2007'den Bugüne 81,746 Tavsiye, 25,954 Uzman ve 18,159 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Boşanma Psikolojisi
MAKALE #8351 © Yazan Psk.Dnş.Serkan YILDIRIM | Yayın Şubat 2012 | 6,251 Okuyucu
BOŞANMA

Aile her toplumda çağlar boyunca doğal olarak oluşmuş sosyal bir kurum olarak kendini göstermektedir. Eşler, aile birlikteliğini uyum, mutluluk, huzur ve hoşgörü amaçlayarak kurmaktadırlar. Ancak bazen eşler birtakım nedenlerle beraberliklerini sürdürmelerinin imkansız olduğunu anladıklarında boşanma yolunu seçmektedirler.


Eşlerin, birlikteliklerinden psikolojik olarak doyum sağlamadıkları, beklenti ve gereksinmelerini karşılayamadıkları evlilik yaşantılarına yasal olarak son vermelerine ‘’boşanma’’ denmektedir. Eşlerin, yasal olarak boşanmayıp aynı çatı altında otursalar bile, duygusal olarak birbirlerinden koptukları, sağlıklı uyum ve birliktelik gerçekleştiremedikleri zaman da boşanmış oldukları kabul edilmektedir.

Kimi zaman eşlerin birlikteliği, kendilerine ve çocuklarına boşanmadan daha fazla zarar vermekte, her iki taraf da kendilerinden ve kişiliklerinden ödün vermek zorunda kalmaktadırlar. Bu nedenle boşanma çoğu zaman kaçınılmaz bir süreç olarak kendini göstermektedir.

Boşanma planlı ve karşılıklı saygı çerçevesinde gerçekleştiğinde eşler ve çocuklar açısından daha az yıkıcı ve zarar verici olmaktadır.

Boşanma aile sistemini değiştirse de, tamamen terk etme ve eşlerden birinin çocuklar olmadan uzaklaşması gibi durumlar dışında, aile tamamen sona ermez. Böyle durumlarda bile aile önemli bağlarını sürdürebilmektedir. İşe çocuklar karıştığında çiftler birbirlerinden boşanmaktan çok birbirlerine boşanmaktadırlar. Aile üyelerinin çocuklar konusunda birbirlerine bağlı kalıp, devam eden değişik bir siste olarak ailenin nasıl hareket edeceğine karar vermeleri gerekmektedir.

Evliliği korumaya ve ilişkiyi sürdürmeye yönelik çabaların başarısız kaldığı durumlarda boşanmanın, tıpkı evlilik gibi doğal bir süreç olarak kabul edilerek, eşlerin kendilerine ve birbirlerine saygısını zedelemeyecek şekilde gerçekleşmesi gerekmektedir.

Her ne kadar boşanma karşılıklı anlaşılarak verilen ortak bir karar olsa da insan yaşantısında birçok değişikliği beraberinde getiren çok önemli bir stres kaynağı olmaktadır.

İlk bakışta sadece eşleri ve çocukları etkileyen bir süreç gibi görünse de toplumsal açıdan bakıldığında, toplumun sosyal yapısını, değer sistemini, kültürünü çok yakından etkilemektedir.

Bireyleri, bireyler arası ilişkileri ve toplumsal yapıyı etkilemesi bakımından önemli olan boşanma olgusu birtakım nedenlere dayanmaktadır.

BOŞANMANIN NEDENLERİ


Kültürel değişimlerin bireylerin eğitim ve gereksinimlerine yansıması aile yaşantılarının da farklılaşmasına neden olmaktadır.

Gelişmiş toplumlarda değer sistemlerinin değişmesiyle birlikte, evlilik kurumunun devamı konusunda baskının azalması, boşanan eşlere toplumdaki bireylerin daha hoşgörülü davranmaları, bireysel yaşam felsefesi ve yeni özgürlük anlayışları boşanmayı kolaylaştırmakta ve arttırmaktadır.

Kuşkusuz her ülkede ve her ailede çok farklı nedenler boşanmada etken olsa da genel anlamda bazı noktalar üzerinde durmak gerekmektedir.

