2007'den Bugüne 90,717 Tavsiye, 27,893 Uzman ve 19,784 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Bir Roman İncelemesi ve Eğitimde Yeni Bir Yaklaşım
YAZI #1564 © Yazan Psk.Dnş.Mehmet Zeki İLGAR | Yayın Kasım 2012 ÇOK OKUNUYOR
Bir Roman incelemesi ve Eğitimde Yeni Bir Yaklaşım
Dr.M.Zeki ILGAR Bil.Uzm.Semra Coşgun ILGAR

20.yüzyılın ortalarından itibaren klasik eğitim ve yönetim anlayışının sorgulanmasına paralel olarak onun yerine geçmek üzere kendini ciddi olarak hissettiren yeni yönelimler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bize göre bu yönelimlerden biri de Kızılderili kültüründen esinlenen yaklaşımdır. Bu yeni yaklaşıma Forest Carter’in aynı adlı romanından esinlenerek “Küçük Ağaç Yaklaşımı” adını verdik.
Bu makalede romanın çeviri metninden yararlanılarak romanın çeviri nitelikleri, anlatım özellikleri, ve içeriğindeki eğitim anlayışı irdelenmiştir.
Beyaz adamlar gelmeden önce Amerika kıtasında önemli uygarlıklar yaratan; zaman zaman kendi aralarında savaşan ama genel olarak huzur içerisinde yaşayan Kızılderililer, doğayla barışık olmaları yanında çocuklara karşı saygıda da insanlığa örnek olabilecek gelişmişlik düzeyine ulaşmışlardı.
Doğayla ilişkileri kadar çocuk yetiştirmedeki olgunlukları insanlığa örnek olacak güzellikteydi. Ödül ve cezanın eğitimde araç olarak kullanılmadığı bu anlayış Kızılderililerin çocuk yetiştirme konusundaki yüksek kültürel birikimini yansıtmaktadır. İnsan yaradılışına en uygun yaklaşımla güzel insan yetiştiren Kızılderililerden küreselleşme sürecinin pençesinde kıvranan günümüz dünyalılarının öğreneceği çok şey olduğunu düşünmekteyiz.
Ne yazık ki beyaz adamlar tarafından “barbar oldukları gerekçesiyle” soykırıma tabi tutularak topraklarına el konulan ve yaşama hakları ellerinden alınan Kızılderililer, aslında kıta Avrupa’sından kitleler halinde Amerika’ya gelen beyaz istilacılardan daha iyi insandılar ve insanlaştırma konusunda günümüz eğitimcilerine de model oluşturmaktaydılar.
Anne-baba veya öğretmen olarak eğitim sürecine rehberlik ederken Küçük ağacın büyükbabası ve büyükannesi gibi olmaya özen göstermenizi ve bu nedenle tabi ki bu güzel romanı okumanızı öneriyoruz. Çağdaş eğitimin son yıllarda insanların manevi yönünü de dikkate almaya başlaması bu romandaki anlayışı önemli kılmaktadır.
“Küçük Ağacın Eğitimi” Çeroki Kızılderili’si olan yazar Forrest Carter’in kendi otobiyografik hikayesini anlattığı roman’ın adıdır. Roman’da Forrest Carter(Küçük Ağaç), 4-5 yaşlarındayken babasını ve annesini yitirince büyükbaba ve büyükannesinin yanında yaşamak zorunda kaldığı beş yıllık süredeki yaşantılarını çocuksu bir anlatımla okuyucuyla paylaşmaktadır.
Romanı okurken çevirmenin, bazı bölümlerin tercümesinde zorluk yaşadığı hissi oluşmakla birlikte, genelde başarılı olduğunu söylenebilir. Tamamen farklı bir kültür ve çocuk yetiştirme tarzının işlenmesine rağmen yerine göre “Sanırsam” , “mümkünden de öteymiş” örneklerinde olduğu gibi çok uygun kelimelerin kullanılmış olması çeviriyi okuyucuya sevdirmekte ve bir solukta okunmasını sağlamaktadır.
