2007'den Bugüne 87,386 Tavsiye, 27,079 Uzman ve 19,329 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Stresin Anotomisi ve Tedavisi
MAKALE #8267 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Şubat 2012 | 6,375 Okuyucu
STRESİN ANOTOMİSİ VE TEDAVİSİ

STRESİN ANOTOMİSİ VE TEDAVİSİ

Dert daima insana yol gösterir. Bu temel bilimsel ve felsefi gerçek bağlamında bakınca stres denilen psikofizyolojik yaşantı biçiminin mesaj taşıyan bir yaşantı biçimi olduğunu ve durup dururken değil; netice olarak ortaya çıktığını söylemek mümkündür.

Stres özünde bazı şeyleri doğru yapmadığımızı, bazılarını da bizzat yanlış yaptığımızı gösteren, böylece bizi ikaz edip uyaran, en çok da yönlendirmeye çalışan dost bir uyarıcı tepki paketidir.

Stres kısa sürede olmasa da orta ve uzun vadede ruhu yorar, dolayısı ile de psikolojik direncimizi zayıflatır. Bu ruhsal direnç düşünce her bünye farklı farklı tepkiler vermeye başlar. Bu kimisinde depresyon şeklinde olur, kimisinde panik atak, kiminde de uykusuzluk… Stres bir süre sonra gastrit, spastik kolon, ülser, migren, hatta kanser türü pek çok fizyolojik hastalığa bile -en azından dolaylı olarak- zemin hazırlayabilir.

Stresi doğuran iki ana sorun kaynağının başında bedenimiz ve düşüncelerimiz gelir. Evet stres dediğimiz ve genelde nahoş bulduğumuz yaşantı türü sebepsiz yere gökten zembille inivermez hayatımıza. En çok bu iki alandaki yanlışların bir neticesi olarak ortaya çıkar.

BEDENSEL GERİLİM KAYNAKLI STRES

Beden kaynaklı streste kişiler farkında olmadan sürekli bedenleri, en çok da belli organ ve uzuvları kasılı halde yaşarlar. Beden uzun süre kasılı kaldığında bu ruhu da sıkmaya, yani strese yol açmaya başlar.

Patron iş yerinde astıyla yüz - göz olmamak için sürekli yüzünü, yürüyüşlerini, bakışlarını kasarak dolaşır. Böylece aradaki seviyeyi ve bu seviyenin aşılması sonucunda ortaya çıkabilecek sonuçlardan kendisini kolayca korumuş olur. Oysa aynı netice rahat bir bedensel duruşla da sağlanabilir. İletişimde ve yaklaşımda doğruyu değil de kolayı seçme hatası bedensel kaynaklı stres yaşantısı olarak kendisine fatura edilecektir. Belki yarın belki de daha sonra!

Yolda kontrol için arabanızı durduran trafik polislerinde, bankada işlem yaptırdığınız gişe personellerinde, hatta, "Müşteri memnuniyeti birinci önceliğimizdir" yazan özel hastane ve market reyonu görevlilerinin çoğunda en azından yüz ve jest - mimik geriliminin muhtelif izlerini gözlemlemek mümkündür. (O yüzden eskiden bu tip kişilere içimden çok fena bozulurken şimdilerde sadece üzülüyorum. En çok da evlerindeki masum çocuklarını ve gidişattan habersiz gülümseyip duran eşlerini düşününce. Çünkü başlangıçta sadece iş yeri odaklı olarak kullanılan bu suni gerilim maskesi bir süre sonra tüm ruha sirayet edecek...)

Normal yüz ifadesini asık suratlılık olarak görmek, bunu bir vakar ve saygınlık emaresi saymak, güler yüzlü kişileri hafif meşrep kişiler gibi kabul etmek, ilkel haset ve kıskançlık, sürekli gösteriş yapma ihtiyacı içinde yaşamak, alınganlık, öğrenilmiş ve çoğu gereksiz olan asabiyet, sürekli dik yürüme ve sert görünme (savunma) ihtiyacı içinde olma gibi bir dizi duygu ve tavır bozuklukları da bedenimizi gereğinden fazla kasmamıza neden olur. Tüm bunlar, sadece elimizi sıkmamız gerekirken tüm bedenimizi kasmak misali gereğinden fazla ruhsal enerji tüketilmesine yol açar.

KALIPLAŞMIŞ – KEMİKLEŞMİŞ DÜŞÜNCE KAYNAKLI STRES

Stresin ikinci ana nedeni yaygın düşünce hatalarımızdır. Özellikle kalıplaşmış ve otomatik nitelik arz eden düşüncelerimizdir. Bu düşüncelerin en temel özelliği sorgusuzca kabullenilmiş, kullanıla kullanıla kalıplaşmış, haliyle artık otomatik bir hüviyet kazanmış olmalarıdır. Otomatik nitelik kazandıklarından herhangi bir uyarıcı alma durumunda daha düşünmemize bile fırsat kalmadan bu düşünce paketi bizim adımıza devreye girer. Çoğu zaman özgürce düşündüğümüzü zannetsek de aslında beynimiz çok önceden hazırladığı kalıp bir paketi bizim yerimize devreye sokuyordur sadece.

