2007'den Bugüne 83,127 Tavsiye, 26,206 Uzman ve 18,434 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Küreselleşme ve Eğitimde Değişim Süreci
MAKALE #7121 © Yazan Psk.Dnş.Mehmet Zeki İLGAR | Yayın Haziran 2011 | 5,082 Okuyucu
KÜRESELLEŞME VE EĞİTİMDE DEĞİŞİM SÜRECİ
Dr. M. Zeki ILGAR

Küreselleşme diye adlandırılan; emperyalist batının dünyayı küçük Pazar ekonomilerine dönüştürerek dirençsiz sömürü alanı haline getirme sürecinin tüm hızıyla devam ettiği günümüzde bu uygulamayı durdurmanın tek yolunun bilinçli bireyler yetiştirmekten geçtiğini iyi anlamalıyız. Tarih boyunca değişik yoğunlukta devam eden ancak yeni yüzyıla girerken hızlanan küreselleşme süreci her alanda olduğu gibi eğitim alanında da etkili olmaktadır.

Küreselleşme dünyadaki tek kutuplulukla birlikte yaşanan bilişim ve iletişim teknolojisinin etkisiyle hızlanan; aleyhtarı veya taraftarı olmamız gerekmeyen ama her alanda dikkate alınması gereken bir süreçtir. Bu süreç dünyadaki eşitsizlikleri arttırma eğilimindedir. Bu süreci gerektiği gibi değerlendiremeyen toplumların yeni yüzyılda işi zorlaşmıştır.

Eğitim sistemimizde yabancı dil olarak İngilizce’nin öneminin artması ve anlaşılması küreselleşme olgusuna uygun bir gelişmedir. Ancak Türkçe’nin gelişip güçlenerek yaşatılması da ulusal kültürün korunması açısından önem taşımaktadır. Kültürüne ve kendine yabancılaşmış bireyler ne bilgi üretebilirler ne de değer üretebilirler. Üretemeyenlerin de yenidünya düzeninde yaşama şansı kalmamıştır.

Yaşanan küreselleşme sürecinde kimi toplumların önemli avantajlar elde edebileceği görülürken, kimi toplumlar için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Bu nedenle toplum olarak kültürel değerleri özümleyen, farklı kültürel değerlere saygılı, bilişim teknolojisinden maksimum yarar sağlayabilecek niteliklere sahip, paylaşımcı, işbirliğine grup çalışmasına yatkın bireyler yetiştirmek gelecekte karşılaşılması muhtemel sorunların yaşanmasını önleyebilir. Öyleyse siyasal gücü elinde bulunduranlar, eğitim uygulamaları sırasında yaşanan sorunlara daha duyarlı olmak zorundadır (Yurdabakan, 2002, s.64).

Tarih boyunca varlığını zor hissettiren değişim süreci yaşlı dünyamızda yeni yüzyılda baş döndürücü bir hıza ulaşmıştır. Bu hızlı değişimin ençok etkilediği varlık da insandır. İnsanlar ve toplumlar bu değişime uyum sağlayamadıklarında çağın nimetlerinden yararlanma şansını kaybetmektedirler. Bu nedenle artık evlerimizde ve okullarımızda uygulanan eğitim anlayışının değişmesi gerekmektedir. Evinizde ”Ben babamdan böyle gördüm” anlayışıyla yetiştirdiğiniz çocuklar yeni yüzyıla uyum sağlayamayacaklardır. Unutmayalım ki evimizde çocuk terbiyesinde kullandığınız yöntemler ve okullarda öğretmenlerin eğitim anlayışları çocuğumuzun gelişimini derinden etkilemektedir. Okullarda çocuklarımızı eski anlayış ve yöntemlerle yetiştiren öğretmenleri de değişeme zorlamalıyız.

Üzülerek ifade etmeliyim ki ülkemizde geleneksel anlayışı alternatifsiz gören öğretmenler çoğunluğu oluşturması yeni anlayışın yaygınlaşmasını zorlaştırmaktadır. Yeni anlayışla yetişen genç öğretmenler atandıktan sonra çağdışı kalmış çoğunluğa uymak zorunda kalmaktadır. Özellikle eğitim yöneticilerimizin muhafazakar kesimden seçilmesi değişimi yavaşlatmaktadır.

Eğitimi; insanlaştırma yani, bireyin ihtiyaçlarını karşılayabilecek; görev, hak ve sorumluluklarının bilincine varabilecek konuma ulaşması süreci olarak tanımlayabiliriz. Bu süreçte daha çok aile ve okul kurumları etkileyici olmaktadır. Bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler bir yandan eğitimin önemini arttırırken öte yandan eğitimde yeni yönelimlerin oluşmasına yol açmaktadır. Bu nedenle aile ve okul ortamlarının eğitim anlayışını yenilemek zorundayız.