Bir çocuğun dilinden anlatılıyor izlenimi veren roman’ın ülkemizdeki okuyucular tarafından yoğun ilgi görmesi, özellikle üniversite öğrencilerinin okumaya başlayınca ellerinden bırakmak istememesi, üslubunun akıcı ve sürükleyici olması yanında içeriğinin de bilinmeyen bir kültürü yansıtıyor olmasıyla ilgili görünmektedir.
Eserin ana teması beş-on yaşları arasında bir çocuğun yaşadığı yaşantılar ve dünyayı tanıma konusundaki duyarlılık olarak ifade edilebilir. Romanda Kızılderili kültürünün incelikleri ve derinlikleri okuyucuyu rahatsız etmeyecek şekilde işlenmiştir. Bu romanı okurken kendi çocukluğunuzdan izler bulacaksınız.
Roman’ın sayfalarına, Kızılderili’lerin doğayla iç içe ve uyum içerisinde yaşamanın erdemine ulaşmış olmalarının huzuru yansımaktadır. Küçük Ağaca doğayı tanıma ve anlama konusunda büyükanne ve büyükbabası tarafından hazırlanan yaşantılar eğitimsel anlamda çok etkileyicidir. Örneğin; bir Tal-con’un (şahinin) bir bıldırcını yakalamasına üzülen Küçük Ağaç’a büyükbabanın: “ Üzülme Küçük Ağaç! Gidişat böyle. Tal-con yavaş olanı yakaladı. Böylece yavaş olan, gene yavaş olan çocuklar yetiştiremeyecek. Bıldırcın yumurtalarını en az bin fare yer. Hem hızlı hem de yavaş bıldırcın yumurtalarını… Yani tal-con, Gidişat sayesinde yaşar. Bıldırcına yardım eder.”
“Gidişat böyle. Yalnız gereksinim duyduklarını al. Geyik alıyorsan, en iyisini alma. En küçük ve en yavaş olanını seç, o zaman geyik daha güçlü olur ve her zaman sana et verir. Pa-koh (panter) bunu bilir. Sen de bilmelisin!”..”Yalnızca Ti-bi (arı), kullanabileceğinden fazlasını depolar… Bu yüzden ayı tarafından soyulur. Rakun ve Çerokiler tarafından da… Paylarından fazlasını depolayan ve kendilerini besleyen insanlar için de bu böyledir. Ellerindekini kaptırırlar. Bu konuda savaşlar olur..Uzun konuşmalar yaparak paylarından fazlasını ellerinde tutmaya çalışırlar…Erkekler, sözler ve bıçaklar yüzünden ölürler, ama Gidişat’ın kurallarını değiştiremezler” (s.16-17). Diye devam eden konuşmaları Küçük Ağaç için oldukça öğretici olmaktadır.
Büyükanne uzun yaşamı boyunca edindiği birikimi torunuyla paylaşır. Örneğin; Büyükanne: “herkesin iki aklı vardır. Bunlardan biri, bedenin yaşaması için gerekli olan şeylerle ilgilidir.. Beden için nasıl barınak, yiyecek ve benzeri şeylerin bulunabileceğini düşünmek için, eşleşmek ve çocuk sahibi olmak için bu akla ihtiyaç vardır ..Ama beden aklı dışında bir akıl daha vardır ki bu tür şeylerle hiç ilgilenmez.. Bu da ruh aklıdır. Beden aklı açgözlü ve hırslı olmak için kullanılırsa ruh aklı bir cevizden daha büyük olmaz. Beden aklı her şeyi ele geçirirse, bir fındık büyüklüğüne küçülebilir ve ortadan kaybolabilir. Böyle bir durumda ruhunu tümüyle kaybedersin. Böylece ölü insan olursun. Ölü insanlar öteki insanlara baktıkları zaman kötüden başka bir şey görmezler. Ağaca baktıkları zaman kereste ve çıkardan başka bir şey görmezler; hiçbir zaman güzellik görmezler. İşte onlar yürüyen ölü insanlardır”(s.76-77).
