2007'den Bugüne 90,067 Tavsiye, 27,722 Uzman ve 19,715 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Bir Psikoloğun Toplum Psikolojisi Uğruna Savaşı (Mesleki ve Toplumsal Duyarlılık Üzerine Bir Yazı)
MAKALE #6079 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Aralık 2010 | 5,111 Okuyucu
Ruh sağlığı alanındaki vahim sorunlar eğer, “Aşağı Nil kenarında bir kuzuyu kurt kapsa yarın huzuru mahşerde adli ilahi Ömer’den sorar onu” felsefesine bağlı muhafazakar birilerinin değil de ateist yöneticilerin döneminde olsaydı anlardım. Hiç olmazsa, “Daha ruhu kabul etmeyenlerin ruh sağlığını kabul etmesi beklenemez” der, bir parça da olsa hoş görebilirdim belki. Ancak gelin görün ki durum böyle mi! On yıllardır ruh sağlığı alanında atılan en küçük bir adım, çakılan küçücük bir çivi yok. Bakanlık bünyesindeki koskoca ruh sağlığı dairesi ne iş yapar, merak ediyorum! Tek başıma benim yaptığımın onda birini yapmış iseler şayet memnuniyetle ayağa kalkar, özür dilerim. Bu yönde dilimi bağlayacak bir kompleksim yok şükürler olsun!

İntiharlar almış başını gitmiş. Boşanmalar had safhada, çoğu vilayette evlenme oranlarını geçmiş. Stres, bunalım, cinnet her gün birçok cana mal oluyor, topluma korku salıyor. Millet kadın programlarıyla, Haydar Dümen ve Aşk Doktoru köşeleriyle sorunlarına çare arar bir hale gelmiş. Psikiyatrik ilaçların kullanımı çocuk yaşlara kadar düşmüş, tüketimi ise bilmem kaç katına çıkmış. Artık gündelik sorunlara bile anksiyete, depresyon denmeye başlamış. Akşam televizyon izlerken, “Neler oluyor böyle, bu ülke nereye gidiyor” dediğimiz, merkezinde insanın ve onun psikolojisinin olduğu bütün bu ve benzeri sorunlara karşı hala ülkemizin değil de sanki Kamboçya’nın, Uganda Cumhuriyetinin sorunlarıymış gibi bir duyarsızlık, ölü sessizliği hali mevcut nedense.

13 yıldır alanda, işin mutfağında çalışan; 4 basılı eseri ile 200’e yakın makalesi bulunan deneyimli bir psikolog olarak olup bitenlere daha uzun süre kayıtsız kalamadım. Kalamazdım da. Ya aklımı atıp kurtulacak, öyle rahat edecektim. Ya da gereğini yapacaktım. Nitekim öyle de yaptım. Yani, gereğini...

Bu alandaki vahim, trajik sorunlara ışık tutan; sadece nedenlerini ve sonuçlarını değil; çözüm önerilerinde de bulunan (bu ülkede herkes sorunları söylüyor, kimse çözüm yolu göstermiyor denmesin diye) kapsamlı bir çalışma hazırladım. Bugüne değin hiç değinilmemiş orijinal sorun noktalarını yakaladım; hepsini tek tek yazarak tespit ettim. Sonra da bu çalışmamı gerek internet kanalıyla gerekse kargo yoluyla defalarca ilgili bakanlığa yolladım. Başka nereye yollayabilirdim ki!

Ses yok: 1

Ses gelmeyince, “Acaba karanlık kuyuya mı taş attım” diye düşünerek bu çalışmamı ışıklandırdım, yani daha da görünür bir hale getirmeye çalıştım. Lise mezunu bir imamın maaşından bile daha az olan aylığımın tamamına yakınını vererek bunu 70 küsur sayfalık bir kitapçık haline getirdim ardından. Sayın bakan ilimize geldiğinde, “Kimi maaşımız az, kimisi de eşimin tayini çıkmıyor” derken ben içler acısı özlük hakkı yarasını yüreğime gömdüm, usulca yaklaşıp bu çalışmayı takdim ettim kendilerine. İlk başta almak istemeseler de, “Sen onu şuraya yolla” falan deseler de neticede muvaffak oldum vermeye. Aradan uzunca bir zaman geçti.

Yine sonuç yok: 2

Bu arada boş durmadım, klasik memur korkularını / kaygılarını aşarak, belki de dertsiz başımı derde sokmayı, durup dururken huzurumu kaçırmayı göze alarak BİMER kanalıyla zaman zaman yollamaya da devam ettim. Israrlı damlaların taşı bile delebileceğini, taşı delenin suyun gücü değil, damların sürekliliği olduğu gerçeğini iyi biliyordum çünkü.

Olmadı, yine başaramadım: 3

Belki taş delinebiliyordu, bu mümkündü ama duyarsızlığın çelikten kalesinde en ufak bir gedik açılamıyordu bu ülkede!

