2007'den Bugüne 83,594 Tavsiye, 26,253 Uzman ve 18,651 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Kayıp , Yas Süreci ve İşlenememiş Yas
MAKALE #3474 © Yazan Uzm.Psk.Cemal UZUN | Yayın Ağustos 2009 | 12,303 Okuyucu
KAYIP , YAS SÜRECİ ve İŞLENEMEMİŞ YAS

“Ölüm bir yaşamı sonlandırır, bir ilişkiyi değil. M. Albom”

Genel olarak ölümü reddetme, kendi başımıza gelecek bir şey değilmiş düşünme ve yadsıma eğilimindeyizdir. Genç insanlar olarak kendimizi dokunulmaz olarak algılarken; yetişkin bireyler olarak ölümün bizlerin değil ama başka insanların başına gelebilecek bir şey olduğunu düşünürüz. Yaşlanabileceğimizi, ancak ölümlü olduğumuzu veya öleceğimizi düşünmeyiz. Ancak ne yazık ki ölümlü olma, ya da bunun bir kader oluşu kaçınılmazdır. Kendimizin ölümlü oluşu bir yana, yakınlarımızın da ölümlü oluşu diğer bir katlanılması güç gerçektir.

Sevdiğimiz bir insanın ölümü duygusal açıdan yıkıcıdır. Bu belki de mücadele etmek zorunda kalacağımız en büyük kayıptır. Ancak ölüm, ne kadar hoşlanmasak da hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır. Her dört yetişkinden biri geçen beş sene içerisinde bir yakınını kaybetmiştir. Bazı insanlar için bu, yaşadıkları kayıplardan sadece biri, diğerleri içinse ölümle ilk yüzleşmeleri olmuştur. Bir kaybın yarattığı etki, katlanılabilir bir acı olmaktan duygusal bir felaket olmaya kadar değişiklikler gösterir.

Bu yazıda sevilen birinin kaybına yönelik verilen tepkilerin neler olabileceği, hangi aşamalardan geçtiği ve komplike yasın (çözülememiş yas tepkisinin) ne olduğu üzerinde durulacaktır.

Bir süreç olarak normal yas ve yas tepkisi

Yaşadığımız her kayıp bizde güçlü duygular uyandırır ve zorlu bir süreçtir. Ancak her süreç gibi normal yas süreci de sonsuza dek sürmez. Belirli bir zaman sonra yaşadığımız acının şiddeti dinmese de, acıya katlanma gücümüzde bir artış olur ve normal yaşamımıza bir süre sonra kaldığımız yerden devam ederiz. Yas süreci, yitirilen kişi ile ilişkimizin yeniden ele alındığı, değerlendirildiği ve bu değerlendirme sonucunda kendimize, yitirdiğimiz kişiye ve dünyaya dair yeni bilgiler kazandığımız; bazen de “ bilginin ötesine geçerek bilgelik elde ederek” çıktığımız bir süreçtir. Yaşanılan duyguların şiddeti ve süresi her bireyde farklılık gösterse de, genel olarak yas sürecinin benzer özellikleri ve dinamikleri vardır.
Rotter (2007) sevilen birinin yitiminden sonra duygusal, davranışsal, sosyal ve fiziksel birçok tepki verilebildiğini belirtmektedir. Geride kalan birey keder, depresyon, suçluluk ve ölen bireye yönelik öfke gibi birçok duygu yaşayabilir; sıklıkla ölen bireyi arar, zihni sürekli ölen bireyle meşgul olur; kafa karışıklığı yaşar ve organize olamaz; sık sık ağlayabilir ve yalnız kalmak isteyerek kendini geri çekebilir.

Rondo ise (1993; akt:Rotter, 2007) üç aşamalı yas tepkisinden bahsetmektedir:
Kaçınma evresindegenellikle yaşadığımız kayıpla yüz yüze gelmekten kaçınırız. Yüzleşme evresindekaybımızla yüzleşerek,yaşadığımız ayrılığa çeşitli duygusal, davranışsal ve fiziksel tepkiler verebilir; ölen bireyi ve ölen bireyle ilgili anıları tekrar tekrar düşünebiliriz. Bu değerlendirme sonucunda genellikle ölen bireyle ve dünyayla ilgili eski varsayımlarımızı yeniden yapılandırma yoluna gideriz. Uyum evresindeise eski yaşantıları unutmadan, ancak var olan duruma uyum göstererek yaşamımızı yeniden düzenler ve var olan durumu kabullenerek yaşamımıza devam ederiz.