“Ruh aklı diğer kaslar gibidir. Kullandığın zaman büyür ve güçlenir. Ama beden aklınla açgözlü ve benzeri olmaktan kurtulana kadar ona kapıyı açamazsın. Açtığın zaman anlayış gelişmeye başlar ve ne kadar anlamaya çalışırsan, ruh aklı o kadar büyür.. Doğal olarak dedi, anlayış ve sevgi aynı şeydir; insanların anlamadıkları şeyleri severmiş gibi görünmeye çalışarak çok fazla arka plana atmalarının dışında. Ki bu da yapılamaz”(s.78)
Büyükanne ve büyükbaba Küçük Ağaca atalarının tarihini öğrenmesi konusunda da duyarlı davranırlar. Kitabın bir bölümünde istilacı beyaz adamların Çeroki’lerin topraklarını ellerinden almaları ve onları sürgün etmeleri olayı şöyle anlatılmaktadır:
”Büyükanne ile büyükbaba benim geçmişi bilmemi istiyorlardı. Geçmişi bilmezsen bir geleceğin olmaz çünkü. Halkın bir zamanlar nerede olduğunu bilmezsen nereye gittiğini de bilmezsin. Bu yüzden bana geçmişimin büyük bir bölümünü anlattılar.
Hükümet askerleri nasıl gelmiş ve onlara kağıdı imzalamaları gerektiğini söylemişti? Yeni beyaz yerleşimcilerin nereye yerleşeceklerini ve Çeroki topraklarından yerlerin alamayacaklarının yazılı olduğu kağıdı imzalamalarını nasıl söylemişlerdi. Ve onlar kağıdı imzaladıktan sonra, hükümet askerleri, silahları ve silahlarına takılı uzun bıçaklarıyla akın akın gelmişlerdi. Askerler kağıttaki sözlerin değiştiğini söylemişlerdi. Artık sözler, Çeroki’nin vadilerinden, evlerinden ve dağlarından vazgeçmesi gerektiğini söylüyordu. Güneşin battığı yere, hükümetin Çeroki’ye ayırdığı başka topraklara gitmeliydiler.
Hükümet askerleri nasıl geldi? Silahları ve gece kurdukları kampın ateşiyle büyük vadiyi çevirip Çeroki’leri nasıl çembere aldı. Diğer dağ ve vadilerden de Çeroki’leri, sığır sürüleri gibi getirip nasıl çemberin içine koydular?
Bundan uzun bir süre sonra, Çerokiler’in büyük bir kısmını ele geçirince, kalanlara araba ve katır getirip güneşin battığı topraklara atla gidebileceklerini söylediler. Çerokiler’in hiçbir şeyi kalmamıştı. Ama atla gitmeyeceklerdi, yani bir şeyi korudular…”(s.55-56)
Büyükbaba’nın zaman zaman bilgece sözler söylemesi de Küçük Ağacın ilgisini çekmektedir. Örneğin: “Büyükbaba dedi ki, verdiğin bir şeyi nasıl yaptığını ona anlatmak, yalnızca “bir şey” vermekten daha iyiymiş. Dedi ki, “Bir adama kendi başına yapmasını öğretirsen, o zaman adam iyi olur. Oysa yalnızca bir şey verip hiç bir şey öğretmezsen, o zaman adama geri kalan yaşamı boyunca, sürekli veriyor olursun.” Büyükbaba dedi ki, “O adama yanlış hizmet yapmış olursun, çünkü sana bağımlı olursa, o zaman onun kişiliğini alır ve çalarsın.”(s.193)
Küçük Ağacın eğitimi konusunda büyükanne ve büyükbaba tam bir eğitimci bilincini yansıtır. Onun yaşadıklarından dersler çıkarmasına ortam yaratırlar. Örneğin hindi avlamak için gittikleri gün yaşadıkları Küçük Ağaç için önemli kazanımlardır. O gün dedesi, giderek derinleşen, üstü dallara örtülü, hindinin boynundan alçak bir tünel kazar, tüneli derin bir çukura bağlar. Toprağın yüzeyinden tünelin içine doğru mısır taneleri serpiştirir. Yaban hindisi başını eğip taneleri yiye yiye tüneli geçer, çukura girer. Başını kaldırır, çukurun üstü açıktır ama çukur derindir. Tek bir çıkış yolu vardır, başını eğip tünelden gerisin geriye gitmek. Ancak hindi başını eğmeyi akıl edemediği için çukurdan çıkamamaktadır.