“Hata yapmamalıyım” düşüncesi

Böyle bir kalıp düşünce edinmiş kişiler yapıp ettiklerine ya da okuyup öğrendiklerine bakarak kendilerini bilinçaltı olarak farklı görmeye başlamışlar, en çok da insan olma gerçeklerini unutmuşlardır. “Hiç hata yapmamalıyım” düşüncesi özünde mükemmeliyetçi bir yaklaşımdır. O yüzden bir çok kişiye hatasız olanı istediklerini düşündürerek mükemmel olduklarını hissettirebilir belki. Ancak bu düşünce en az iki açıdan sakıncalıdır.

Birincisi, olası bir hata yaşantısına karşı insanları gereğinden fazla duyarlı hale getirir. Bu gereğinden fazla duyarlı olma beyinsel pozisyonu kısa sürede ruhu yorar. Yorulan ruh strese daha yakın olur.

İkincisi de bir hata ortaya çıktığında yaşanılan ruhsal ızdırabın şiddetini olması gereken seviyeden daha yukarıya çekmesidir. Şiddeti artmış bir ruhsal yaşantı görece olarak daha uzun sürer. Hem şiddeti artmış hem uzamış bir (nahoş)ruhsal yaşantı ise strese, stres de pek çok ruhsal ve bedensel soruna kapı açar.

Öneri:

Kişiler zihinlerinde otomatik olarak devreye giren her, “Hata yapmamalıyım” düşüncesine karşı anında, “Hayır hata yapabilirim. Ondan ders alarak hata yapmamanın daha sağlam, daha gerçekçi zeminlerini hazırlayabilirim” şeklinde düşünmelilerdir. Böylece beyinler, “Ya yapmamam gerektiği halde yaparsam” gizil düşüncesinin tetiklediği gerilimden ve stresten kurtulacaktır.

“Hata yapabilirim” demek zihinsel ihtimal dahilinde olan bir olasılığı zihinsel düzeyde doğru takdir etmek demektir sadece. Yoksa, “Madem öyle, o halde çekinmeden hata yapabilirim” demek, bu konuda kontrolsüz ve tamamen gevşek davranmak demek değildir, bunu özellikle vurgulamak gerekir.

"Genellemeci" yaklaşım

“Her şey beni buluyor, bende şans olsa…” gibi cümlelerle ifade edilen, genelleyici mahiyeti olan düşüncelerdir. Beyin duyduğu yahut dile getirdiği düşüncenin içeriğine uygun bir duygusal reaksiyon üretir. Bir veya birkaç benzer yaşantıdan hareketle hemen ve kolayca genellemeye gitmek beynimizin sürekli olumsuz yaşantı altında olduğunu zannetmesine, bu da sürekli içinde bulunduğunu düşündüğü olumsuz yaşantı sağanağına stres vb. tepkiler üreterek uyanık kalma ihtiyacı duymasına yol açar.

Öneri:

Başa gelen olumsuz olayları dramatize etmemek, acıların kadını Bergen yahut acıların çocuğu Emrah tarzı, bir bakıma mazoşist diyebileceğimiz değerlendirmelerden kaçınmak, her fırsatta gerçekçi olmaya azami gayret göstermek gerekir. Ancak böyle düşünmek çoğu kişi için ikincil kazanım nedenidir. Mesela kişilerin kendisini sürekli direnen / mücadele eden bir kahraman gibi görmesine yol açar, haliyle pek kişi tarafından sıklıkla benimsenen bir yoldur.

Bu düşünce hatası yaşadığımız süreci ve vereceğimiz tepkilerin önemini doğru değerlendirip değerlendirmemekle ilgilidir. Sağlıklısı, “Her olay beni buluyor" yerine, "Son dönemde nispeten daha fazla nahoş yaşantıyla karşı karşıyayım” şeklinde düşünmektir. İki düşünce arasında sonuçları itibariyle en az, “Grip oldum” demekle, “Kanser olmuşum” demek arasındaki kadar fark vardır.