Bu çalışmada, küreselleşme sürecinin etkileri çerçevesinde, aile ve okulda eğitim uygulamalarında dikkate alınması gereken yeni yaklaşımlar ve bilimsel yönelimler sırasıyla ele alınmıştır.

Yeni anlayışın en etkili olduğu alan bilgi konusundaki farklılaşmadır. Bu konuda “bilgi mutlaktır” diyen eski anlayışa karşı; yeni anlayış: “bilimsel bilgi geçicidir ve değişir” şeklinde ifade edilebilir. Yeni anlayış mutlak bilginin varlığını reddederek bilginin doğası ve kaynağı üzerine tartışmalar başlatmıştır. Evrenin yasalarının büyük kuramlar adı altında doğmalaştırılması yerine gerçek arayışının çoklu doğru ve çoklu gerçek kabullenmesiyle sürdürülmesi anlayışını güçlendirmiştir. Artık evrende kaos ve sistemin iç içe olduğu gerçeğini herkes kabul etmektedir. Başka bir anlatımla diyebiliriz ki pozitivist paradigma yerine yorumsamacı paradigma güçlenmektedir.

Yeni bin yılın başlangıcında okul sistemini, bilginin yeni biçimlerde üretilmesi ve dağıtılması ilkelerine göre yeniden yapılanmalıdır. Bu çerçevede okullar- özellikle de üniversiteler- yalnızca bilgi aktaran kurumlar olmaktan çıkarılıp, bilgi üretir hale getirilmelidir. Ayrıca, bilgi sadece üretilmekle kalmamalı, aynı zamanda dağıtılmalıdır (Erdoğan, 2002, s.259).

O halde hemen her konuda bir takım bilgileri öğrencilere ezberletmek için uğraşmak yerine birkaç konuda derinliğine çalışarak özümlemeleri amaçlanmalıdır. Bu konuda MEB’nın hazırladığı öğretim programlarının bilgi yükünden kurtarılarak yeniden düzenlenmesi, yeni değerler doğrultusunda program geliştirme çalışmalarının yararlı olacağına inanıyoruz. Ancak öğretmenlerimizin ciddi hizmetiçi eğitime tabi tutulmaları gerekmektedir.

Bu anlayış yeniliği; bilgilendirme yerine öğrencilerin bilgi üretme yeterliğine ulaşmalarını öne çıkarmıştır. Bu anlayışa göre sınıflar öğrencilerin yoğun etkileşim sonucunda yeni bilgiler üretebildikleri bir ortam olmalıdır. Bunun için sınıf yönetimi konusundaki geleneksel anlayış terk edilmeli iletişim ve etkileşim öncelikli demokratik sınıf yönetimi anlayışı egemen kılınmalıdır.

Geleneksel eğitimin disiplin odaklı anlayışı yerine öğrencilerin duygu, düşünce, ihtiyaç ve tercihlerine saygı gösteren öğrenci odaklı yeni anlayış yerleşmektedir. Disiplin ile hak ve özgürlükleri dengeleyen demokratik anlayışın öğrencilerin gelişimleri ve ruh sağlıkları açısından aile ve okul ortamlarında yaygınlaşması yeni kuşakların önünü açacaktır.
Bu yeni anlayış eğitimde ezberciliğin içini boşaltmış; ezberciliği anlamsız ve faydasız bir uğraş haline getirmiştir. Bilimsel bilgi mutlak gerçekliği yansıtmıyorsa, mevcut bilimsel bilginin yeni kuşaklara ezberletilmesinin hiçbir anlamı yoktur. Eldeki bilgi elbette yeni kuşaklara aktarılacaktır; ancak bu, onların kendi bilgilerini üretmeleri için olmalıdır (Özden, 2002, s.62).

Her konuda yüzeysel bilgi sahibi, çok şey bilen ama kendini bilmeyen“ayaklı ansiklopedi” tipi bireyler yerine konuları derinliğine irdeleyebilen, eleştirebilen; kendi inanç ve tercihlerini önemseyen bireyler yetiştirmek için eğitim sistemimizi yeniden yapılandırmak; öğretmenlerimizi yoğun hizmetiçi eğitim geçirmek zorundayız. Devletin yanında milletin de bu değişime katkıda bulunması zorunludur.

Küreselleşme süreci önümüzdeki yıllarda dünyada önemli değişim ve dönüşümün yaşanmasına yol açacaktır. Devlet ve toplum bireyleri bu değişim ve dönüşümü algılayıp, yönetebilecek kapasitede yetiştirmek zorundadır.

