2007'den Bugüne 88,785 Tavsiye, 27,435 Uzman ve 19,557 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Farklılıklar Karşısında Herkesi Eşitleyen Mekanizma: İnsanoğlunun Eşsiz Uyum Yeteneği
MAKALE #4272 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Ocak 2010 | 4,938 Okuyucu
İnsanoğlu harikulade bir uyum yeteneğine sahiptir. Bu yetenek diğer pek çok yetenek gibi ne sadece bazı kişilere has bir meziyettir ne de sonradan sergilenen çok üstün gayretlerle kazanılmıştır. Bu kaabiliyet, insan türüne dahil olan herkesin doğuştan getirdiği çok önemli bir kazanımdır.

Kimini o yoldan kimini de şu yoldan götüren, lakin sonunda herkesi bir şekilde "Roma’da" aynı şehir meydanında buluşturan bu eşsiz uyum yeteneği olmasaydı, yaşadığı kilometrelerce karelik koca şehir kendisine dar gelen biri düştüğü 1 - 2 metrekarelik hapishane zindanında yine öyle ağız dolusu bir neşeyle patlatabilir miydi kahkahayı! Eğer bu yetenek olmasaydı, birini beklediği üniversite bölümünün gelmesi ancak sevindirebilirken dağ başındaki üç haneli bir mezrada yaşayan birbaşkasını ise iki köy öteden yatıya gelecek olan halası yahut yaşlı teyzesi aynı coşkuyla heyecanlandırabilirmiydi!

Bu iki coşku arasında onu yaşayanlar, onu en derinden duyumsayanlar için gerçekte ne gibi bir fark olabilir ki! Bir fark varsa eğer bu aslında zihinlerimizde, bakışlarımızda, gördüklerimizde, daha doğrusu gördüğümüzü zannettiklerimizde değil midir! Gördüğümüz, şöyle ya da böyle dediğimiz herşey koca bir yanılsama mı yoksa!

Yerler, mekanlar, koşullar, şartlar dıştan bakınca ne kadar farklı farklı görünse de aslında herkes ne kadar da herkesle aynı. Herkes, herkes kadar mutlu. Ve yine herkes, ancak herkes kadar mutsuz. Herkes, herkes kadar özgür... Herkes, herkes kadar kısıtlı. Sadece bunları doğuran sebepler farklı hayatımızda, o kadar.

Nedenler farklı farklı olsa da sonuçları büyük ölçüde hep aynı.

Kimimizin kabından taşmaya aday kıpır kıpır ruhunu yaşadığımız muhitteki aşılması güç dağlar sınırlıyor, kimimizinkini ise içimizdeki yabani sarp korkular. Birşekilde sınırlandıktan sonra neyin sınırladığının ne önemi var!

Kimimizi dinlediğimiz ve piyasaya yeni sürülen bir kasettteki hit olmaya aday parçalar alıp götürüyor ta uzaklara, kimimizi de altında hayvan otlattığımız ağacın tepesindeki irili ufaklı kuş cıvıltıları. Ne gidebildiğimiz uzaklar birbirinden zannettiğimiz kadar farklı, ne de giderken bu romantik yolda yaşadıklarımız!

O halde fark nerede?

Yoksa bütün fark zihinlerimizde mi!

Kimimizi boğaza bakan beş yıldızlı bir restorandaki çeşit çeşit yemeklerin yer aldığı zengin bir akşam menüsü gülümsetiyorken en derinden, kimimizi de yerde gazete kağıdı üzerinde otururken tek bir yumruk darbesiyle parçaladığımız kuru bir soğan neşelendiriyor... Nerede, neyin üstünde, nasıl ve ne kadar zıplamaya çalışırsak çalışalım, neşenin de hüznün de tavanı ve dibi aynı değil mi sonuçta!

Birinin hayatına yediği sekiz - on kurşun; diğerine de adeta bir saatli bomba gibi çalışan kalbinin bir anlık infilakı son verebiliyor. Bu durumda nihayetine eren her son aynı son değil midir aslında! Sona varan, aynı akıbete uğrayan için yolun hangisi olduğunun ne önemi olabilir!

Çoğumuzun üç yüz / beş yüz bin nüfuslu koca şehirde en fazla üç - beş kişidir candan dostu. Diğerlerimizin ise elli / yüz nüfuslu küçücük bir dağ köyünde en az iki - üç kişidir şöyle adam gibi sırdaşı. Muhatap olduğumuz sayı neredeyse aynıyken içinde olduğumuz yerin rakamlarının korkunç büyüklüğünün ya da küçüklüğünün ne önemi var!