Volkan ve Zintl (2006) yine yas tutmanın iki evresi olduğundan bahsetmektedirler. Birincisi yitimin ya da yitim tehdidinin (örneğin ölümcül hastalık tanısı) olduğu anda başlayan “kriz dönemindeki kederdir.” Bedenlerimiz ve zihinlerimiz direnir. Ölümle yüzleşmekten kaçınmak için yadsımanın, bölmenin, pazarlıkların, sıkıntı ve öfkenin içine girer çıkarız. Acı gerçeği özümledikçe kriz dönemi sona erer. “Ölümün gerçekliği bir kez kabul edildikten” sonra, ilişkiyi artık bizi sürekli uğraştırmayacak bir anıya dönüştürmek için gereken ince ve karmaşık uzlaşma işine başlayabiliriz. Herkes değişik hız ve yoğunlukta yas tutar dolayısıyla komplike olmamış yasın gidişi genellikle bir yıldan iki yıla kadar bir zaman dilimi alır ve bu durum yas tepkisinin acısız geçeceği anlamına gelmez.

Kriz dönemindeki tepkiler:

Yadsıma: ilk anda ölüm karşısında yaşanan şok tepkisi sonucu genellikle ölümü yok sayma ve yadsıma eğilimi içine gireriz. Yadsıma şoku emerek feci gerçeği yavaş yavaş emmemize yardımcı olan bir tampon görevi görür. Ölü evini ziyaret etme, cenazeye katılma gibi ritüeller bizi ölümün gerçekliği ile yüz yüze bırakır. Ancak gerçeğin bu türden bir sınanması eksik kalırsa yadsıma sürebilir.

Bölme: yadsımanın bir başka şeklidir. Zihnin bir yanı yitimi yadsırken; diğer yanı yitimi bilmesine izin verir. Normal yas tepkisi içinde verilen bir tepkidir, örneğin kedere gömülmüş bir dul, dışarıda kocasının araba sesini duyduğunda, ya da bir zamanlar yaptığı gibi köpeğini gezdirdiğini gördüğünde bölme işbaşındadır.

Pazarlık etme: yitimin olduğuna dair yüksek düzeyde bir farkındalık vardır, fakat direnç, bizi kederle pazarlıklara oturtacak kadar işi uzatır. Ayrılıktan önceki son günleri, haftaları ve saatleri geri getirmeye çalışarak yeniden yaşarız. Örneğin, kardeşinin cenazesinden dönen genç bir kadın, uzakta yeşil bir levha görür. “eğer eve kadar olan uzaklığı doğru tahmin edebilirsem, ölüm kötü bir rüyaydı” der.
Pazarlıkların yanında bir dizi “şunu yapmalıydım”gibi suçluluk duyguları oluşur. Örneğin “son gece uyumayıp onunla oturmalıydım. Onu sevdiğimi söylemeliydim” gibi. Bu tepkiler yine normal yas sürecinin bir parçasıdırlar.

Sıkıntı: önemli bir insanı veya bir şey kaybetmek, reddedilme, güçsüzlük ve çaresizlik duygularını harekete geçirdiği için yitimin gerçekliği yavaş yavaş içimize işledikçe iç sıkıntısı duyarız. Yaşadığımız sıkıntı, psikolojik dengemizde aksaklıklar olduğuna işaret eden bir dizi duygusal işretlerdir.
Ölüm aynı zamanda kendi ölümümüzü de aklımıza getirerek zarar görmeyeceğimize dair inançlarımızı da sarsar ve kendimizi tehlike ve panik içinde bulabilir ya da yakınlarımızın başına bir şey gelir diye endişe duymaya başlayabiliriz. Hepimiz dünyanın tahmin edilebilir veya kontrol edilebilir bir yer olduğunu düşünme eğilimi içindeyizdir; ancak sevilen birinin kaybı kontrol duygumuzun zarar görmesine ve dünyanın tahmin edilemez ve tehlikeli bir yer olduğuna dair inançlarımızın oluşmasına neden olabilir. Böyle bir durumda güvenlik duygusunun kaybıyla birlikte karar vermekte güçlük çekebilir, kendimizin ve diğerlerinin davranışlarına güvenmekte zorluk yaşayabiliriz (Murray, 2001).

