2007'den Bugüne 81,746 Tavsiye, 25,954 Uzman ve 18,159 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Sosyal Fobi
MAKALE #8204 © Yazan Psk.Dnş.Serkan YILDIRIM | Yayın Ocak 2012 | 4,729 Okuyucu
SOSYAL FOBİ

Sosyal fobi ilk kez Isaac Marks tarafından 1966 yılında tanımlanan psikiyatrik bir bozukluktur. Diğer bir adı toplumsal kaygı bozukluğudur. Temelde, başka insanların bulunduğu ortamlarda hata yapma, diğer kişiler karşısında küçük düşme korkusudur. Yani sosyal çevre içinde yaşarken açığa çıkan korku halidir. Korku; gerçek bir tehlikenin veya bir tehlike düşüncesinin uyandırdığı endişe duygusudur. Fobi ise belirli durumlar karşısında bazı hastaların kapıldıkları baskılı, endişeli, mantık dışı korku olarak tanımlanır.


Tanımlardan yola çıkarsak korku gerçek bir tehlike karşısında ortaya çıkan gerçekçi bir duygu, fobi ise gerçekçi olmayan ancak belirli bir baskı hissi sonucunda açığa çıkan bir duygudur. En zor şey insanlar karşısında hissedilen duygular ve bu duygular karşısında verilen tepkilerdir.

Bir sosyal fobiğin düşünce zinciri olumsuz düşüncelerle harekete geçer. Kişi kendisini büyük bir zincirle bağlar ve o zincirin gidebildiği yere kadar gider. Yani durmadan kendi içinde döner, hareket edemez;yalnızca endişe duyar, tedirgin olur. Elbette ki bu hissiyatın içindeki kişi performans göstermesi gereken bir durumla karşılaştığında daha da çok kaygı duyar ve ani tepkiler göstermeye başlar. Herhangi bir alarm altında yaşanılan durum öncelikle ‘’buradan uzaklaşmalıyım, kaçmalıyım’’ duygusu, sonrasında ise kalp çarpıntısı, kaslarda gerginlik sonucu titreme, boğazın düğümlenir gibi olması, ateş basması sonucu açığa çıkan terleme ya da aniden buz kesmedir. Büyük ihtimalle bu bedensel tepkileri, baş ağrısı ya da vücudun en hassas bölgesi neresiyse o bölgeyi vuran ağrılar ya da bozulmalar (bağırsak ve mide problemi gibi) da takip eder. Yaşanılan duruma stresin çeşitli şekillerde açığa çıkması diyebiliriz.

‘’KAÇMA DÜŞÜNCESİYLE BAŞ ETME’’


Fobi anında beyin derhal ‘’güvenilir bir yere git’’ emri verir. Bu emri alan kişi daima kendisini güvende hissettiği yere, ki bu yer, genelde kişinin evidir, gidiyorsa, kendisine yönelik bir tehdit olduğunu düşündüğü her durumda güvenilir bir yere/eve kapanır ve mümkün olduğunca oradan çıkmaz.


Öncelikle kişiyi kaçmaya sürükleyen şeyin gerçek bir tehdit olup olmadığını bilmek gerekir. Kişi kabul etmelidir ki kendisini kaçmaya götüren şey aslında gerçek bir alarm durumu değildir. Bir sosyal fobiğin kaygı duyması için durumu gerçek bir tehlike olarak algılaması yeterlidir. Oysa ki durum gerçek bir tehlike arz etmiyor olabilir. Bu korkuyu yaşayan kişi öncelikle yalnızca kendi algılamasından ötürü böylesi bir endişeye sürüklendiğini ve kaçma ihtiyacı hissettiğini görmelidir. Bu farkındalığı sağlamak tedavideki ilk adımdır.

Kaçma düşüncesine kapıldığımız anda beynimizi yeniden harekete geçirerek yeni bir düşünceyi yerleştirmeye çalışmalıyız. Böyle durumlarda beynimize ‘’kaçmamalı, savaşmalıyım’’ mesajını kabul ettiğimizi bildirmeliyiz. Unutulmamalıdır ki mücadele ile elde edilenler çok daha değerli, kolay yolla elde edilenler ise daima çabuk vazgeçilen şeylerdir. Hayat daima sorunlar ve sorunları çözmeye yönelik fırsatlar getirecektir. Önemli olan ele geçen fırsatların doğru değerlendirilmesidir.

