2007'den Bugüne 87,633 Tavsiye, 27,131 Uzman ve 19,373 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Gelişim Psikolojisinde Normal-Anormal Ayrımı
MAKALE #12302 © Yazan Uzm.Psk.Kamil ERTEKİN | Yayın Mart 2014 | 6,596 Okuyucu
Gelişim Psikolojisinde Normal-Anormal Ayrımı

NORMAL VE ANORMAL TANIMI

AYŞE
9 yaşında, 4. Sınıfa gidiyor
Annesi okula gitmek istemediğini belirterek bir uzman yardımı almak için başvuruda bulunuyor
Annesinin ısrarıyla okula gittiği günlerde ise karnım ağrıyor, başım dönüyor gibi yakınmalarla eve erken dönüyor.
Ayşe ile ilgilenen psikolog yaptığı değerlendirme sonucunda, Ayşe’nin yaşıtlarına göre yavaş öğrendiğini ve devamsızlığı olduğunu görüyor.
Ayrıca, Ayşe’nin öğretmeni okulda ondan beklenenleri yerine getirmediğini, kız kardeşiyle kavga ettiğini ve uygunsuz dikkat çekici davranışlarda bulunduğunu ifade ediyor.
Ayşe ve ailesi hakkında yapılan detaylı değerlendirmenin ardından bu belirtilerin, basit bir çocukluk dönemi uyumsuzluğundan daha ileri düzeyde bir sorun olduğu ve ailesi ile ilişkilerinin oldukça sorunlu olduğu anlaşılıyor.
Ayşe’nin annesinin belli aralıklarla depresyon geçirdiği, içinde bulunduğu stresli yaşam olayları ile başetme şeklinin fiziksel belirtiler olarak ortaya çıktığı (baş ağrısı, yorgunluk gibi) görülüyor.
Ayrıca anne ve baba arasında çocuk yetiştirme, mali sorunlar, ailesel sorunlar anlamında bir sorunlar yaşandığı görülüyor.
Bu örnek size ne düşündürdü?
Bu örnekte görüldüğü gibi bir davranışın ne zaman sorun, ne zaman olağan bir durum olduğuna karar vermek zordur.
Anormal davranış çeşitli şekillerde tanımlanmaktadır:
Ortalamadan sapma
Toplumsal ölçütlerden sapma
Davranış olarak uyumsuzluk
Bireysel huzursuzluk duygusu

Ortalamadan sapma
Anormal davranış istatistiksel olarak nadiren görülür ya da normdan sapmıştır
Yani istatistiksel olarak bir toplumda sıkça tekrar edilmeyen davranışlardır (çoğunluğun içinde yer almama)
Ancak burada aşırı zeki olan ya da mutlu olan bireyler de anormal kabul edilir
Toplumsal ölçütlerden sapma
Her toplumun belli standart ya da normları vardır, bu normlardan dikkat çekici biçimde sapan davranış anormal kabul edilir
Ancak bir toplumun normal kabul ettiği bir davranış başka bir toplum tarafından kabul gören bir davranış olabilir
Başka bir sorun, anormallik anlayışının zaman içinde değişmesidir (madde kullanımı gibi)
Davranış olarak uyumsuzluk
Burada içinde bulunulan topluma bakmaksızın kişinin davranışının bireye ya da sosyal gruba olan etkisi önemli görülür.
Eğer bir davranış kişi ya da toplum üzerinde ters etkiler yaratıyorsa anormaldir
Saldırgan tutumları olan bir ergen, sadece birilerine zarar vermeye çalışan biri gibi
Bireysel huzursuzluk
Toplum, istatistiksel olarak nadir olmak ya da davranış uyumsuzluğunun ötesinde, sadece kişinin kendini iyi hissetmemesi, üzgün, mutsuz ve endişeli hissetmesi ve çeşitli ağrılardan yakınması da normal dışı davranış olarak kabul edilebilir.
Yani bireyde bir huzursuzluk, gerginlik olması
Bu tanımların hiçbiri tam olarak açıklama sağlamazlar
O zaman duruma diğer açıdan bakalım!
Normal nedir?
Normalliği tanımlamak daha zor!
Ancak normal biri anormal birine göre şu özelliklere sahiptir diyebiliriz:
Gerçeği değerlendirme yetisi
Davranış kontrolünü sağlayabilme
Kendine güven
Sevgi ilişkileri kurabilme yeteneği
Üretkenlik
Oldukça geniş bir ranjda davranışlar anormal olarak sınıflandırılmıştır.
