2007'den Bugüne 84,636 Tavsiye, 26,464 Uzman ve 18,848 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Psikoloji ve Meslek Sorunları: Yüzde Yüz Bilimsellik Var Ancak Galiba Göklerde
MAKALE #9044 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Mayıs 2012 | 3,176 Okuyucu
MESLEK SORUNLARI: YÜZDE YÜZ BİLİMSELLİK VAR ANCAK GALİBA GÖKLERDE

Alanda her şey saf bilimsel anlayışın ve tamamen insani bir yaklaşımın ürünü müdür! Açıkçası ben öyle olduğunu zannetmiyorum. Bir çok gözlem sonucu ve gündelik bulgu da bunu gösteriyor zaten!

Doğru cevabı bulabilmek için doğru sorular sormak gerekir. Mesela bir aşı çıksa ve artık tüm hastalıklar sonsuza dek ortadan kalkacak dense bu koca sektörün bu işten memnun olacağını düşünebilir misiniz! “Evet” diyenlerimiz çıkabilir. Birçok hastalığın ilacı bulunduğu ancak henüz yeterli hasta (satış) sayısına ulaşılmadığı için piyasaya sürülmediği dedikoduları gerçek ise bu az önceki sorumun cevabı hakkında fikir verecektir.

HASTAYA VE HASTALIĞA EĞİLİMLİ OLMA MESELESİ

Bizim camiadaki uzmanların önemli bir bölümü kendi alanlarındaki sorunlara hastalık demeye ziyadesiyle eğilimlidirler. Onlara göre nesnel laboratuar bulgularına, beyinle ilgili yapısal tetkiklere falan gerek yoktur; bazı belirtilerin bir araya gelmesi hastalık için fazlasıyla kafi bir kriterdir. Hatta hastalık için sürenin bile fazlaca bir ehemmiyeti yoktur. Sözkonusu süre eskiden altı aydı, şimdilerde on beş gün bunun için yeterlidir. O da kağıt üzerinde / teorikte böyledir. Pratikte bunun bile artık fazlaca bir ehemmiyeti kalmamıştır.

Belirli belirtilerin üçü - beşi bir arada mevcut ise, bunları değerlendiren de bir uzman hekim ise kişilerin hasta sayılmaları için her şey tamamdır. İlgili uzmanların hastalık teşhisi koymaları bu kadar kolaydır ancak onlar bu kolay işi başka mesleklerin asla yapamayacağını düşünürler. O sebeple psikologların vs. bırakın hasta teşhis etmesini, bu işi ağızlarına almalarına bile şiddetle karşı çıkarlar.

SADECE BELİRTİLERE BAKARAK HASTASIN DEME VAHAMETİ

Oysa şikayet edilen her sorunun sırf şikayet edilmiş olması ve bazı belirtiler vermesi dolayısı ile hemen hastalık sayılmaması gerektiğini, özellikle bunun ruh sağlığı alanı için geçerli olduğunu daha önce yazmıştım. Bunun delillerini orada tek tek ele almıştım.

Sözgelimi yüksek ateş de belirtidir ancak bu her zaman hastalık demek değildir. Aslında bu çoğu zaman vücudun sağlıklı olarak çalıştığını, virüslerle savaştığını gösterir. Baş ağrısı, göz ağrısı, halsizlik, kap çarpıntısı, terleme vs. de tıp literatüründe semptom yani belirtidir. Ancak vücut bu belirtileri sadece hasta olduğu dönemlerde değil; sağlıklı lakin bazı özel durumlarda da verebilir. Yani belirtiler her zaman hasta olduğumuzu değil; aslında sağlıklı olduğumuzu gösterir.

SAĞLAM ADAMI TEDAVİ ETMEYE ÇALIŞAN ALAN: RUH SAĞLIĞI

Üç gün uyumayınca görülen halsizlik, pc başında çok oturunca yaşanılan bel ve baş ağrısı, fazla kitap okuyunca gözlenen göz ağrısı, dört - beş katı hızlıca çıktığımızdaki kalp çarpıntısı, hızlı koşunca ortaya çıkan terleme bunlara en güzel örnektir.

O halde özellikle ruh sağlığı alanında neden hastalık teşhisi bu kadar kolay konulur. Hem de hiçbir görüntüleme ve laboratuar bulgusu olmadan, sadece belirtilerden yola çıkılarak!

KANAATİMCE NEDENLERİ

1.Böyle olduğunda hekim olmak anlam kazanmış olur. Çünkü hekimlik mesleğinde hastalar, hekimlerin de hastaları olur. Nasıl ki diğer branşlardaki tüm hekimlerin hastaları vardır, psikiyatri uzmanları da aynı şekilde hekim oldukları için kendi uğraş sahalarındaki vakaları hasta olarak görmek isterler. Birinci faktör bilinçli yahut bilinç dışı olabilen bu eğilim yani istektir. Hekimler bundan dolayı vicdani bir rahatsızlık duymazlar çünkü aldıkları eğitim onlara bunun için gerekli ve yeterli olan tüm argümanları verir.

2.Bu alanda yardım gereksinimi duyan kişileri hasta olarak gördüklerinde, “Hastayı hekim tedavi eder” yasası devreye girer. Böylece bu alandaki tedavi işi başka meslek mensuplarına otomatik olarak kapanmış olur. Bu ise alanda kendilerine tekel olma fırsatı verir. Ayrıca bu algı alandaki ilgili diğer mesleklerin fonksiyonunu bir anda (ve en fazla) “yardımcı” konumuna dönüşmesini de sağlar. Bütün bunların ego odaklı doyum vermesinden tutun daha pek çok artısı vardır.