Küçük Ağaç dedesine, “Dede, hindi niçin kafasını eğip tünelden dışarı çıkmıyor?” diye sorar. Dedesi ‘Yavrum, hindi kendini herkesten üstün gördüğü için, öğrenebileceği yeni bir şeyler bulunduğuna inanmadığı için, alçak gönüllülük gösterip başını eğemediği için girdiği çukurdan çıkamıyor” der.
Küçük Ağaç, beş yaşından on yaşına kadar yanlarında kaldığı büyükanne ve büyükbabadan sevgiyi, duyarlılığı, samimiyeti, anlayışı ve daha birçok şeyi öğrenmiştir. Bu nedenle roman kahramanının yaşı ilerledikçe duygusal zekasının geliştiği öyküde açıkça görülmektedir.

Romanda büyükannenin kitap okuma alışkanlığı, klasik eserleri ve tarihi şahsiyetlerin hayatlarıyla ilgili kitapları okuyup, kahramanlar hakkında tartışmalar yapmaları; kasaba kütüphanesinden ödünç kitap alma konusundaki örnek tutumu dikkat çekicidir.
”Haftada iki kez, cumartesi ve Pazar akşamları Büyükanne lambayı yakar ve bize kitap okurdu. Lamba yakmak lükstü ve bunun benim için yapıldığından emindim. Lambanın içindeki yakıt konusunda dikkatli davranmak zorundaydık. Ayda bir kez Büyükbaba ile ben yerleşim yerine kadar yürürdük. Ben, yolda dökülmesin diye ucu bitki kökleriyle tıkanmış yakıt tenekesini taşırdım. Tenekeyi doldurmak epey pahalıydı; böyle olduğu halde Büyükbaba kulübeye dönüş yolunda tenekeyi taşıtarak bana duyduğu büyük güveni gösterirdi.
Yerleşim yerine gittiğimiz zaman yanımızda hep Büyükannenin verdiği bir kitap listesi olurdu. Büyükbaba listeyi kütüphaneciye götürür ve büyükannenin geri gönderdiği kitapları verirdi. Büyükanne çağdaş yazarları tanımıyordu sanırım çünkü listede her zaman Bay Shakespeare olurdu.
…..
Her zaman sözlüğe bakardık, çünkü haftada beş sözcük öğrenmem gerekiyordu. Bu da benim için hayli zordu. Hafta boyunca öğrendiğim sözcükleri konuşmalarımda kullanarak cümleler yapmaya çalışıyordum çünkü o hafta için öğrenmem gereken sözcüklerin A ile ya da B’deysem B ile başlaması gerekiyordu.
Başka kitaplar da vardı: Roma İmparatorluğunun Yükselişi ve Düşüşü gibi… Büyükannenin tanımadığı ama kütüphanecinin verdiği Shelley ve Byron’ın kitapları gibi…
Büyükanne uzun saç örgülerini yerlere kadar uzatıp kitaba eğilerek tane tane okurdu. Büyükbaba iskemlede hafif bir gıcırtıyla ileri geri sallanırdı. Heyecanlı bir yere geldiğimizde Büyükbaba sallanmaktan vazgeçerdi.(s.21-23)
Küçük Ağaç’ın doğayı tanıması için sunulan yaşantılar kadar insanları tanıması için de müdahalesiz yaşantılar hazırlanmıştır. Öğrenmenin en etkili yolunun yaşamaktan geçtiği romanda birçok örnekle ortaya konmaktadır. Büyükbaba Küçük Ağaç bir şey yapmak istediğinde onu engellemek yerine yaşayıp öğrenmesini beklemeyi tercih etmektedir. Örneğin Küçük Ağaç’ın buzağı satın alması olayında olduğu gibi.