"Olumsuz seçici algılama" alışkanlığı

Prof. Dr. Üstün Dökmen’in “Küçük Şeyler” adlı Tv. Programında dediği gibi hiç bir kimse her gün unutmadığı anahtar için, “Helal olsun bana, bugün de anahtarımı unutmadım” demez. Ancak bir gün unutsa hemen, “Kahretsin, yine anahtarı unuttum” der, anında kendisini cezalandırmaya kalkar. Oysa yeri geldiğinde ödüllendiremeyenin gerektiğinde cezalandırabilme hakkı da yoktur! Buradaki olumsuz seçicilik sadece strese yol açan bir düşünce hatası olarak işlev görmez; aynı zamanda pek çok sorunun filizlendiği psikoloji tarlamızdaki yaygın ruhsal çapalama hatalarından birisidir.

BENZER ŞEKİLDE

Çocuğu suyu içince övmeyiz ama dökünce kızarız.

Bir arkadaşımız randevusuna tam zamanında gelince bunun için teşekkür etmeyiz lakin biraz gecikince gözünü oyarız.

Güzel hasletleri yüzüne söylemeyi yağcılık görür; arkasından nahoş sözler söylemeyi insani nitelikli bir diyalog zannederiz.

Vb.

DİĞER BİR NEDEN: DERİN İNANÇ ZAAFİYETİ

Sıradan değil; beslenmiş, o sebeple temelleri sağlam ve derinleşmiş bir inanç başa gelen olayların kontrolünün sadece kişilerin kendisine yüklenmesine engel olur; haliyle kişileri büyük bir duygu ve düşünce yükünden kurtarır. Stresin en büyük nedeni inanç zayıflığı ve akabinde yol açtığı yükleme hatalarıdır.

Beslenmeyen her inanç zaman içinde zayıflar. Zayıfladığında o inanca ait savunma mekanizmaları kişilerin gündemlerinden düşer. Ülkemiz insanına has stresin bir diğer görünmeyen, görünse bile pek söylenmeyen nedeni de budur.

Artık insanlar başarıyı veya başarısızlığı başka şeylere (kadere vs.) yüklemeyi büyük ölçüde bırakmışlar; her şeyin tamamen kendi ellerinde olduğunu düşünmeye başlar hale gelmişlerdir.

(Bu, strese yatkınlık sağlayan zihinsel dönüşümün nedenlerinden birisi piyasadaki popüler psikoloji ve kişisel gelişim kitaplarıdır. Bu kitapların önemli bir bölümü; genellikle herkesin ruhunun derinliklerinde uyuyan bir dev bulunduğunu, tek sorunun onu uyandırmak olduğunu salık verirler. Ancak o devi bulamayanların, bulsalar bile uyandıramayanların hangi ruh hallerine gireceğini pek düşünmezler. Bu eserler genellikle -bilerek veya bilmeyerek- hekimlere ve psikologlara müşteri simsarlığı yaparlar. O yüzden akademik eğitimli bir profesyonel danışmanlık merkezi açsa da orada halka bilimsel bilgi verse "halk sağlığı tehlikede" diyerek karşı çıkanlar işte bu nedenle ilgili kitap, seminer ve yayınlara hiç çıt çıkarmazlar.)

“Her şey bana bağlı... Her şey tamamen benim elimde... Kazanan da benim, kaybeden de...” şeklinde düşünen kişiler yaşadıkları en ufak bir olumsuz sonuçta tüm faturayı sadece kendilerine kesmek durumunda kalmaktadırlar. En önemlisi de süreci ve olası sonuçlarını bu şekilde anlamlandırarak yaşamak ciddi bir gerilim ve stres faktörüdür.

Başka şartlara bağlanarak dağıtılmayan / paylaşılmayan, sadece tek bir kişinin, özellikle de kişinin kendisinin omzuna bırakılan bir yük gereğinden daha ağır hissedilir; o sebeple örseleyicidir, stres sebebidir.

Ülkemiz inanç kültürüne has en önemli stres savarların başında kader inancı, hikmet tasavvuru, tevekkül ve sabır gelir.

Günümüzde bir çok insan sadece dini yaşantıdan değil; dine ait gördükleri bu tür koruyucu nitelikli zihinsel kalkanlardan da uzak durmuşlardır. Böylece kendilerini strese daha açık ve savunmasız bir hale getirmişlerdir. Bunun çözümü dini yaşantıdan uzak olmanın bu tip zihinsel pozisyonlara uzak durmayı gerektirmediğini kavramaktır.

Psikolog
İzzet Güllü

Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Stresin Anotomisi ve Tedavisi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     20 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
► Stresin Etkileri Psk.Özge SOYSAL
► Kronik Stresin Belirtileri Psk.Güneş GÜMAN
► Stresin, Panzehiri Kahkaha Psk.Nihal ARAPTARLI
► Doyumsuzluk Duygusunun Anotomisi Psk.İzzet GÜLLÜ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,329 uzman makalesi arasında 'Stresin Anotomisi ve Tedavisi' başlığıyla benzeşen toplam 20 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Bir Veda Yazısı Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


09:04
Top