3.Hastalık varsa tedavi ile özdeşleşen ilaç verme işi kaçınılmazdır. Oysa dinlemek, anlamak, anlatmak, bunlarla çözüm sağlamaya çalışmak zordur. Hem bu sayılan işler sadece mesleki bilgi ile olmaz; ayrıca emek, sabır, yetenek, bilgi, genel kültür gibi daha pek çok şey gerektirir. Oysa hastalık demek için üç beş dakikalık bir dinleme süreci ve bir kaç belirti, bunun için de birazcık DSM bilmek yeterlidir.

Hem hastalık varsa sorun sadece hekimin bilgi sahasına girmiş, hastanın bu konuda diyeceği, soracağı, anlamak isteyebileceği fazlaca bir sözü ve bahanesi de kalmamış olur. Çünkü bunlar hekimin ilgi ve bilgi sahasına ait şeylerdir. Evet, hastalık söz konusu olduğunda tedavi işi daha kolaydır, daha az zahmetlidir. İlaçlarını kağıda yazdın mı gerisi tamamen hastanın sorunudur artık.

4.Hastalık olgusu toplumun çok duyarlı olduğu, uğruna hiçbir bedeli ödemekten çekinmediği, diğer bir anlatımla prestiji yüksek bir sorun türüdür. “Sorununuz var ama korkmayın hasta değilsiniz” dendiğinde daha kapıya uğramayacak kişiler, “Hastasın, adı da şu…” (isim koymak hastalığa inandırmada çok önemli bir etkendir. Çünkü insanlar, “Bak adı bile var, sen, şu veya o hastalık yok deseniz ne çıkar” şeklinde düşünürler) dendiğinde kliniklerin gedikli misafirleri olurlar. Bunun hastanelerin performans cirolarından tutun hekimlerin performans hanelerine, oradan da halk nezdinde hekimlik algısının ve kıymetinin daha da pekişmesine varıncaya kadar pek çok faydası vardır.

4.İlaç firmaları faktörü... Telkin önemli bir zihinsel etkileme yöntemidir. Kapılarında her mesai sonu beş – altı mümessilin beklediği bir hekimin bir süre sonra burada kendisine aktarılan bilgilere daha fazla direnebilmesi zorlaşır. Buna direnebilen hekim haçlı seferlerine direnebilen Selahaddin Eyyubi kadar kahramandır. Ancak kahraman olmak kolay değildir. Tarihte kahramanlar her zaman için çok az sayıda olmuştur!

Tabi ki (kanaatimce) tüm faktörler bunlar değildir. Ancak saydıklarım önemi yadsınamayacak etkenlerdir.

KRALDAN ÇOK KRALCILAR: BİZ PSİKOLOGLAR

Son dönemde biz psikologlarda bile hastaya ve hastalığa karşı ilgi artmıştır. Hatta birçok psikolog aldıkları eğitimle taban tabana zıt bir mantıkla bazı sorunlara ilgili hekimlerden aşağı kalmayacak şekilde biyolojik kökenli hastalık gözüyle bakar hale gelmişlerdir.

Bunun en temel nedeni bilinçaltlarındaki hekimlik özentisidir. Sosyal bir alanda eğitim aldıkları halde bir anda kendilerini hasta ve hastalık olgusuyla yan yana bulmaları, birilerinin sadece hekimlerden değil kendilerinden de medet ummaları bu eğilimin diğer nedenidir. Ayrıca sorun hastalık olduğunda ilgili uzman olmaları hasebiyle kendilerine duyulan ilgi fazlalaşmakta, buna bağlı olarak da maddi ve manevi kazançları artmaktadır. Yeni istihdam yerleri - kadroları açılmakta, merkezleri varsa başvurular fazlalaşmaktadır vs.

KİMSE KABUL ETMEZ AMA GERÇEKTİR

Alanda psikolojik danışmanlarda psikologluğa, psikologlarda psikiyatri uzmanlığına, onlarda da diğer fizyoloji branşlarına yönelik az veya çok ama mutlaka bir özenti (benzemeye çalışma) hali mevcuttur. Hatta bu eğilim pek çok insanda bile vardır. Hemen hepsi birbirlerine sorunları konusunda yardımcı olduklarında “ilgili kişiye adeta psikologluk yaptıklarını” söylerler.

(Zaten ülkemizde herkes yeri ve zamanı geldiğinde psikologluk yapar. Koca karısına, kadın komşusuna, komşu yolda gördüğü yabancıya... Tek psikologların bu işi -profesyonel manada- yapması tartışma konusu olur genellikle. Hele de özel sektörde. Çünkü orası ballı bir pastadır. Pastanın ballı olduğu yerde kimin fayda gördüğünden çok kimin fayda verdiği önem kazanır.)

Dedim ya, katıksız bilimsellik ve yüzde yüz vicdanı yaklaşım elbette ki var ancak galiba göklerde!

Tabi ki bana göre! Burada anlatılanlar sadece ve sadece benin kişisel görüşlerim, öznel tespitlerimdir. Bunlar nesnel gerçekliğe ne kadar yakındır ya da uzaktır, bunun takdiri elbette ki siz okuyuculara aittir.

(Not: Bu tarz yazılarımdaki motivasyon kaynağı: “Kusuru kendisine söylenmeyen adam ayıbını hüner sanır” - Türk Atasözü)

Psikolog
İzzet Güllü

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Psikoloji ve Meslek Sorunları: Yüzde Yüz Bilimsellik Var Ancak Galiba Göklerde" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     2 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,848 uzman makalesi arasında 'Psikoloji ve Meslek Sorunları: Yüzde Yüz Bilimsellik Var Ancak Galiba Göklerde' başlığıyla benzeşen toplam 23 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Bir Veda Yazısı Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


15:26
Top