“ Politikacı el sıkar ve adamlarla konuşurken, bir şahıs kalabalığın kenarında, ipe bağlı küçük kahverengi buzağıyla yürüyordu. Durup kalabalığa baktı ve ne zaman yanına gelse politikacı ile el sıkıştı. Küçük buzağı başı öne eğik, titrek bacaklarla adamın arkasında durdu. Kalkıp buzağının yanına gittim. Bir kere okşadım, başını kaldırmadı. Adam büyük bir şapkanın altından bana baktı. Gülümsediği zaman neredeyse buruşarak kapanan keskin gözleri vardı. Gülümsedi.
-Buzağımı sevdin mi çocuk?
-Evet efendim dedim ve onu istediğimi düşünmemesi için buzağıdan bir adım uzaklaştım.
….
Adam önümde diz çöktü.
-Paran var mı çocuk?
-Evet efendim dedim, elli sentim var.
Adam kaşlarını çattı. Bundan fazla bir param olmadığını anladım ve hepsi bu kadar olduğu için üzüldüm. Bir dakika sonra gülümsedi ve
-Şey… bu buzağı elli sentin yüz mislinden fazla eder, dedi. Ben bir hırıstiyanım. Bu buzağı bana bu kadara mal olsa bile,şu ya da bu şekilde yüreğimde senin ona sahip olman gerektiğini hissediyorum sana bağlanmasından.
-Alamam… Onu hiç mi hiç almayacağım, bayım dedim.Ama adam beni durdurmak için elini kaldırdı. İçini çekti.
-Elli sente buzağı sahibi olmana izin vereceğim oğlum çünkü bunun hrıstiyan görevi olduğunu hissediyorum ve yanıt olarak ‘hayır’ı kabul etmeyeceğim. Bana elli senti ver yetsin, buzağı senindir.
Meseleyi bu şekilde koyduğu için onu reddemezdim. Bütün beşlik ve onluk sentlerimi çıkarıp ona verdim. Buzağının ipini bana verdi ve o kadar hızlı uzaklaştı ki ne yöne gittiğini göremedim.
Buzağımdan gurur duydum. Gerçi adamdan az çok yararlandığımı hissediyordum-bir hıristiyan olarak ki öyle demişti-, onu bir şekilde aldatmıştım. Buzağıyı büyükbabaya götürüp gösterdim. Büyükbaba buzağıdan benim kadar gururlu görünmedi ama sanırım bunun nedeni buzağı onun değil benim olduğu içindi.
…
Büyükbaba konuşurken buzağım yere uzanıp öldü. Bir yanına yattı ve öyle kaldı.
…
Yemek yerken büyükbaba bana baktı ve dedi ki:
-Görüyorsun, küçük Ağaç, öğrenmenin yapmaktan başka yolu yok. Senin buzağıyı almanı engelleseydim, her zaman bir buzağın olması gerektiğini düşünecektin. Sana satın almanı söyleseydim, öldüğü için beni suçlayacaktın. Yaşam içinde öğrenmek zorundasın”(s.105-110)

Kendisinin- güya çağdaş bir eğitim anlayışının geçerli olduğu- devlet yetiştirme yurdunda yaşadıkları ile yerel kültürleriyle yaşayan büyükanne ve büyükbabasının mütevazi küçük kulübelerinde yaşadıklarını karşılaştırdığımızda Küçük Ağacın tertemiz duygularının kendini uygar sanan öğretmen ve okul müdürünün klasik eğitim anlayışlarını niçin beğenmediğini de ortaya koymaktadır.
“Bir keresinde, su kaynağından çıkan bir geyik sürüsü resmi gösterdi. Geyikler birbirinin üzerine atlıyorlardı ve sudan çıkmaya çalışıyor gibiydiler. Bayan geyiklerin ne yaptığını bilen olup olmadığını sordu.