1. Eşlerin evlilik öncesi birbirlerini yeteri kadar tanımamış olmaları boşanma ile sonuçlanma olasılığı yüksek evliliklere neden olmaktadır. Bireyin evlenmeden önce eşini kendi seçme fırsatına sahip olmaması ya da duygusal açıdan yaklaşarak tüm yönleriyle tanımaması evlilikte düş kırıklığına neden olmaktadır.

2. Farklı sosyo-ekonomik ve kültürel çevreden gelmek, eşler arası uyumu güçleştirmektedir. Farklı aile kültürlerine, değe sistemine sahip olmak olay ve durumları farklı şekilde algılama ve yorumlayama neden olmaktadır.
3. Eşlerin birbirlerinin yaşam alanlarına girmeleri yaşam alanlarını daraltmakta, özgürlüklerini kısıtlamakta, böylece birçok iletişim sorunu yaratmaktadır.
4. Evlilikte eşlerin iletişim becerilerine sahip olmaması ilişkinin zarar görmesine neden olmakta, anlaşılmadığını düşünen eş, böylece ilişkiye daha çok zarar vermektedir.
5. Eşlerin ailelerinin, ailenin yaşam dinamiklerine karışması birçok sorunun doğmasına ve kolaylıkla büyümesine neden olmaktadır.
6. Sosyo-ekonomik sorunlar, aile üyelerinin farklı beklenti içine girmelerine, yaşanan problemlerin farklı boyutlara çekilmesine ve evlilikten beklenen gereksinmelerin karşılanmasına engel olmaktadır.
7. Kadının eğitim düzeyinin ve sosyal statüsünün yükselmesi ekonomik bağımsızlığını kazanmasını sağlamaktadır. Eğitim düzeyinin yükselmesi, çalışma hayatına atılması kadına güç vermekte, beklenti düzeyinin artmasına ve haklarını arama yetisi kazanmasına yol açmaktadır.
8. Kıskançlık eşler arası güven ve hoşgörüyü zedelemekte, uyumlu ve mutlu olmayı engellemektedir.
9. Evlilikte şiddete maruz kalma, zina, akıl hastalığı, suç, onur kırıcı davranışlar ve terk Türk Medeni Kanununa göre boşanma sebepleri olarak sıralanmaktadır. (Özgüven, 2000)

BOŞANMA SÜRECİ VE AŞAMALARI


Karmaşık bir sosyal olgu olan boşanma, bireyleri duygusal ve sosyal yönden etkileyen bir süreçtir.


Boşanmanın karmaşık bir hal alması bu sürecin çok farklı aşamalardan oluşmasından kaynaklanmasıdır. Bireye ve bireyin içinde bulunduğu şartlara göre farklı sıralarda ve farklı yoğunlukta yaşanan bu aşamalar, eşler için kötü kişisel deneyimler olmaktadırlar.


Bohannon (1970) boşanma sürecinde ardı ardına gerçekleşen altı aşamadan bahsetmektedir.


1. ‘’Duygusal Boşanma’’, boşanma öncesinde evliliğin kötüye gitmesini içeren, eşlerin birbirlerine yabancılaşmaları aşaması, 2. ‘’Yasal Boşanma’’, bir nedene bağlı olan aşama, 3. ‘’Ekonomik Boşanması’’, ayrılma sonu para, mal, mülkü içeren aşama, 4. ‘’Ebeveyn Boşanması’’ velayeti, tek ebeveynli bir yaşamı ve ziyaretleri içeren aşama, 5. ‘’Sosyal Boşanma’’ , arkadaşların ve çevrenin değişmesini içeren ve boşanan her bireyin yaşadığı aşama ve 6. ‘’Psikolojik Boşanma’’, bireylerin kişisel özerklik kazanmalarını içeren aşamadır.


