2007'den Bugüne 91,493 Tavsiye, 28,077 Uzman ve 19,893 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Toplumsal Yardımlaşma Davranışının Psikolojik Önemi (Toplum Psikolojisi Üzerine Bir Sohbet)
MAKALE #6161 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Aralık 2010 | 9,330 Okuyucu
Zahmet eder de ekersen gül, kendi haline terk edersen diken büyür tarlada. O dikenin gelip geçenlere verdiği eziyete, akıttığı kanlara vs. sağlık literatüründe hastalık, bunalım; ruh sağlığı alanında da mutsuzluk, depresyon falan deniliyor genellikle.

Sağlık ve mutluluk sadece bireylerin kişisel niteliklerine, salt onların bireysel tercihlerine ya da düşünce biçimlerine değil; içinde yaşadıkları sosyal çevrenin dokusal özelliklerine de bağlıdır. Bataklık bir tarlanın üzerinde ya da sicim gibi yağan bir yağmurun altında ne yapılırsa yapılsın, uzun süre sağlıklı ve mutlu kalınamaz. Kişileri sağlıklı ve mutlu kılacak sosyal / dokusal özelliklerin başında ise içinde yaşanılan toplumdaki "yardımlaşma ilişkisi" gelir.

Yardımlaşma duygusu doğuştan içimizde bulunan fıtri bir duygudur. O halde mutlaka nesnesine / hedefine yönelerek karşılanması gereken bir doğası vardır. Yardımlaşmak çoğumuzun zannettiği üzere sadece hayır - hasenat için yapılması gereken, sadece uhrevi yönü nedeniyle ve en çok da dindar insanlar için önem arz etmesi gereken bir davranış biçimi değildir.

Yardımlaşmanın hiç olmadığı yahut çok az olduğu toplumlarda kişiler daha fazla yalnızlık ve öfke yaşarlar; üzerlerinde olması gerekenden daha büyük bir baskı ve yük hissederler. Gelecek endişeleri çok fazla olur, kendilerini bir türlü güvende hissedemezler. Tökezledikleri anda herkesin tepelerine çökeceğinin, önüne gelenin bir tekme vurup geçeceğinin korkusunu yaşarlar. Bu durum bireylerin sosyal dünyadan kopmasına, kendi kabuklarına çekilmesine yol açar. En önemlisi de strese tolerans güçleri zayıflar, psikolojik dirençleri günden güne düşer.

...

İhtiyaç sahiplerine yardım etmenin öneminden bahseden öğretmen sınıfta Alican’a bir soru sorar:


_Alican iki araban olsaydı birini fakirlere verir miydin?
_Verirdim öğretmenim!
_Alican iki evin olsaydı birini fakir bir arkadaşına verir miydin?
_Evet verirdim öğretmenim!
_Peki Alican iki ayakkabın olsaydı birini yoksula verir miydin?
_Vermezdim öğretmenim.
_Hayırdır, niye vermezdin Alican?
_Çünkü benim iki çift ayakkabım var, öğretmenim!

…

Olmayan şeyi vermesi kolaydır. Onun için hep “olsaydı şöyle yapardım, böyle ederdim” deriz kolayca. Ancak olduğunda vermek zordur. Velev ki bu basit, ucuz bir çift ayakkabı dahi olsa! Bu psikolojik gerçeği anlatıyor aslında öğretmen ile Alican arasındaki ilginç diyalog.

Televizyonda her zaman görürüz! Arka planda dramatik fon müziği, ekranda ise acıklı bir haber: “Ali şu kadar para bulamazsa ömür boyu sakat kalacak, bir daha hiç yürüyemeyecek!” Ya da benzer bir başka haber: “Fatma Naz parayı denkleştiremezse 3 ay içinde ölecek!”

Düşünebiliyor musunuz, her türlü verginin insana hizmet için toplandığı, yaşamanın ise en kutsal hak olarak kabul gördüğü dünyamızda bir insan gerekli rakamı denkleştiremez ise ya ömür boyu yürüyemeyebilecek yahut da ölebilecek! Benim maksadım aslında bu gibi durumlar karşısında devletlerin kayıtsızlığını değil; vicdan sahibi insanlardan meydana gelmiş milletlerin takındığı duyarsız tutumu sorgulamak! En çok da cömertliği, yardım severliği dillere destan olan milletimizin!

Bu türden haberlerin sonrasında bazen yaşanan gelişmeler ana haber bültenlerinde tekrar duyurulur: “Sayın seyirciler, geçen hafta ana haber bültenimizde işlediğimiz yürek yakıcı drama vatandaşlarımız el attı. Fatma Naz için şu kadar para toplandı, iyileşmesi / yürüyebilmesi için şu kadar kaldı” denilir. Düşünsenize, 75 milyonluk koskoca bir ülkede, çok izlenen bir kanalın ana haber bülteninde duyurulmasına karşın ancak o kadar para toplanabilmiş. Gerekli olan miktar halen bir türlü temin edilememiş!