Öfke: birisi istemeden de terk etse, geride kalmak bizi çileden çıkartır. Ölen yada bizi bırakan birine nasıl deli gibi öfkelendiğimizi pek ender kabul ederiz. Bunun yerine öfkemizi başka şeylerden çıkarmaya eğilimliyizdir. Ancak belirli bir öfke, gerçekleri kabul etmeye başladığımızı gösteren sağlıklı bir işarettir.

Kriz döneminde çoğu insanda yukarıda bahsi geçen tepki ve duygular yaşanabilir. Yaşanılan şeyler normaldir ve yas sürecinin bir parçasıdırlar. Tek bir öfke dalgası, tek bir yadsıma, bölme, pazarlık etme döngüsü ender olarak yeterli olur. Bu dönemler, gerekli düzeyde bağışıklık elde edebilmek için yapılan bir dizi aşılama gibidir.

Her birey yas sürecini farklı yaşar. Bir bireyin nasıl yas tutacağını belirleyen şey Çelik ve Sayıl (2003)’a göre yasla kişinin baş etme yeteneklerine, bireyin kişilik yapısına, yaşam deneyimlerine, sosyal destek sistemlerine, kişilerarası ilişkilerine, ölen kişinin bireyin hayatındaki yeri ve anlamına göre değişiklik gösterir. Genel olarak yas sürecinde birey birkaç hafta içinde iş yaşamına dönebilir, birkaç ay içinde sosyal rolleri ile denge kurmaya ve yaklaşık 6 ay–1 yıl içinde de yeni ve sağlıklı ilişkilerle hayatına yeni bir yön vermeye başlayabilir.

Volkan ve Zintl (2006) yas tutma yetisini, fiziksel bir yaranın iyileşme süreci olarak düşünmenin yararlı olabileceğini belirtmektedirler. Fiziksel olarak ne kadar çabuk onarıldığımız, kesiğin derinliğine ve özelliklerine bağlıdır. Aynı şey keder içinde geçerlidir. Yazarlara göre yas tutmanın gidişi, yitime hazırlığa, yitirilen kişinin özelliklerine, yas tutanın psikolojik gücüne ve keder duyma kapasitesine bağlıdır. Enfekte bir kesiğin iyileşmesi, temiz olandan daha uzun zaman alır. Zor ya da çok bağımlı olduğumuz bir ilişkinin yasını tutmak da komplike olmamış yasdan daha uzun sürer.




Yitimsiz sevgi yoktur. Ve bir miktar


yas tutmaksızın yitimin ötesine geçmek diye


bir şey yoktur. Yas tutamamak ,ölüm ve yeniden


doğumun büyük, insanca döngüsüne girememektir.


Robert Jay Lifton


Komplike yas (çözülememiş yas tepkisi)

Yas komplike olduğunda yani çözülemediğinde, normal yas tepkisinde bir iki yıl süren tepkiler yıllarca devam edebilir. Bu durum yadsımada saplanma, hiç keder olmayışı, ölen bireyle ilgili zıt duygular yaşama, ölen bireyle yapılan sağlıksız özdeşimler gibi belirtilerle kendini gösterebilir (Volkan ve Zintl, 2006).
Eğer yas, kriz dönemindeki kederde donarsa, kişi genellikle bu döngü içinde takılır kalır. Dolayısıyla ölümü kabullenemez, yadsımaya bilinçsiz olarak devam eder ve yasın diğer evrelerine geçip yas tutma sürecini tamamlayamaz. Yitim sonrası hiç keder olmayışı yine yadsımaının işbaşında olduğunu gösterir. Hiç keder olmayışı, kayıpla ilgili acı veren duygulardan bilinçdışı olarak kendimizi korumak için kullandığımız bir yoldur. Ancak burada yadsınan ölüm değil duygulardır. Yakın zaman önce yakınını kaybetmiş bir birey sağlıklı görünebilir ve hatta toplum hatalı olarak onun kayba iyi yanıt verdiğini sanabilir. Ancak bu birey bir süre sonra, ki bu yıllar sonrada olabilir, ilgisiz bir kayıp, ölüm ya da ayrılık hakkında bir şeyler okurken rahatsızlık, öfke veya üzüntüye kapılabilir.