Psikologlar kötüye giden bir evliliğin ilk göstergesinin ‘’Duygusal Boşanma’’ olduğunu iddia etmektedirler. Bu, eşlerin duygularının yoğunluğundan ya da çelişkilerinden hoşlanmamalarının sonucu duygularını geri çekmeleri sonucu oluşmaktadır. Eşler burada sosyal olarak birlikte hareket etmeye devam edebilirler ama birbirlerine olan güvenleri ve çekicilikleri yok olmaktadır. Duygusal boşanma, bireyin teslim olma ve nefret etme ile hükmetme ve nefret etme arasında hoş olmayan bir seçim yapmasıdır. Bu aşamada eşler birbirlerine düşmanca duygular besleyip kendilerini kısıtlanmış hissetmekte, yaşadıkları hayal kırıklığından ötürü birbirlerine katlanamamaktadırlar.


Yasal boşanma bir çok toplumda bir neden doğrultusunda sorumlu mahkeme, avukatlar ve yargıç tarafından ele alınmaktadır.


Ekonomik boşanma, eşlerin sahip oldukları malları ikiye ayırarak ekonomik bir düzenleme yapmalarıyla ekonomik birlikteliklerini ayırmaları anlamına gelmektedir.


Aile dağıldığı zaman çocukların nerde kalacağına karar vermek gerekir. Çocukların bakımını üstlenmek, ebeveynlerin sorumluluklarını devam ettirmeleri açısından zor bir düzenlemeyi gerektirmektedir.


Sosyal çevreleri değişen boşanan bireyler birçok sorunla karşılaşmakta, çevrelerindeki arkadaşları bu konuda farklı görüşler bildirmektedirler. Birçok durumda sosyal tutumdaki değişiklik boşanan bireyin toplumdan dışlanmasına ve kınanmasına neden olmaktadır.


Piskolojik boşanma ise hemen her zaman en son ve en zor aşamadır. Boşanan her birey yasal boşanmadan önce ya da sonra sosyal bir birey olarak kendisine dönmekte, kendini ayrı bir birey olarak görme alışkanlığını geliştirmektedir.


Froiland ve Hozmon (1977) ile Levy ve Joffe (1977) geliştirdikleri modellerde kesin çizgilerle olmasa da boşanmayı ‘’boşanma öncesi yaşanan aşamalar’’ ve ‘’boşanma sonrası yaşanan aşamalar’’ diye farklı aşamalarda ele almaktadır. (Akt: Özgüven, 2000)

Boşanma Öncesi Yaşanan Aşamalar
1. Düş kırıklığı aşaması
2. Aşınma
3. Kopukluk
Boşanma Sonrası Aşamalar
1. Yas
2. ‘’İkinci Ergenlik’’ dönemi olarak ayrılmaktadır.

Duygusal boşanmanın ilk belirtisi olan ‘’düş kırıklığı aşaması’’ kişinin duygusal körlükten kurtulup eşini gerçek kimliğiyle fark ettiği ve idealindeki kişi olmadığını anlayıp düş kırıklığı yaşadığı aşama olarak nitelenmektedir. Eğer eşler bu aşamada farklılıkları kabul eder, düş kırıklıklarını gizlemezlerse evliliklerini sürdürebilmektedirler.

Aşınma aşaması, paylaşılanların azaldığı, sevgi ifadesi olan davranışlardan ve cinsel ilişkiden kaçınıldığı, olumsuz algıların çoğaldığı aşama olarak tanımlanmaktadır.


Kopukluk aşamasında, eşler aynı çatı altında olsalar da geçimsizliklerin arttığı, ilişkinin değerini yitirdiği, bunun karşısında eşlerin başka bir yaşam hayal ettikleri görülmektedir.

Ayrılık sonrası yas aşamasında bireyler gerçekleri reddetmekte, kaybedilenleri geri almak için pazarlık yapmaktadırlar.

Yastan sonra gelen dönemin ikinci ergenlik diye adlandırılmasının nedeni bireyin yeni kişilik arayışına girmiş olmasıdır. Boşanılan eşle birlikte kişinin eski yaşam biçimi, kimliği ve sosyal statüsü de kaybolmaktadır. (Özgüven, 2000).