Bir oğlan, bir şeyden, kesinlikle avcıdan kaçtıklarını söyledi. Başka bir çocuk, suyu sevmediklerini ve karşıya geçmek için acele ettiklerini söyledi. Bayan bunun doğru olduğunu söyledi. Elimi kaldırdım. Geyiklerin eşleştiğini hemencecik gördüğümü söyledim çünkü dişi geyiğin üstüne atlayan erkek geyikti. Ayrıca çakılar ve ağaçlardan eşleşme zamanı olduğunu söyleyebilirdim.
Şişman bayan şaşakaldı. Ağzını açtı ama bir şey söylemedi. Biri güldü. Bayan beni boynumdan yakaladı ve sarsmaya başladı. Yüzü kıpkırmızı oldu ve bağırmaya başladı.
Neden bağırdığını bilmemin dünyada yolu yoktu ve durumu düzeltmeye hazırdım. Bayan beni biraz daha sarstı ve sonra boynumdan sıkı sıkı tutarak odadan dışarıya itti.
…
Benim suç işlediğimi ve şiddetle cezalandırılmam gerektiğine inanan okul müdürü büyük sopayı sırtıma indirdi. İlk seferinde acıdıysa da ağlamadım. Büyükanne bana öğretmişti. Bir keresinde ayak tırnağım çıkmıştı… Büyükanne bana yerlilerin acıya nasıl katlandığını öğretti. Yerli, beden aklının uyumasına izin verir ve ruh aklıyla bedeninden çıkar ve acıyı görür; acıyı hissetmek yerine.
Beden aklı, yalnızca beden acısını hisseder. Ruh aklı, yalnızca ruh acısını hisseder. Bu yüzden bıraktım beden aklım uyusun. Sopayı sırtıma vurdukça vurdu. Sopa bir süre sonra kırıldı. Efendi bir sopa daha aldı. Zorlukla soluyordu; soluk alırken ‘şeytan inatçıdır’ dedi” (s.233-235).

Bizce anne-baba veya öğretmen olarak eğitiminden sorumlu olduğunuz bireye veya bireylere karşı küçük ağacın büyükannesi ve büyükbabası gibi davranmaya çalışırsanız onun sağlıklı bir birey olmasında ve güzel insan olmasına ortam oluşturarak katkıda bulunabilirsiniz.
“Ben bu uzun öyküden yararlanarak çocuğumu yetiştirmede neler yapabilirim” diye sorduğunuzu duyar gibiyiz. Haklısınız kırsal bir alanda geçen bir öyküden kent ortamında ve günümüz çocukları için geçerli olabilecek uygulamaları gözden geçirmek gerekmekte.
Öncelikle çocuğunuzun kendini tanıma ve kendi kararlarını vererek sonuçlarına katlanma erdemini tatmasını sağlayabilirsiniz. Alışılmış olduğu gibi yasaklar koymak yerine özgürlüğünü kısıtlamadan sizin gözetiminizde ama gözetleniyor olma kısıtlılığını yaşatmadan yeni deneyimler edinmesi için ortam sağlayabilirsiniz.
     9 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Mehmet Zeki İLGAR Fotoğraf
Psk.Dnş.Mehmet Zeki İLGAR
Ordu (Online hizmet de veriyor)
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi2 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Dnş.Mehmet Zeki İLGAR'ın Makaleleri
► Eğitimde Markalaşma Psk.Dnş.Ertuğrul AKBAŞ
► Özel Eğitimde Materyal Kullanımı Değer ÇAĞLI METE
► Küreselleşme ve Eğitimde Değişim Süreci Psk.Dnş.Mehmet Zeki İLGAR
► Eğitimde Bireyi Tanıma Teknikleri Psk.Dnş.Kadir KEMEÇ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,784 uzman makalesi arasında 'Bir Roman İncelemesi ve Eğitimde Yeni Bir Yaklaşım' başlığıyla benzeşen toplam 49 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Yinelenen Yorgunluk Hissi Haziran 2011
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


07:17
Top