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK


Daha önce yaşadığı kötü tecrübeleri zihnine yazan kişi benzer durumlarda da aynı şeyi yaşayacağına inanarak tedirgin olur ve sorunun üstesinden gelmek için hiç çaba göstermez. Bu durum tekrar tekrar başarısız olma sonucu vazgeçme duygusu ve eylemidir. Hepimiz zaman zaman karşımıza çıkan engellerle mücadele etmeyip geri çekiliriz. Geri çekilmek bazen daha temkinli olarak yeniden harekete geçmeyi sağlarken bazen de yeniden denememeye sebep olur. Bazıları bu durumu kimselere hissettirmez, bazıları ortalıkta büyük bir kargaşa yaratır, kimileri ise böyle engellerle karşılaşmamak için hayatın içinde aktif olarak bulunmaktan kaçınır hale gelir. Önemli olan hayatta bazı şeyleri yaşamış olmanın kişiyi hedefinden vazgeçirmemesi gerektiğin öğrenmek. Hedefler kişinin hayatını belirliyor. Bir iki çelmeyle düşmemek, düşülürse de kalkmak gerektiğini insan daima beynine kazımalı, olayları kabullenip zayıf yönleri kuvvetlendirmek, eksiklikleri azaltmak ve fazlalıkları törpülemek en doğru çözümdür.


OLUMLU DÜŞÜNMEK


Eğer beyninize olumlu mesajlar yüklerseniz, beyniniz başarmanız için sizinle işbirliği yapacaktır. Ancak olumsuz mesajlar yüklediğinizde beyniniz davranışlarınızı bu programa göre ayarlayacaktır. Olumlu ve pozitif düşüncenin okulda, sporda, iş hayatında ve insan ilişkilerindeki başarıda çok etkin rol oynadığını ortaya koymuştur.


FİZYONOMİK TEPKİLER

Bu tepkiler; huzursuzluk sonucu yaşanan kalp çarpıntısı, sıcak basması sonucu terleme ya da yüz kızarması, soğuk basması sonucu vücut ısısının düşmesiyle üşüyüp titreme, tüylerin diken diken olması, göğüste sıkışma, nefes alamama hissi, mide bulantısı, göz bebeklerinin büyümesi, ağız kuruması, bağırsak bozulması(öğürme ya da kusma), ellerde ve ayaklarda uyuşma, baygınlık hissi, düşünce akışında yavaşlama, konuşulanları algılamada zorlanma, kendi sesine ve duyduğu seslere yabancılaşma hissi olarak özetlenebilir.

DUYGUSAL TEPKİLER


Sosyal fobi sosyal ortamlarda ortaya çıkan bir duygudur. Özellikle kişinin performans gerektiren bir işle meşgulken başkaları tarafından incelenmesi durumunda açığa çıkan;diğer kişiler tarafından eleştirilme, alay edilme endişesi, küçük düşme korkusudur.

Sağlıklı insanın duygularını yönetmesi gerekir. Oysa bu durumda duygular insanı yönetmeye başlar. Kişi kontrolünü kaybeder. Tüm bu korkuların yaşanmasından korkan kişi sosyal ortamlara girmekten kaçınır. Başkaları tarafından yargılanacağı duygusu kişiyi tedirgin eder. Böylece sosyal yalnızlık ortaya çıkar. Ayrıca çekingenlik, utangaçlık duyguları kişiyi baskılar ve gerçek tepkilerini göstermesini engeller. Bu kişilerin belirgin özelliği sessizliktir. Ancak sessiz kişilerin hiçbir şey düşünmediklerini ya da hiçbir çözüme ulaşamadıklarını düşünmek tamamen yanlış olur. Sessizler ancak derin düşünen kişilerdir. Zaten bu kadar derin düşünmeseler, bu kadar hassas olmasalar böyle bir sorun ortaya çıkmayacaktır.