Bireylerin bu aşamalardan zarar görmeden geçmeleri ilişkilerinin kaç yıllık geçmişi olduğuna, çocukların varlığına, olayları ve boşanmayı nasıl algılayıp yorumladıklarına bağlı olmaktadır.

Bu aşamanın sağlıklı bir şekilde geçilmesi için uzmanlardan yardım almasında büyük fayda vardır. Bireylerin bu yeni süreci kabullenip uyum sağlamaya çalışmaları ve yeni kimlik edinmeleri kaygı ve stres yaratan bu süreci daha az zararla atlatmalarına yardım etmektedir.


BOŞANMADAN SONRAKİ UYUM SÜRECİYLE İLGİLİ FAKTÖRLER


Boşanmadan sonraki uyum süreci üzerine yaptıkları literatür taraması sonucunda Berman ve Türk (1981) , boşanma sonucunda karşılaşılan problemleri ve stresi üç ayrı kategoriye ayırmışlardır. Pragmatik kaygılar, kişiler arası ve sosyal problemler ve aile ile ilgili stres

Pragmatik konular açısından hem kadınların hem de erkeklerin ev geçimi, ev işlerinin organizasyonu ve para gibi konularda problemlerle karşılaştıkları bulunmuştur. Boşanmış insanlar kendilerini tükenmiş hissetmekte, hiçbir şey için yeterli zaman bulamama ve ne yapacağını nasıl yapacağını bilememem gibi genel duyguları yaşarlar.

Kişiler arası ve sosyal konular bakımından, Raschke (1979) sosyal desteğin boşanmaya alışma sürecini kolaylaştıracağını iddia etmiştir.


Boşanma sonrası stresi arttıran bir başka problem alanı da ailevi ilişkilerdir. Eşler arasındaki gerginlik ve başarısız iletişim, boşanma öncesi, sırası ve sonrasında etkili bir uyum sürecini engellemektedir.


Boşanmayı takiben, kadınlar da erkekler de aynı çeşit duygusal ve kişisel problemler yaşamaktadırlar. Boşanmayı takip eden yıllarda hem kadınlar hem de erkekler düşük benlik saygısına sahip olma, sosyal ve cinsel rollerde şaşkınlık,ve asabiyet, endişe, çelişki ve depresyon belirtileri göstermektedirler. Erkekler düzen ve tutarlı kişilik eksikliği, yalnızlık ve suçluluk duygusu göstermekte, kadınlar ise kendilerini çirkin, aciz ve kişisel ve sosyal olarak beceriksiz hissetmektedirler.


Boşanmadan sonraki uyum sürecinde ekonomik özgürlüğün önemli bir faktör olduğu görülmektedir. Ayrıca, ekonomik yetersizliklerin kadınları çoğunlukla uygun olmayan ikinci evliliklere itmekte olduğu, buna karşılık ekonomik yeterliliğin kadın için cesaretlendirici faktör olduğu bilinmektedir.

Boşanmadan sonraki uyum sürecinde rol oynayan değişkenlerden biri olan cinsiyetin boşanmadan sonraki uyum sürecine etkilerini araştıran bazı araştırmacılar bu konuda kadınların daha elverişsiz durumda olduklarını saptamışlardır.

BOŞANMADA ÇOCUKLARIN DURUMU


Anne-babanın çocuğun gelişimi ve eğitimi üzerindeki etkisi çocuğun doğumundan önce başlamakta ve bireyin ölümüne kadar farklı niteliklerde kendini göstermektedir.


Çocuğun zihinsel, duygusal, sosyal ve bedensel gelişiminin sağlıklı olması aile üyeleriyle kurduğu sağlıklı ilişki ve aile üyelerinin kendi aralarındaki sağlıklı ilişkiyle mümkün olmaktadır. Sağlıklı, mutlu bir aile ortamı çocuk ve ergenin sağlıklı ve mutlu bir birey olarak yetişmesinde en önemli koşuldur.