Berksun (1995) yas dönemindeki bir kişide ruhsal ve bedensel belirtiler ile birlikte depresif bir tablo olabileceğini belirtmektedir. Ancak değersizlik duygularının aşırı düzeye çıkması, iş yapma yeteneğinin uzun süreli ve ağır derecede azalması, belirgin psikomotor yavaşlama ve intihar düşünceleri, alışılagelmişin dışında belirtilerdir ve yasın komplike olduğunu ya da majör depresyon yönüne kaydığını gösterir.

Volkan ve Zintl (2006) komplike yas (çözülememiş yas tepkisi) için bazı risk etmenleri olduğundan bahsetmektedirler. Bunlar kaybedilen ve kaybeden arasındaki çözülememiş meseleler, kişinin yas tutma kapasitesini zorlayan dış koşullar, geçmişte çözümlenememiş kayıplar ve bireyin ayrılıklara dayanamayan duygusal yapısıdır. Bazen ani, beklenmeyen, şok edici ölümler ve yaşanılan dramatik kayıplar yadsımada saplanıp kalmaya neden olabilmektedir.

Genellikle uzamış yas tepkisinde geride kalan birey ölümü kabullenmekte güçlük yaşar ve yadsımaya devam eder. Yadsımada saplanan kişi kayıpla yüzleşemediği için, kaybın neden olduğu duyguları yaşamaya ve işlemeye fırsat bulamaz. Dolayısıyla yaşanılan duyguların yoğunluğu ve şiddeti azalmadan devam eder. Saplanmanın derecesi değişebilir, bitmeyen yastaki kişilerin bazılarında bu saplanma bastırılmış olabilir. Bu bireyler tekrardan evlenebilir ya da başarılı bir iş yaşamları olabilir. Ancak zihinlerindeki uğraşılar genellikle dil sürçmelerinde ortaya çıkar ve kaybedilen bireyle ilgili konuşmaları genellikle şimdiki zamanı içeren cümleler şeklinde olur. Örneğin ölmüş kişilerden bahsederken, “Ahmet lahanayı hiç sevmez” diyebilirler. Ya da geride kalan birey duygusal bir övgüymüş gibi görünen törensel davranışlarını sürdürebilir. Bu davranışların içinde her yıl yaşanan ölüm yıldönümlerini bir ayinsel törene dönüştürme gibi davranışlar görülebilir.

Diğer bir saplanma belirtisi ise kaybedilen bireye ait bazı eşyaları saklama ve onlara veda edememedir. Volkan ve Zintl (2006) bu nesnelere “bağlantı nesnesi” adını vermektedirler. Bu nesneler genellikle kaybedilen kişiye ait olan veya kaybı akla getiren nesnelerdir. Genellikle kullanılmazlar, ama nerede oldukları bilinir ve titizlikle korunurlar. Zaman zaman bu nesneler çıkarılır ve kişi kendini bu nesnelerin büyüsüne bırakır. Dışarıdan bakıldığında kişi buna uzun süre aldırmıyor gibi görünse de genellikle nerede olduğunu her zaman bilir ve bu nesnelere yaklaşmakta güçlük yaşayabilir.