Tek kutuplu dünyada uluslararası sermayenin istediği dışarıdan yönetilebilen, ödül ve ceza aracılığıyla köleleştirilen tüketime odaklanmış insan yerine; araştıran, sorgulayan kendi doğrularını oluşturan bireyler yetiştirmek gerekmektedir. Bunun için acilen eğitim anlayışımızı değiştirme zorunluluğunu duymalıyız. Bu ihtiyacı medyamızın da hissetmesi gerekmektedir.

Sınıf yönetiminde baskıcı, kendini öğretim etkilerinin odağında gören, aktarımcı öğretmen yerine; demokratik tutumu benimsemiş, öğrenci odaklı eğitimi benimseyen, bilişim ve iletişim teknolojisini kullanabilen öğretmenler yetiştirmeye yönelmeliyiz.
Şekil yönelimlilikten, amaç yönelimliğe; öğretmen merkezlilikten, öğrenci merkezliliğe; baskıcılıktan, demokratikleşmeye geçerek, demokrasiyi bir yaşam biçimi olarak benimsetebilmek için aile ve okul ortamlarını demokratik ortamlar haline getirmeliyiz.
Aile ve sınıf ortamında yukarıda ifade edilen becerilerin gelişmesi için çaba sarfedilmesi çağdaş bireyleri yetiştirmenin önemli bir adımı olacaktır. Öğretmenler sınıflarındaki öğrencileri eğitirken zeka düzeylerinin yanında zeka alanlarına göre de
Değerlendirmek durumundadırlar.

Ülkemizde tarım ve sanayi toplumundan bilgi toplumuna hatta bilişim-iletişim toplumuna geçiş çok kısa bir sürede ortaya çıkmış ve hepsi bir ararda devam etmektedir. Gelişmiş ve geri kalmış toplumlar sınıflamasında ölçütler buna göre oluşturulmaktadır.
Türkiye iki yüzyıla yakın süredir çağdaşlaşma çabasında olan, bu alanda önemli mesafeler katetmiş bir ülke olarak kısmen sanayileşmiş ancak bilgi toplumu olma yolunda bocalayan bir ülkedir. Bu bocalamanın belirgin nedenleri arasında eğitim sisteminin tarım toplumuna göre düzenlenmiş olması önemli görünmektedir.
Aynı anda birkaç toplumsal aşamanın bir arada yaşandığı toplumlarda eğitim kurumları tüm öğeleriyle yeniden yapılanmalıdır. Küreselleşme olgusunu temel olmayan yapılanmalar çağın gereklerine uygun olamazlar. Ülkemizin bazı bölgelerinde yaşayan insanlarımız tarım toplumunun değerleriyle yaşamlarını sürdürüyorken, bazı kentlerimizde sanayi toplumu aşamasına geçilmekte, ender sayıda insanımızın da bilgi toplumunun değerlerini savunduğu görülmektedir. Bu durum ülkemizin tam bir geçiş toplumu laboratuarı olmasına yol açmaktadır. Bu durum ülkemiz insanları için çeşitli zorluklar barındırırken, bilim adamları için uygun fırsatlar sunmaktadır.
Yirminci yüzyılda sanayileşmeyle başlayan ailesel çözülme; insanların çıkarcı ve yalnız olmaları ile belirginleşen olumsuz özellikleri yaygınlaştırmıştır. Gelişimin ilk yıllarında sağlıklı bir aile ortamından yararlanamayan bireylerde özellikle bilişsel, duygusal ve sosyal gelişim alanlarında ortaya çıkan gelişimsel yetersizlikler benlik algısı, kimlik ve kişilik bozukluklarına yol açmaktadır.

Günümüzde eğitimin sadece devletin geleceği için değil, bireylerin optimum gelişimi için verilmesi anlayışı yerleşmeye başlamıştır. Çünkü devletin geleceği bütün bireylerin optimum düzeyde gelişmesine bağımlı hale gelmiştir (Özden, 2002, s.22).
Okullarda öğrencilerin ihtiyaç ve özelliklerinin öncelikli olarak alınması, bireyselliğin öne çıkarılmasına ve öğrencilerin eğitimin odağı haline gelmesine yol açmaktadır. Öğrencilerin duygularına ve olumlu benlik algısı geliştirmelerine öncelik vererek yeterince bireyselleşmiş ve toplumsallaşmış bireyler yetiştirebiliriz.
Geleneksel (klasik) eğitim daha çok düz anlatım yöntemi ile not tutturma yöntemlerine dayanmaktaydı. Bunun yanında öğrencilerin kitapları okuyarak öğrenmeleri beklenmekteydi. Bilimsel araştırmaların sonuçlarına göre insanlar okuduklarının % 10’unu, duyduklarının % 20’sini, gördüklerinin % 30 unu, hem görüş hem işittiklerinin % 50 sini, görüp işitip, söylediklerinin % 80’ini görüp, işitip, söyleyip yaptıklarının % 90’ını hatırlamaktadırlar (Demirel, 2002, s.51).