Ne yaparsınız? Atla deve olmadığı halde bu parayı temin edemeyenlere mi kızarsınız yoksa ortada bir insan ve onun hayatı söz konusu olduğu halde ellerinde imkanları (maddi, tıbbi vs.) bulunan ancak ücret yoksa bir adım dahi atmayanlara / atamayanlara, üstelik de takındıkları kayıtsızlığı en tabii hakkı olarak görebilenlere, lisanı halleriyle bir manada, “Hayır kurumu değiliz ki biz. İlla ki de para… Olmazsa yapacak bir şey yok, ne hali varsa görsün” demeye getirenlere mi! Hayır yapmak için hayır kurumu olmak gerekir mi, bunun takdirini size bırakıyorum. Sizi bilemem ama bu gibi durumlarda ben birine değil; hepsine birden, yani toptan kızıyorum. Tavrım belki de kimsenin umurunda olmasa da, tıpkı “tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış” durumuna benzese bile! Ben hiç olmazsa kendi payıma küseyim de, üzerime düşeni azıcık dahi olsa yapayım da dercesine!

Soruyorum:

2008 model arabasını bir – iki yaş daha gençleştirebilmek için bilmem kaç bin lirayı gözünü kırpmadan verebilen ancak bir insanın yaşama tutunabilmesi için (sırf o kişi yahut çocuk “kendi dölünden” değil diye) üç beş kuruşa bile eli gitmeyen yahut günlerce sokakta yattıkları halde vaziyeti görmezden gelen, çare için illaki akşam Kanal D ana haber bültenine yahut Show Tv’ ye çıkmasını bekleyen bizler ne kadar masumuz? Bir konuda ilgili ve duyarlı olabilmek için meselenin ülke çapında duyulması, kamuoyuna mal olması mı lazımdır? Birilerinin bize ihtiyacı olduğunu fark etmemiz, bunu bizzat kendi gözümüzle görmemiz bir insanı kurtarmak için harekete geçmeye kafi gelmez mi, gelmemeli mi?

Anti parantez olarak söylüyorum: “Toplum ne der” diye ezilen ve büzülenlere, yok yere kasılanlara, sosyal çevreye aşırı önem verdikleri için sorun yaşayanlara hep şöyle derim:

“O uğruna kasıldığın, kaygılandığın, “ne derler bana” dediğin toplum eğer hasta olup yatsan, iyileşmek için fazla değil beş bin liraya ihtiyaç duysan hadi söyle bana, kaç lira verirler sana?”

Şayet bir arkadaşın o gün iyi tarafından kalkmış olsa da bir hayra öncülük etse, “bu para 100 kişiden kolayca toplanır arkadaş” dese ve tek tek herkesi gezse kuaföre 50, beğendiği çantayı almaya 25, akşamki mangal sefasına da 70 lira ayıran o can yoldaşım dediğin dostların kaç lira verebilirler senin için? Kaç kuruş demeyeyim, herhangi bir kuruş verebilirler mi mesela? Yahut verseler bile elleri azıcık bile olsa titremez mi, bu da nerden çıktı şimdi böyle dercesine!

Birine yardım etmek için, vicdanımızın sızlaması ve harekete geçebilmemiz için illaki bu kişilerin çocuğumuz ya da kendi kanımızdan / canımızdan birileri olması mı lazımdır? İllaki bu kişiler “kendi dölümüzden” mi düşmelidir ki kılımız kıpırdamalıdır? Adem babamızla Havva anamızdan gelen, Türkiye Ailesi çatısı altında yaşayan bu insanlarla can yahut kan kardeşi olmasak bile “insan kardeşler” olmamız yetmez mi? Aksi bir algılama ve uygulama yaman bir yanlış, vahim bir zulüm olmaz mı?

“Olmaz” dememek lazım. Biz niyet edersek Allah da kısmet eder. Biz harekete geçersek kaderimiz de harekete geçer. Çok uzağa gitmeyerek söylüyorum: Mesleğimi icra ettiğim kurumda takriben bin beş yüz kişi çalışıyor. Herkesin maaşından her ay düzenli olarak “on lira” kesilse düşünün, kaç lira eder? Ayda tam “on beş bin” lira... Eski para ile söyleyecek olursak on beş milyar Türk lirası… Bir aileye ayda çok değil sadece “yüz lira” gıda yardımı yapılsa bu, sadece bir kurumun en az 150 aileyi kurtarması demektir. İlimizde böyle kaç kurum vardır? Emniyet, ikinci ordu, bayındırlık, bankalar, okullar… Esnaf birlikleri, kooperatifler, sivil toplum kuruluşları, gönüllü kişiler ve çok daha fazlası… Hepsini topladığımızda ortaya nasıl muhteşem bir tablo çıkar, düşünsenize!