Kimimiz alamayız da yiyemeyiz. Kimimiz de kolestorölümüz yahut şekerimiz yüzünden beceremeyiz bunu... Niçin yiyemediğimizin ne önemi olur, mühim olan yemek olduktan sonra!

Kimi, “ayıp” der gülemez. Kimi, “kişilik” der beceremez. Kimi de, “Neme lazım, yüz bulup da astarını istemesinler” diye yapamaz... Kimi imkanı vardır ancak zamanı olmadığı için gidemez, kimi de zamanı çoktur lakin imkanı olmadığı için... Sonuçta her ikisi de aynı sayılmaz mı, gitmekten maksat varmaksa şayet!

Kimi binbir güçlükle edindiği “makamıyla” saygı görür, kimi de sağlam duruşuyla, erdemli, saygı uyandıran “karakteriyle” sağlar bunu. Kimi yıllarını verdiği uzun eğitim süreci sonunda kazanır üç - beş kuruş, kimi de sokağın kuytu bir köşesinde sattığı gevrek simitlerle edinir nafakasını. Her iki cebe girenin de satın aldıkları ve alamadıkları olduktan sonra, netice büyük ölçüde aynı sayılmaz mı!

Kimi fukaranın üzerinde oturduğu kumaşı yırtılmış, altı üstüne çıkmış tahta kanepenin kıymıkları girer yırtık dizine, kiminin ise milyarlarca lira vererek daha yeni yaptırdığı tavandaki alçının dökülen sıvası batar gözüne!

Kiminin koklarken ucuz gülün dikeni batar eline, kiminin de gün aşırı suladığı kaktüsün sivri dişleri değer tenine... İllaki birşeyler bir yerimize battıktan ve her acıyan da sonuçta hep ruhumuz olduktan sonra ne önemi vardır ki neremize, neyin, nasıl ve niçin battığının. Ruh aynı mayadan, çekilen acı da aynı acıdan bir parça değil midir sonuçta!

Kiminin koluna çift uçlu keskin “hasretlik” kılıcı iner, kimisinin ayağına sivri uçlu “vefasızlık” mızrağı değer. Meydan savaş meydanı, kan - revan içinde, yara - bere içinde kalan da bizler olduktan sonra ne önemi olur ki bunların yaslı kenarlı mı yoksa sivri uçlu mu olduklarının!

Bugün yahut yarın... O nedenden ya da bu sebepten... Şu kadarcık veya bu kadarcık...

Yer, zaman, mekan ve sebepler ayrı ayrı olsa bile hayat aslında herkese büyük oranda aynı şeyi tattırdıktan, yaşattıktan sonra...

Onlarca farklılığa sahip olan bütün insanları temelde ikiye ayırdıktan, ardından da birilerine varlık içinde yokluk, diğerlerine de yokluk içinde yokluk yaşattıktan sonra...

Hepsini de aynı kaynar kazanın içinde, aynı sıcaklık derecesinde lime lime erittikten sonra.

Ha beş dakika önce, ha beş dakika sonra... Ha beş derece daha sıcak, ha beş derece daha soğuk...

Erittikten, eridikten sonra...

Her ikisi de aynı değil midir sonuçta!

İllaki ikisinden birisi daha kötü olacaksa şayet, bu, varlık içinde çekilen yokluk değil midir aslında!

O halde yaşadıklarımız değil, yaşadıklarımızın bize yaşattıkları değil midir önemli olan!

Yaşadıklarımızın, sahip olduklarımızın yahut olamadıklarımızın bize yaşattıkları duygular, sevinçler, acılar üç aşağı - beş yukarı aynı ya da benzer olduktan sonra sahip olduklarımıza ve olamadıklarımıza bu kadar kıymet vermek, ne varlara “sırf var” diye çılgınca sevinmek ne de yoklar için “sırf yok” diyerek adeta kıvranırcasına kahrolmak da neyin nesi!

Böyle yapmakla ruhumuzu durmadan hırpalamak, sınırlı yaşam enerjimizi sürekli tırtıklamak da niye!

İnsanoğlunun kendi eliyle kendisine ettiği kötülüğü kimse, hatta düşmanı dahi etmiyor sahiden!

Biz kendimize böyle davranırken başkaları öyle yapmış, şöyle demiş, bunu ya da şunu söylemiş, çok mu!

Psk. İzzet Güllü
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Farklılıklar Karşısında Herkesi Eşitleyen Mekanizma: İnsanoğlunun Eşsiz Uyum Yeteneği" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     5 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,557 uzman makalesi arasında 'Farklılıklar Karşısında Herkesi Eşitleyen Mekanizma: İnsanoğlunun Eşsiz Uyum Yeteneği' başlığıyla benzeşen toplam 15 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Bir Veda Yazısı Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


20:24
Top