Çağdaş anlayışla yetişen öğretmenlerimiz görsel-işitsel materyalleri kullanarak, derste yöntem çeşitliliğine yönelerek, öğrenci merkezli yaklaşımla öğrencilere yaşantı zenginliği yaşatarak hem kendilerinin hem de öğrencilerin işini kolaylaştırmaktadırlar.
Bir takım gereksiz bilgileri ezberletmek yerine bilgiye ulaşmayı ve bilgiden yararlanmayı öğretmek; bilgisayardan öğretim amaçlı yararlanmak, olumsuzluklarına önlem alarak internetten asgari düzeyde faydalanmak hedeflenmelidir.
Günümüz öğretmeni daha çok sözcü görevini üstlenmiş durumdadır. Bunun yerine eşlik eden eğitimci rolü üstlenilmelidir. Küreselleşmede yeni bilgi ve iletişim teknolojisi önemli bir yer almaktadır. Bu nedenle öğretmenler bilgiyi ve iletişim teknolojisini ustalıkla kullanan ve öğrencileri için yararlı hale getiren kişiler olmak zorundadır. Küreselleşme sürecinde eğitimin gelişebilmesi için eğitimde farklı alanların olduğu kabul edilmeli ve bunların özerkliği sağlanmalıdır (Doğan, 2002, s.96).
Bilgili ve bilinçli vatandaşlar olarak eğitim anlayışımızı çağın gerekleri doğrultusunda yenileyebilirsek geleceğe daha iyi hazırlanabilir, ülkemizin eğitim sorunlarının çözümünde daha etkili olabiliriz.
Ülkemizde artık ender bulunan eğitim bilimcilerin iyi örgütlenme yanında aileyi bir eğitim kurumu olarak görme, eğitimi erken yaşlarda başlatma, gelişimi sorunlu ve yetersizliği olan bireylerin eğitimi gibi konularda daha çok tartışmak ve halkımızı bilinçlendirmek gibi bir misyonumuz olduğunu unutmamalıyız.
Seçimlerden sonra özlemini duyduğumuz huzur ortamını oluşturarak ülke sorunlarını çözmeye yönelmiş bir Türkiye değişen dünya koşullarında eski Osmanlı coğrafyasında sözü dinlenen ve emperyalist batıya karşı daha bağımsız olabilecektir. Eğitimde değişim sürecini planlama ve yönetme konusunda MEB insiyatif almalı eğitim sistemimiz günün koşullarına göre aşağıdan yukarıya doğru yeniden düzenlenmelidir. Bu konudaki görüş ve düşünceler bir sonraki yazıda ele alınacaktır.

KAYNAKÇA
Demirel, Ö. Planlamadan Değerlendirmeye Öğretme Sanatı. Pegem A Yay., Ankara, 2002.
Doğan, E.” Eğitimde Küreselleşme”, Eğitim Araştırmaları Dergisi. Sayı 6, Anı Yay., Ankara, 2002.
Goleman, D. Duygusal Zeka, Varlık Yay., İstanbul, 1998
Nazlı.S.Kapsamlı Gelişimsel Rehberlik ve Psikolojik Danışma Programları.Anı Yay.Ankara,2003
Özden, Y. Eğitimde Yeni Değerler, Pegem A Yay., Ankara, 2002.
Yurdabakan, İ. Küreselleşme Konusundaki Yaklaşımlar ve Eğitim. Eğitim Araştırmaları Dergisi, Anı Yayınları, Ankara, 2002.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Küreselleşme ve Eğitimde Değişim Süreci" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Dnş.Mehmet Zeki İLGAR'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Dnş.Mehmet Zeki İLGAR'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Psk.Dnş.Mehmet Zeki İLGAR
İstanbul
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi2 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Dnş.Mehmet Zeki İLGAR'ın Yazıları
► Eğitimde Markalaşma Psk.Dnş.Ertuğrul AKBAŞ
► Farkındalık ve Değişim Elif HERGÜNER
► Eğitimde Bireyi Tanıma Teknikleri ÇOK OKUNUYOR Psk.Dnş.Kadir KEMEÇ
► Özel Eğitimde Sporun Önemi Uzm.Remzi GÜLEÇ
► Cinsel Eğitimde Ailenin Çocuğa Yaklaşımı Uzm.Psk.Gülşah PINAROĞLU
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,434 uzman makalesi arasında 'Küreselleşme ve Eğitimde Değişim Süreci' başlığıyla benzeşen toplam 22 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Yinelenen Yorgunluk Hissi Haziran 2011
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


16:53
Top