, ikide bir söylemekle öğretilebilirmi?

Pardon, Siz Ne Ekmiştiniz?
NE EKERSEN ONU BİÇERSİN

Aslında çoğu ebeveyn çocukları konusunda büyük ölçüde hak ettiklerini yaşıyor diye düşünüyorum! Örneğin özbeöz çocuğuyla dükkanındaki herhangi bir müşterisi kadar bile ilgilenmeyen bir baba bu ihmalinin bedelini birden ortaya çıkıveren haylaz davranışlarıyla ödüyor. Yine diğer bir baba ise benzer türdeki ilgisizliğinin cezasını düşük sonuçların yer aldığı kırık yıl sonu karnesiyle... Hayat asla ihmal kabul etmiyor. Trafikte bile çoğu zaman bir anlık ihmalin bedeli, suçlu - suçsuz ayırdetmeksizin bir çok kişinin ölümü olabiliyorsa, çocukların yetişmesi sürecindeki ihmallerin saydığım türden sonuçları olması hiç de adaletsiz sayılmaz!

Psk. İzzet Güllü
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Çocuk Büyüten Anne - Babalarla İlgili Kısa Kısa (Uzman Ebeveyn Yazıları)" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     3 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,641 uzman makalesi arasında 'Çocuk Büyüten Anne - Babalarla İlgili Kısa Kısa (Uzman Ebeveyn Yazıları)' başlığıyla benzeşen toplam 18 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Bir Veda Yazısı Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


00:18
Top