Bazı davranışlar akut ve geçicidir.
Bazıları ise kroniktir ve yaşam boyu sürer.
Ayrıca her bireyin davranışı ve duygusal sorunları benzersizdir, tam olarak aynı sıkıntıyı yaşayan iki kişi yoktur.
Ancak, akıl sağlığı ile uğraşan uzmanlar için, bu vakaları sınıflandırmak için yeterli benzerlikler olduğu söylenebilir.
Neden sınıflandırma sistemi var?
Bir sınıflandırma sistemi oluşturmanın avantajları ve dezavantajları vardır
Çeşitli davranışların farklı nedenleri var ise, bu kişileri benzer davranışlara göre sınıflandırarak daha fazla bilgi edinebiliriz
Böylece pek çok vakayı bir tanı etiketi altında toplayarak, uzmanların bu kişiler hakkında daha çabuk ve doğru bilgiler edinmelerini sağlayabiliriz
Örneğin şizofreni tanısı, kişinin davranışları hakkında ipucu verir ve tedavi konusunda yardımcı olabilir
Ancak, sadece tanı ile hastayı değerlendirmek bireyin özelliklerini gözardı etmemize neden olur
Hastayı sadece etiketlemek sorun davranışa bir açıklama getirmez
ABD’de akıl sağlığı uzmanları tarafından akıl hastalıklarının sınıflandırılması MENTAL BOZUKLUKLARIN TANISAL VE SAYIMSAL EL KİTABI adlı kitapta yer almaktadır. (DSM-IV)
Bu sistem sayesinde tüm uzmanlar aynı eksende konuşup tartışabilecek bir ortama kavuşmuşlardır (ORTAK BİR DİL)
Bu tanıtımdan sonra sık olarak duyduğumuz bir soru ile örnek verelim
“ne zaman çocuğumu bıraksam hemen ağlamaya başlıyor, sizce bu normal mi?”
Bu soru psikologların sık olarak duyduğu bir sorudur
Özellikle çocukluk döneminde normal olup olmamayı ne belirlemektedir?
Bu ayrımı yaparken temel aldığımız bir nokta tipik davranış hakkında edindiğimiz bilgidir
Normal çocuk gelişimi ile ilgili olarak yapılan çalışmalar farklı yaş gruplarındaki çocuklara ait tipik davranışlar hakkında bize bilgi vermektedir.
Örnekteki soruyu düşünelim
Bu soruyu duyduğumuzda ilk tepkimiz nedir?
Yani aklımıza gelen soru nedir?
ACABA ÇOCUK KAÇ YAŞINDADIR?
Çocuğun yaşına bağlı olarak bu durumun değerlendirilmesi farklı olacaktır.
Eğer bebeklik dönemindeyse, yabancı korkusu ya da ayrılma anksiyetesi dediğimiz davranışlar olabilir
Daha önce işlediğimiz konuları hatırlarsak, bağlanma ve nesne sürekliliği gibi gelişimsel olarak gelişmesini beklediğimiz davranışlar olması nedeniyle normal olacaktır.
8 aylık bir bebeğin bunu yapması sağlıklı bir davranıştır, en azından patolojik değildir.
Yabancı korkusu tipik olarak 13-15 aylar arasında en yüksek düzeye ulaşır ve 3 yaşa doğru azalarak gider.
Eğer bu çocuk 8 yaşındaysa ve günlük yaşamını etkileyecek düzeyde bir durum varsa (okula gitmesini, arkadaşlarıyla oynamasını engelleme gibi) o zaman bu davranış anormal olarak düşünülür ve DSM-IV’te “Ayrılma Anksiyetesi bozukluğu” olarak yer alır.
İşte burada olduğu gibi, psikopatolojiyi değerlendirirken yaş değişkeninin hesaba katılması GELİŞİMSEL BİR PERSPEKTİFTİR.
Bireysel farklılıklar olmasına rağmen, YAŞ bize, biyolojik olgunlaşma, bilişsel gelişim ve yaşam deneyimleri gibi önemli faktörlerde kabaca bir indeks sağlar.
Bu yönüyle şimdiki tanı yaklaşımının gelişime yeterince dikkat vermemiş olması eleştirildiği bir yöndür.
Gelişimsel yaklaşıma göre, çocukların bilişsel ve sosyal duygusal yetilerindeki gelişimsel farklılıklar, içinde bulundukları durumu ya da herhangi bir belirtiyi,
yorumlamasını,
ifade etmesini ve
bu yaşantıyı tanımasını etkileyecektir.