Yas süresinin uzamasına sebep olabilecek diğer bazı faktörler de şunlardır (İnternet,2009):

• Yas tutan kişi sosyal anlamda yalnızsa, herhangi bir gruba ya da sosyal desteğe sahip değilse.
• Yas tutan kişinin ölen kişiyle, sonuca bağlanmamış eski bir tartışma veya hiçbir zaman ifade edilmemiş sevgi ya da kızgınlık gibi yarım kalmış bir meselesi varsa.
• Ölümün koşulları zor olmuş ise, ya da ölüme sebebiyet veren kişi adalet önüne çıkarılamamışsa.7
• Kişi kayıpsa ve akıbeti ile ilgili kesin bir haber yoksa.
• Cenaze olmadıysa ya da yas tutan kişi cenazeye katılamadıysa. Bu, o kişinin örneğin o sırada uzakta bir yerde olmasından, kendisine haber verilmemiş olmasından ya da ölen kişiyle ilişkilerinin sosyal anlamda bilinmemesinden kaynaklanabilir.

Tüm bunlar yas sürecini daha zor hale getirir ve bu da sürecin daha uzun sürmesi anlamına gelebilir. Özetlersek; komplike olmamış yas veya çözülememiş yas tepkisi, normal yas sürecinin genellikle bir aşamasında takılma sonucu kayıpla yüzleşememe, kaybın verdiği duyguları yaşayamama ve işleyememe ile kendini gösterir. Birey kayıpla yüzleşemez, kaybın yarattığı duyguları yaşayamaz veya yaşamamak için direnir. Dolayısıyla yasın kabullenme ve uyum gibi diğer aşamalarına geçemez ve normal yas sürecinde verilen tepkiler uzayarak bireyin yaşamını olumsuz bir şekilde etkilemeye devam eder. Bu durum kendini, hiç keder olmayışı, yadsımada saplanma, bireyin yaşamını olumsuz düzeyde etkileyen depresif belirtiler şeklinde gösterebilir. Ancak şu da unutulmamalıdır ki; kabullenme evresine geçmek, kayıpla yüzleşmek, yas işinin hiç zorlu geçmeyeceği ve kolay atlatılacağı anlamına gelmez. Ancak birey kaybını kabullenebildiği, kendine kaybın yarattığı duyguları ve kederi yaşamaya izin verdiği ve kaybı hakkında konuşabildiği ölçüde, yaşanılan acının şiddeti azalmasa bile bir zaman sonra bireyin dayanma gücünde bir artış yaşanacaktır.

Kaynaklar

Berksun, Oğuz E. (1995). Psikososyal ve Medikal Yönleriyle Kayıp, Yas, Ölüm. Kriz Dergisi, 3 (1-2).

Çelik, Seda& Sayıl, Işık. (2003). Patolojik Yas Kavramına Yeni Bir Yaklaşım: Travmatik Yas. Kriz Dergisi 11 (2).

Murray, J. A. (2001). Loss as an Universal Concept: A Review of the Literature to Identify Common Aspects of Loss in Diverse Situations. Journal of Loss and Trauma, 6: 219-241.

Rotter, Joseph C. (2007). Family Grief And Mourning The Family Journal; 8; 275.

Volkan, V. D.& Zintl E. (2006). Kayıptan Sonra Yaşam. Halime Odağ Psikanaliz Ve Psikoterapi Vakfı Eğtim Notları No:2.Çevrenler: Müge Kocadere& Işıl Vahip.

http://www.mind.org.uk/NR/rdonlyres/B63653E8-67A7-4719-9CEB-CC6E7DE4968D/0/turkishunderstandingbereavement2005.pdf
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Kayıp , Yas Süreci ve İşlenememiş Yas" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Cemal UZUN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Cemal UZUN'un izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Cemal UZUN'un Makaleleri
► Kayıp ve Yas Süreci Psk.Özgün ÖKLÜK
► Kayıp ve Yas Süreci Psk.Gonca BAĞLAR
► Ölüm, Kayıp ve Yas Süreci Psk.Dnş.Meliha IŞIK
► Yas Tutma ve Kayıp Süreci Psk.Hümeyra ERGÜL
► Sevilen Birinin Kaybı: Yas ve Kayıp Süreci Dr.Psk.Dnş.H.Hüseyin DOĞAN
► Kayıp ve Yas Psk.Şule ÜZÜMCÜ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,651 uzman makalesi arasında 'Kayıp , Yas Süreci ve İşlenememiş Yas' başlığıyla benzeşen toplam 21 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


15:49
Top