Boşanma fizyolojik ve ruhsal olduğu kadar ekonomik ve sosyal açıdan da bireyin gelişimini etkilemektedir. Aile ortamında sevgi ve hoşgörüyle büyüyen çocuk kendine güvenmeyi öğrenmekte, anne-babayı model alarak toplumda onay gören davranışları edinebilmekte ve bu yolla gelişebilmek için etkin deneyimler kazanmaktadır. Boşanmış ailelerde ise böyle bir ortam bulunmamaktadır.


Aile yapısını ve aile üyelerini etkileyen en önemli değişimlerin başında boşanma gelmektedir. Kuşkusuz kimi zaman boşanma, sağlıksız aile ilişkilerinin çocuk üzerinde yarattığı kötü etkiden çok daha iyi etkiler yaratsa da çocuklar için oldukça önemli izler bırakmaktadır. Yapılan çalışmalar bizi, özellikle okul öncesi dönemde ve ergenlik döneminde bu olumsuz etkinin çok daha yoğun yaşandığı sonucuna götürmektedir.


Boşanma çocukların hepsini aynı şekilde etkilememektedir. Burada ailenin yapısı ve büyüklüğü kadar anne-baba-çocuk ilişkisinin niteliği de önem taşımaktadır. Boşanmamış ailelerde sağlıksız ilişkiler yaşayan ve kişilik ve davranış problemleri görülen çocukların sayısı küçümsenmeyecek kadar fazladır. Bu nedenle ebeveynin boşanması kadar, ebeveynle çocukların ilişkilerinin niteliği önem taşımaktadır.


Boşanmanın çocuk üzerindeki etkileri beş aşamadan geçmektedir.

1. Çocukların boşanmayı inkar etmeleri
2. Boşanma durumunu yaratan nedenlere kızmaları
3. Anne – babayı bir araya getirme, birleştirme çabaları
4. Depresyon ve çöküntü
5. Boşanmayı kabullenme (Özgüven, 2001, s.314)

Bu aşamaları yaşayan çocuklar boşanmadan farklı dönemlerde farklı şekillerde etkilenmektedirler. Anne ya da babadan birinin kaybı ya da ayrılıkları demek olan dağılmış aile ortamı bebeklik döneminde gerçekleşirse anne – çocuk arasındaki ilişkiyi azalttığından, bebeğin duygusal gıdasını yeterince alamaması onun büyüme ve gelişimini geciktirip engelleyebilir. Bunun yanında dağılmış aile şartları çocuğun oturmak, ayakta durmak gibi hareki (motor) gelişimiyle dil gelişimini geciktirebilir ve bazı konuşma bozuklukları görülebilir. Ayrıca zihinsel gelişim gecikir. Dikkatin bir konuya toplanması konusunda uğranılan güçlük çocuğun öğrenmesini ve akıl yürütmesini etkiler. (Yavuzer, 1986).


Boşanmanın çocuk ve genci etkilemesi açısından birçok sonucu vardır.

1. Çocuk ile anne-baba arasındaki ilişkiyi zedeleme
2. Düşük benlik saygısına neden olma
3. Boşanmış ailelerden gelenlerde evlilik yaşantılarında boşanmaya eğilim
4. Suça eğilim
5. Düşük okul başarısı
6. Yoğun korku ve kaygı yaşama
7. Evlenmeden beraber yaşamaya eğilim
8. Çocuk sahibi olmada isteksizlik

Araştırmalar boşanmanın sadece çocuk ile anne-baba arasındaki ilişkiye zarar vermekle kalmayıp aynı zamanda çocukta düşük benlik saygısına yol açtığını ve sorunları çözmede olumsuz etkilere sahip olduğunu ortaya koymuştur. Boşanmış ebeveyne sahip çocuklarda bekareti erken kaybetme, evlenmeden beraber yaşama, boşanmaya daha fazla eğilim ve çocuk sahibi olmada isteksizlik gözlenmiştir.


Suçlu çocukların aile yapıların bakıldığında boşanmış ailelerden gelen çocukların sayısının fazla olduğu görülmektedir. Yavuzer’in suçlu gençler üzerinde yaptığı araştırmada, suçlu gençlerin %22’sinin dağılmış ailelerden geldiği belirlenmiştir. Ayrıca deneklerin %47,6’sının anne-babalarından çeşitli sürelerde ayrı kaldıkları görülmüştür (Yavuzer, 1987, s.145).