Yıllar sonra bakanımız tekrar şehrimize geldi. Gelen her üst düzey bürokratın ya da bakanın o ilin günlük yerel basınını takip ettiğini duydum. Hemen işe koyuldum. Çalışmamı çok zor da olsa mümkün mertebe kısaltmaya çalıştım, nihayetinde uzunca bir köşe yazısı haline getirdim. Haftalık yazdığım yerel bir gazetede hem manşet olarak işlenmesini sağladım hem de orada bu yazıyı yayınladım. "Olur ya bir aksilik olabilir, o da gelip beni bulabilir" diye düşünerek bu gazeteden bir numuneyi alarak, yanına kendime ait bir kitabı da hediye olarak ekleyerek bakanımızın müsteşarına elden takdim ettim. Kıymetli bakanımıza iletileceğine dair söz de aldım.

Yok, üzerinden aylar geçti, yine ses yok: 4

Belki de şaşırtıcı ama bütün bu sonuçsuz çabaların neticesinde yetkililerin duyarlılığı konusundaki hüsnü zannımı hala kaybetmedim. Ancak başka bir şeyi kaybettim: Yaptıklarıma olan güveni... Tabi ki kendime olan güvenle birlikte.

Yetkisi çok ama sorumluluğu az olan (sorumluluk yüksek olsa bütün bunlara kayıtsız kalınabilir mi) makamlarla olan manasız maceramın sonunda kendimle ilgili olarak bir şüpheciliğin içine düştüm. Bir şeyler yaparsanız başlangıçtaki noktada kalamıyor, olumlu ya da olumsuz bir yere geliyorsunuz haliyle.

Evet, yürekten inanarak, dahası gözlerimle görerek yaptığım, yıllarımı ve onca emeğimi verdiğim çalışmama olan güvenimi kaybettim. “Acaba bu denli ilgisiz olunabilecek derecede değersiz, kıymetsiz bir çalışmamıydı yaptığım” diye düşünmeye başladım. Böyle bir sorun ve sorunlar yumağı yok da acaba ben halisünasyon falan mı görüyordum? Buna ciddi ciddi inanmaya başladım. Öyle ya, böylesi sorunlar olsa koca devlet ricali kayıtsız kalır mıydı hiç! Bu mümkün olabilir miydi!

Yok, yok… Mutlaka bende bir sorun vardı. “Önce iğneyi kendine batır ve ayıp ararsan önce kendinde ara” dememiş miydi atalarımız bile. Belki de ben ayıp yapmıştım, evet.

Evet, evet… Belki de ben ayıp etmiştim. Koca koca kurumlar, devasa bütçeli kuruluşlar dururken benim ne haddimeydi boyumdan büyük işlere kalkışmak! Sorunları yerinde tespit etmek, bir de üstüne üstlük kalkıp çözüm yollarını falan da göstermek… Ankara’dan bakınca görülüyorsa görülüyordur, görülmüyorsa da görülmüyordur, kime ne! Hele hele de bana ne! Öyle ya! Taşra’daki benim işim miydi bu! Ben işime baksaydım ya! İstanbul’da, Ankara’da bile değildim üstelik. Taşrada yaşayan bana neydi, dayamıştım sırtımı devlete, çalışıyordum ya, şükretmeliydim belki de, kim bilir! Neyime yetmiyordu bunlar benim. Rahatım mı batmıştı yoksa! “Psikolog İzzet Güllü: 657’den Daha Fazlası” sloganıyla neler yapmaya çalışıyordum belki de böyle kendi kendime; çocukça, salak saçma!

Anladım, geç de olsa bir şeyi daha öğrendim bu ülkede. Yapmayacağım bir daha, söz. Karışmayacağım böyle işlere. Sadece işime bakacağım. Gelirse üç beş hasta onlara bakacağım, gelmezse de başımı sallayıp maaşımı alacağım. “Ofisimin dışı bana çok mu lazım” diyeceğim. Tıpkı, belki ilkokul bile okumayan köylüm Nail ağabeyin yıllar önce, “Yaa boş verin, İnebolu’dan buyanı bize yeter” demesi gibi. Demek ki dinlememişim, ders almamışım. Demek ki o gün almadığım dersi şimdi alıyor, ertelenen dersimi kaza ediyorum.

Bundan sonra görecek ama görmedim; duyacak fakat işitmedim; öğrenecek lakin bilmiyorum diyeceğim.

Sloganımı da değiştiriyorum artık: “Psikolog İzzet Güllü: Sadece 657”

Aksi takdirde psikologun bile psikolojisini bozarlar maazallah bu ülkede.

Psikolog İzzet Güllü
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Bir Psikoloğun Toplum Psikolojisi Uğruna Savaşı (Mesleki ve Toplumsal Duyarlılık Üzerine Bir Yazı)" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
► Yalnızlık Psikolojisi Üzerine Psk.Aysun AKTAŞ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,715 uzman makalesi arasında 'Bir Psikoloğun Toplum Psikolojisi Uğruna Savaşı (Mesleki ve Toplumsal Duyarlılık Üzerine Bir Yazı)' başlığıyla benzeşen toplam 21 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Bir Veda Yazısı Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


16:04
Top