Ayrıca, psikopatolojiyi tanımlarken,
Yaş ve cinsiyet özelliklerini
İşlevsellik düzeyi ve gelişimin ilerlemesini
Gelişimsel ödevleri
Hesaba katmak gerekmektedir.
Yapılan boylamsal çalışmalarda çocukluk döneminde bazı gelişimsel sorunların yaşa özgü olduğu ve zaman içinde yok olduğu belirtilmektedir.
Bu nedenle çocuklarda bir davranışın
geçici ve zararsız mı yoksa
zararlı ve kalıcı mı
olduğuna karar vermek oldukça zordur.
Bu kararı verirken şu 3 konu dikkate alınmalıdır:
Çocuklukta başlayan bozuklukların yetişkinlik döneminde devam etme durumu nedir?
Bir davranışa patolojik demek için ne kadar bir süre gerekir?
Ve tedavi ne zaman başlamalıdır?
Gelişimsel yaklaşıma göre gelişimi etkileyen faktörler;
Biyolojik (doğum sorunları gibi)
Psikolojik (ebeveyn tutumları, ihmal, reddetme gibi)
Sosyal (kötü ekonomik koşullar gibi) faktörlerdir.
Bu faktörler birey için bir yandan risk faktörleri olabilirken, bir yandan koruyucu faktörler olabilmektedir.
Örneğin, erkek olmak yeme bozuklukları için koruyucu bir faktör olabilir.
Ancak kız olmak, yeme bozukluğu olması için yeterli bir koşul değildir.
Bu bilgilerden de anlaşılabileceği gibi çocuğu ya da bireyi değerlendirirken,
Bireyin yaşadığı sorunu tek bir neden bağlamak hatalı bir tutum gibi görünmektedir.
Bunun yerine pek çok nedenin birlikte işlediği bir süreç olarak görmek, o sorun hakkında daha fazla çözüm yolları üretmemize ve önlememize yardımcı olacaktır.
Bu tartışmadan sonra çocukluk döneminde görülen sorunlara bir göz atalım.
Psikiyatriye başvuru nedenleri:
Tırnak yeme
Kardeş kıskançlığı
Yalan söyleme
Çalma-Hırsızlık
Saç çekiştirme, saç yolma
Saldırganlık
Psikiyatriye başvuru nedenleri:
Altını ıslatma
Okul korkusu
Okuldan kaçma
Parmak emme
Uyum sorunları
Tikler
Yeme bozuklukları (iştahsızlık, aşırı yeme)
Psikiyatriye başvuru nedenleri:
Uyku sorunları
Masturbasyon
İçe kapanıklık
Aşırı hareketlilik
Bağımlılık
Aşırı inatçılık
Psikiyatriye başvuru nedenleri:
Okul başarısızlığı
Fobiler
Dikkatini toplayamama
Anneye-babaya-çevreye karşı gelme
El becerisi sorunları
Psikiyatriye başvuru nedenleri:
Ayrılma korkusu
Karın ağrısı
Baş ağrısı
Bu nedenlerin tümü psikiyatri tanı sisteminde yer almaz
Ancak yine de gelişim sürecinde karşılaşılan sorunlardır
O zaman bu sorunlara yaklaşımımız nasıl olmalı?
Uyum ve davranış sorunları olarak kısaca özetleyebileceğimiz bu sorunlar, anne- babanın tutumları ile ilişkili olabilir.
Uyum ve davranış bozukluğu geliştiren çocukların anne-babalarının hatalı tutumları aşağıdaki gibi özetlenebilir;
1. Anne-babalar çocuklarının bilinçli olarak belirli davranışları yaptıklarını düşünerek sorunu görmezden gelir veya davranışı ve çocuğu baskı altına almaya çalışır.
Oysa, çocukların çok büyük bir çoğunluğu, bilinçli olarak bu davranışları sergilemez. Çevrelerine bir mesaj vermek için, yani rahatsız oldukları durumları ifade etmek için bunu yaparlar.
2. Anne-babalar sorunu gidermek için, davranışı yapan çocuğu küçük düşürücü, aşağılayıcı ve suçlayıcı tavırlar sergilerler.
Bazı aileler sorunu gidermek için çeşitli ceza yöntemlerine, hatta şiddete bile başvurmaktadırlar.
Mastürbasyon yapan çocuğa ceza vermek, parmağını emen çocuğun ağzına biber sürmek ve altını ıslatan çocuğu deşifre etmek bu tip tutumlara örnek olarak verilebilir.