Son yıllarda Amerika’da 640 çocuk üzerinde yapılan geniş çaplı bir araştırmada evde öz babalarıyla yaşamayan çocukların sağlıklı bir aileye sahip çocuklara göre mahkümiyetle sonuçlanacak bir suçu işleme olasılığının üç kat daha fazla olduğu ortaya konmuştur.


Çocuk ve gençlerin hayat kalitelerinde, sağlıklı ve verimli bir hayat sürmelerinde boşanmanın çok önemli bir etkisi vardır. Özellikle okul yıllarında düşük okul başarısı, korku ve kaygı duygusunun yoğun yaşanması çocuk ve gencin davranışlarını olduğu kadar hayattan aldığı zevki de etkilemektedir.

Boşanmış ebeveyne sahip çocukların sağlıklı ailelerden gelen çocuklara oranla daha fazla zihinsel sağlık problemleri yaşadıkları ileri sürülmektedir.
Çocukların anne- babalarıyla olan ilişkileri de boşanmadan sonra farklılaşmaktadır. Çocuklar anne- babalarından duygusal olarak uzaklaşmakta, kimi zaman onlara kin ve nefret duyguları beslemektedirler. Ayrı oldukları ebeveyni özledikleri gibi ondan uzaklaşabilmektedirler de. Çocuklar ve ebeveynler arasındaki bu duygusal uzaklaşma yetişkinlik yıllarına kadar devam edebilmekte ve kalıcı olabilmektedir. Çünkü boşanmış ebeveynler birlikte yaşayan ebeveynlere oranla çocuğa daha uzak olabilmektedir. Çocuklar beraber yaşadıkları ebeveynle çok sık birlikte olmamakla beraber ayrı evde olan diğer ebeveynle daha da az zaman geçirmektedirler.

Çocukların velayetini almış olsalar da olmasalar da boşanmış annelerin daha az şefkatli oldukları ve çocuklarıyla iletişimlerinin daha bozuk olduğu, özellikle boşanmayı takip eden ilk iki yılda daha tutarsız oldukları, boşanmış annelerin erkek çocuklarıyla daha fazla problem yaşadıkları görülmüştür.


ÖNERİLER


Boşanmanın bu olumsuz etkileri karşısında çocuk ve gençlerin bu yeni sürece daha kıolay uyum sağlamasında anne-babanın çok önemli fonksiyonları vardır. Çocukların daha az zarar görmeleri ve gelişimlerini etkilemeden uyum sağlamaları için bir takım önlemleri de almak gerekmektedir. Alınabilecek önlemler şunlar olabilir.


1. Boşanma sürecini yaşamamak için kuşkusuz özellikle eş seçiminde çok dikkat etmek, flört, sözlülük, nişanlılık aşamalarında karşı cinsi iyi tanımaya çalışmak, gelen her mesajı iyi değerlendirmek, beklenti ve sorumlulukları açık ve net bir şekilde belirtmek gerekmektedir.