SOSYAL FOBİ NE ZAMAN BAŞLAR


Sosyal fobi 10 yaşın altında başlar. Sosyal fobinin temeli çocukluk yıllarında atılır. Çocukluk döneminin 1-3 yaşları arası ‘’özerklik evresi’’ olarak bilinir. Bu evre çocuğun anne bağımlılığından uzaklaşıp kendi ayakları üzerinde durabildiği zamandır. Özerklik döneminde çocuklar bağımsızlık gereksinimi duyarlar ve bu ihtiyacın karşılanabilmesi için de bağımsız olmak isterler. Bu dönemde sürekli cezalandırılan, aşırı derecede korunan ya da anneye bağımlı biçimde yetiştirilen çocuk, baskı sonucu oluşan ezikliğin kızgınlığını ve utancını yaşamaya başlar. Utanç duygusu bir kere yerleştikten sonra da çocuk kolay kolay hakkını savunma özelliğini kazanamaz. Hakkını koruma özelliği yerine suçluluk duygusu gelişmeye başlar. Doğal olarak böyle bir çocukluk yaşayan kişinin girişimcilik ya da bağımsızlık duygusu kısıtlı kalır. Bu koşullarda büyüyen çocuklar büyük olasılıkla pasif, çekingen ve utangaç ergenler olmaya adaydır. Anne babaların hatalı tutumları, çocukları arasında kıyaslamalara gitmeleri de sosyal fobinin temellerini oluşturabilen bir diğer yanlıştır.


Her ne kadar sosyal fobinin tohumları genellikle küçük yaşlarda atılsa da sosyal fobikler rahatsızlık başladıktan 15-20 yıl sonra psikolojik danışmanlara giderler. Çünkü sosyal fobinin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu bilmezler ya da bu durumu değiştirilemez bir kişilik özellikleri olduğunu düşünürler.

SOSYAL FOBİNİN GÖRÜLME SIKLIĞI


Kadınlarda daha çok görülmesine rağmen sosyal fobi yüzünden doktora başvuranlar daha çok erkeklerdir. Özellikle çalışmayan kadınlar sosyal ortamlardan uzak kaldıkları için belirtiler açığa çıkmayabilir. Erkeler ise çalışma hayatının sürekli içinde oldukları için belirtiler gözle görünür hale gelebilir. Çalışmak sosyal hayatın içinde olmayı gerektirdiği için çalışan kadın da bu tehditle yüz yüzedir ve sosyal fobinin belirtilerini daha belirgin olarak hisseder. Bekar ve boşanmış kişiler ile yüksek eğitimlilerde sosyal fobi daha sık görülmektedir.


Sosyal fobi her on kişiden birinde görülür. Buna rağmen bu durumun tedavi edilebileceğinin düşünülmemesinden veya değiştirilemez bir kişilik özeliği olarak yorumlanmasından dolayı tedavi için başvuranların sayısı oldukça düşüktür. Sosyal fobi, kalıtımın orta derecede katkıda bulunduğu bir durumdur. Kişinin yakın akrabaları arasında sosyal fobikler varsa fobik olma riski daha yüksektir.

ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE SOSYAL FOBİ


Sosyal fobisi olan çocuklar tanıdık olmadıkları ortamlarda ürkek, sessiz, çekingen, utangaç bir tavır sergileyebilirler. Verilen tepkiler çocuğun yaşına göre değişir ama ağlama, ebeveyne sıkı sıkı sarılma, yanından ayrılmama gibi çeşitli gergin davranışlar sık sık gözlenebilir. Bu çocuklar toplulukla oynanan oyunlara katılmaz, sadece uzaktan izlemekle yetinirler. Oyunlara katılsalar bile başkalarının sözünü dinle, kendi düşüncelerini dile getirmezler. Topluluğun olduğu yere, yuvaya ya da okula gitmek istemezler.



ERGENLİK DÖNEMİNDE SOSYAL FOBİ


Ergenlik dönemi kişiliğin oluşmaya başladığı ve yerleştiği bir dönemdir. Genel olarak bakıldığında 12-21 yaşlarını kapsar. Bu dönem içerisinde birey fiziksel değişimin yanı sıra psikolojik bir değişim de sergiler. Ergen de beğenilme ve onay görme arzusu vardır, sürekli olarak düşünsel ve davranışsal tutum değişikliği gösterirler. Sosyal çevrede ne şekilde olumlu tepki göreceğini bilemez, bu nedenle değişken tavırlar sergilerler.