Ailelerin, cezadan ve suçlayıcı tavırlardan uzak durmaları gerekir. Bu tip baskıcı tutumlar sorunu artırmaktan başka bir işe yaramaz.
3. Bazı aileler ise, sorunu kendi haline bırakıp, kendiliğinden geçmesini beklerler.
Oysa, uyum ve davranış bozuklukları kendiliğinden geçmez, mutlaka bu bozukluğun altında yatan sebepler ortadan kaldırıldıktan sonra geçer.
Zaman içinde kendiliğinden geçen inatlaşma, parmak emme, alt ıslatma vb. Sorunlar yukarıda sözünü ettiğimiz normal dönemsel sorunlardır.
Uyum bozukluğu olarak ortaya çıkan davranışlar ise ileriki yaşlarda ortadan kalkmış gibi gözükse bile ya yeni bir sorun olarak, ya da tekrarlanarak karşımıza çıkar.

Örneğin, parmak emme davranışı okul yıllarında tırnak yeme veya öz-güven eksikliği olarak yeniden belirebilir. Alt ıslatma davranışı olan 3 ve 4 yaşlarında iki çocuğu ele alalım;
3 yaşındaki çocuğun sorunu 6 ay içinde kendiliğinden geçebilir, çünkü bu yaşta görülen bu davranış normaldir; ancak 4 yaşındaki çocuğun davranışı kendilinden geçmez, çünkü bu bir uyum bozukluğudur
Bu örneklerle açıklandığı gibi ortaya çıkan uyum sorunlarının yanında gerçek olarak psikiyatri tanı sisteminde yer bulmuş, bozukluk tanısı adı altında geçen sorunlar bundan sonraki derslerimizin konuları olacaktır.
DSM sistemi çok eksenli bir sistemdir
“Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders”
Her eksen klinisyene tedavi planlama ve sonlanma için yardımcı olacak değişik bir alanda bilgi verir
5 EKSEN VARDIR:
I. KLİNİK TANI
II. KİŞİLİK BOZUKLUKLARI, MENTAL RETARDASYON
III. GENEL TIBBİ DURUM
IV. PSİKOSOSYAL VE ÇEVRESEL SORUNLAR
V. İŞLEVSELLİĞİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Çok eksenli sistem, klinik bilgiyi düzenlemek ve başkalarına aktarmak için uygun genel bir düzen sağlar
Böylece klinik durumun karmaşıklığı anlaşılır ve aynı tanıyı alan kişilerin bile farklılıkları dikkate alınmış olur.
Ayrıca, bu sistem, biyopsikososyal modelin klinikte, eğitim amaçlı olarak ve araştırma yapıldığı durumlarda uygulanmasına olanak tanır.
Bu açıklamaların ardından tanı sisteminde yer alan (DSM-IV)
GENELLİKLE İLK KEZ BEBEKLİK, ÇOCUKLUK YA DA ERGENLİK DÖNEMİNDE TANISI KONAN BOZUKLUKLAR
Kategorisindeki bozuklukları tanıyalım
1-MENTAL RETARDASYON
2-ÖĞRENME BOZUKLUKLARI
3-MOTOR BECERİLER BOZUKLUĞU
4-İLETİŞİM BOZUKLUKLARI
5-YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUKLAR
6-DİKKAT EKSİKLİĞİ VE YIKICI DAVRANIM BOZUKLUKLARI
7-BESLENME VE YEME BOZUKLUKLARI
8-TİK BOZUKLUKLARI
9-DIŞA ATIM BOZUKLUKLARI
10-DİĞER BOZUKLUKLAR
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Gelişim Psikolojisinde Normal-Anormal Ayrımı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Kamil ERTEKİN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Kamil ERTEKİN'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Kamil ERTEKİN Fotoğraf
Uzm.Psk.Kamil ERTEKİN
Denizli
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi36 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Kamil ERTEKİN'in Yazıları
► Anormal Hastalık Davranışları Psk.Özlem YILMAZ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,373 uzman makalesi arasında 'Gelişim Psikolojisinde Normal-Anormal Ayrımı' başlığıyla benzeşen toplam 49 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Öfke Yönetimi Ekim 2014
► Psikolojik Stress Eylül 2014
► Dissosiyatif Bozukluklar Mayıs 2014
► Zeka Nedir? Nisan 2014
◊ Heyecan ve Uyarılma Ağustos 2014
◊ Kişilik Bozuklukları Mart 2014
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


03:50
Top