2. Evlenecek çiftlerin evlilik konusunda bilgilenmeleri, evlilik okulu gibi programlara çiftlerin birlikte katılmaları daha sağlıklı kararlar vermeyi sağlayacaktır.
3. Bireylerin kendilerini ve eşlerini çok iyi tanımaları, birbirlerini oldukları gibi kabul etmeleri, değiştirmeye çalışmamaları birtakım sorunların kolaylıkla üstesinden gelmeyi sağlayacaktır. Evlilik hayatında en ufak olumsuzluk ve tartışmalarda boşanmanın sözü edilmemeli, bu bir tehdit aracı olarak kullanılmamalıdır.
4. Evlilik sürecinde sorunlarla başa çıkmada zorlanıldığı anda profesyonel yardım almaktan kaçınmamak uyum sağlamayı kolaylaştıracaktır. Boşanma öncesinde, sırası ya da sonrasında alınacak psikolojik yardım, bireylerin kendilerini ve eşlerini daha objektif sorgulamalarına, yeni yaşam biçimlerine uyum sağlamalarına daha sağlıklı bir ruhsal yapıya sahip olmalarına yardımcı olacaktır.
5. Çocuk sahibi olma konusunda evliliğin genel durumu en ince ayrıntısına kadar gözden geçirilip, geleceğe yönelik tahminler yapmak gerekmektedir. Çocuğu, yuvayı ayakta tutacak, bozuk olan ilişkinin düzelmesini sağlayacak etken olarak görmemek gerekmektedir.
6. Boşanma, gerek çocuklar gerekse eşler üzerindeki olumsuz etkilerine rağmen, yaşamın sonu ya da daha kötü bir yaşamın başlangıcı olarak düşünülmemesi gerekmektedir. Eğer eşler evliliği sürdürecek hoşgörü, saygı ve sevgiye sahip değillerse kendi öz saygılarını yitiriyorlarsa o zaman evliliğin sürdürülmesi konusunda ısrar etmek yarar yerine zarar getirebilmektedir. İlişkiyi korumaya ve sürdürmeye yönelik çabalar yetersiz kaldığında her iki tarafta stres yaşamakta ve bir kaygı sürecine girmektedir.
7. Tüm aile bireyleri tarafından, boşanmanın, yürümeyen/yürütülemeyen bir evlilik için nihai karar olduğu kabul edilmeli ve böyle değerlendirilmelidir.
8. Çocuğa, boşanmaya karar verdiklerini eşler birlikte, açık ve kesin bir dille ifade etmeli, boşanmanın yaşantılarına neler getireceğini anlatarak onu bilgilendirmelidirler.
9. Boşanmanın nedenlerinden birinin çocuk ya da gencin kendisi olmadığı çok iyi anlatılarak, eşlerin çocuğa olan sevgilerinin hiçbir zaman değişmeyeceğini söylemek gerekmektedir.
10. Boşanmadan sonra ilişkilerini uygarca sürdürerek, çocuk için gerektiği zaman bir araya gelerek onun psikolojik doyum sağlamasına yardımcı olunmalıdır.
11. Çocuğu şımartmak, ona acıma duygusuyla yaklaşmak, onu taraf tutmaya zorlamak, diğer eşe göndermemekle tehdit etmek onun kişiliğini ve ruhsal yapısını zedeleyebilmektedir.

KAYNAKÇA

Gürsoy, F. (n.d). Boşanma Dram Değildir. http://www.egitim.com./aile/0652/0652. bosanm.asp.bd.06
Özgüven İ. E. (2000) Evlilik ve Aile Terapisi. Ank. PDREM Yay.
Yavuzer, H. (1986). Ana-baba ve Çocuk. İst.:Remzi Kitabevi.
-(1987). Çocuk ve Suç. (3.basım) İst.:Remzi Kitabevi
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Boşanma Psikolojisi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Dnş.Serkan YILDIRIM'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Dnş.Serkan YILDIRIM'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Serkan YILDIRIM Fotoğraf
Psk.Dnş.Serkan YILDIRIM
Eskişehir
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi31 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Dnş.Serkan YILDIRIM'ın Yazıları
► Boşanma ve Boşanma Kararı Psk.Gökül KARLUK ER
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,159 uzman makalesi arasında 'Boşanma Psikolojisi' başlığıyla benzeşen toplam 14 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Çift (Evlilik) Terapisi Kasım 2015
► Anksiyete Bozuklukları Şubat 2014
► Ailenin İşlevleri Ekim 2012
► Anne Baba Olmak Ekim 2012
► Aile Danışmanlığı Mayıs 2012
► Sosyal Fobi Ocak 2012
◊ Aile Terapisi Temmuz 2015
◊ Migrene Emdr Çözümü Nisan 2013
◊ Hayat'ım Temmuz 2012
◊ Ey Mutluluk Neredesin? Şubat 2012
◊ Eşlerle İlişkiler Aralık 2011
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


23:03
Top