Kişi kendisini karşı tarafa tam olarak aktaramadığında ya da aktarırsa yanlış anlaşılacağını ve kendisiyle alay edileceğini düşündüğünde kendini kapatmak üzere duvarlar örmeye başlar. Ergenler kimsenin kendilerini anlamadığını düşünürler. Onları en çok sıkıntıya düşüren, kendilerini kimseye tam olarak ifade edemeyip, kimliklerini kabul ettirememeleridir. Dolayısıyla ergenin sağlıklı kimlik geliştirmesi;kendisini olduğu gibi yargılamadan kabul eden, sevgi saygı gösteren, güven ve destek veren özdeşim modelleriyle karşılaşmaları ile mümkündür.

Sosyal fobi ergenlik döneminde iyice kendini iyice göstermeye başlar. Bu nedenle görünmeye başlayan belirtilere dikkat etmek gerekir. Bu dönemde içe dönük, sosyal ilişki kuramayan, çekingen ve sosyal fobi geliştiren bir kişilik yapısı görülebilir. Ailelerin iyi bir gözlemci olarak çocuklarıyla açık iletişim kurmaları, bu değişiklikleri kısa sürede fark etmelerini sağlar. Ona göre erken önlem almakta kolaylaşır.

YETİŞKİNLERDE SOSYAL FOBİ


İnsanlar yetişkinlik döneminde de çeşitli nedenlerden ötürü sıkıntı duyarlar. Sosyal fobik kişiler için topluluk önünde bulunmak önemli bir sıkıntı sebebidir. Sosyal fobi yetişkinlerin sosyal hayatlarını dar eder. Örneğin sosyal fobik bir yetişkin için kuaföre gitmek bile ıkıntı verici olabilir. Aynı şekilde sosyal fobi nedeniyle yetişkin kişiler iş arkadaşlarıyla ve işverenleriyle etkili iletişim kuramadıklarından dolayı terfi alamazlar, hatta ağır durumlarda işten bile atılabilirler. Sosyal fobi nedeniyle yetişkinler iş hayatlarında var olan potansiyellerini tam olarak kullanamazlar.


KARŞI CİNS İLE İLİŞKİLER


Bazı sosyal fobikler kendi başlarına karşı cinsten bir arkadaş sahibi olamazlar, hatta bu yüzden bekar kalabilirler. Bu durumu aşmak için başkalarının kendilerine yardımcı olmalarını bekleyebilirler, hatta görücü usulü ile evlenme yoluna gidebilirler. Sosyal fobi nedeniyle duygularını karşısındaki kişiyle paylaşamayan kişiler ciddi sıkıntılar yaşarlar. Evlilik gerçekleştirildiğinde yaşanan performans kaygısı ise durumu daha da zorlu hale getirebilir. Eşini memnun edememe endişesi ve bu endişenin sebep olduğu sorunlar üst üste biner ve diplerde yatan depresyon gün yüzüne çıkar.


SOSYAL FOBİYLE BİRLİKTE GÖRÜLEN PSİKOLOJİK RAHATSIZLIKLAR


Sosyal fobi yarattığı kaygı nedeniyle bir çok psikolojik rahatsızlığa neden olabilir. Bunlar sıklıkla depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, madde kullanımı, panik atak bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklardır.

Kaynak: YILDIZ BURKOVİK- SOSYAL FOBİ,
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Sosyal Fobi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Dnş.Serkan YILDIRIM'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Dnş.Serkan YILDIRIM'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Serkan YILDIRIM Fotoğraf
Psk.Dnş.Serkan YILDIRIM
Eskişehir
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi31 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Dnş.Serkan YILDIRIM'ın Yazıları
► Sosyal Fobi ya da Sosyal Anksiyete Bozukluğu Uzm.Psk.Tamer Numan DUMAN
► Sosyal Fobi ya da Sosyal Anksiyete Bozukluğu Uzm.Psk.Tamer Numan DUMAN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,159 uzman makalesi arasında 'Sosyal Fobi' başlığıyla benzeşen toplam 20 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Çift (Evlilik) Terapisi Kasım 2015
► Anksiyete Bozuklukları Şubat 2014
► Ailenin İşlevleri Ekim 2012
► Anne Baba Olmak Ekim 2012
► Aile Danışmanlığı Mayıs 2012
► Boşanma Psikolojisi Şubat 2012
◊ Aile Terapisi Temmuz 2015
◊ Migrene Emdr Çözümü Nisan 2013
◊ Hayat'ım Temmuz 2012
◊ Ey Mutluluk Neredesin? Şubat 2012
◊ Eşlerle İlişkiler Aralık 2011
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


23:03
Top