Her defasında işin kolayına kaçıyor, topu sürekli taca bırakıyor, insanların rahatını uzaklarda, sadece maaşlara yapılacak devlet zamlarında ya da yeni açılacak istihdam sahalarında falan arıyoruz. Çünkü çoğu insanımız işsiz. Çalışanların önemli bir bölümü ise asgari ücretle çalışıyor. Doğrudur, istihdam yaratılınca ve çalışanların maaşlarına iyi zam yapılınca kişiler maddi olarak rahatlarlar, böylece üzerlerinden büyük bir yük ve stres de kalkar. Ancak ülkemiz koşullarında bu en azından şimdilik mümkün görünmüyor. Bu durumda oturup bekleyecek miyiz, beklemeli miyiz! Makul olan, insani ve vicdani olan bu mudur?

Irmağa baraj yapılıp da su gelene kadar kaç kurbağanın daha gözü patlamalı bu uğurda! Kaç çocuk daha canının çektiğini yiyemeden, yiyenlere ise -haklı olarak- kızgınlık ve öfke duyarak büyümeli bu şehit kanıyla sulanmış aziz topraklarda! Atalarımız omuz omuza, sırt sırta çarpışırken, “sen gitme dur, çocuğun var senin; ben gideyim, ben öleyim” derken bunu biri yesin diğeri baksın da sonunda kıyamet kopsun diye mi; bu şekilde birbirlerine kinleşsinler, sonunda da birbirlerinin gırtlağına çöksünler” diye mi yaptılar? Kuru arpa ve hayvan çıktısı yiyerek bunun için mi şehit oldular?

Dedim ya, başka çözümler olamaz mı? Görünen çözüm her zaman için tek çözüm müdür! Başka çözüm yolları bulunamaz mı! Elbette ki bulunabilir. Yeter ki aransın! Arayan eninde sonunda bulur! Bakın, hatta bulundu bile!

Madem insanoğlunun en temel ihtiyaçları başta güvenlik (bu sağlanıyor şükürler olsun) olmak üzere barınmak ve beslenmektir (Bunu bilim söylüyor.). Toplum bu türden inisiyatifler alarak en azından ihtiyaç sahiplerinin en temel ihtiyaçlarından olan beslenme gereksinimini karşılayamaz mı?

Üçüncü temel ihtiyaç olan “barınmaya” gelince… Biz bu yönde üzerimize düşen adımı atarsak birileri de barınma ihtiyacı için gereken adımı atar belki de, kim bilir!

Barınma ihtiyacını karşılayan ve adına “barınak” dediğimiz yerlerin hammaddesi Allah’ın bolca verdiği taş, toprak, kum, çakıl, kireç, tuğla, kiremit, madenler (demir vs.) değil midir sonuçta?

Toplum bu şekilde üzerine düşeni yerine getirse, devlet de barınma işini mümkünse ticari bir sektör olmaktan çıkarsa (ya da daha az karla yetinilen bir sektör haline getirse), TOKİ türü kuruluşlar çoğaltılsa ve kamu marifetiyle bolca inşaatlar yapılsa, kimine bedava kimine de çok ucuza hatta maliyetine verilse şu ülkede insanlarımız için ne çok şey değişirdi aslında!

Ne güzel demiş bir düşünür: “Her eylemin atası düşüncedir” diye. Her şey evvela düşünmekle başlar. O halde insanlarımızın sadece yeni istihdam alanları yaratılması ve/veya maaşlarına zam yapılması suretiyle değil; böylesi alternatif yollarla da rahatlatılabileceği üzerinde biraz olsun düşünelim diyorum. Aksi takdirde insan fıtratı gereği diğer insanın kardeşi olduğu halde kurdu haline dönüşmeye; toplum birbirine kin güden, nefret hisleri ile dolup taşan, başkasının kuyusunu kazmak için adeta fırsat kollayan a-tipik, patolojik bireyler haline gelmeye hızla yol alacaktır.

Son Söz:

Sosyal psikolojideki araştırma bulguları ve pratik uygulamalar göstermiştir ki bireyler arasındaki sevgiyi ve toplum katmanları arasındaki hoşgörüyü ve muhabbeti (bunlar aynı zamanda kişisel mutluluk ve psikolojik sağlık için en de gereklidir) ancak şu üç şey artırabilir:

_Hediyeleşmek,
_Selamlaşmak, (bizde maazallah tanımadığın birine bir selam ver, seni yiyecek gibi bakar gözünün içine, muhtemlen de içinden "galiba sapık" diye geçirir.)
_Yardımlaşmak,


Psk. İzzet Güllü
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Toplumsal Yardımlaşma Davranışının Psikolojik Önemi (Toplum Psikolojisi Üzerine Bir Sohbet)" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     3 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
► Yalnızlık Psikolojisi Üzerine ÇOK OKUNUYOR Psk.Aysun AKTAŞ
► Futbol Psikolojisi-Psikolojik Arena Psk.Rüveyda ÇELENK YILMAZ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,893 uzman makalesi arasında 'Toplumsal Yardımlaşma Davranışının Psikolojik Önemi (Toplum Psikolojisi Üzerine Bir Sohbet)' başlığıyla benzeşen toplam 19 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Bir Veda Yazısı Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


08:09
Top