Arama : | Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Algı Kapılarını Açarak Zihin Hapishanesinden Çıkmak (Peki Gerçekten Umurlarında mı?)
MAKALE #18383 © Yazan Psk.Dnş.Aysel KESKİN | Yayın Mayıs 2017 | 407 Okuyucu
Televizyon, reklamlar, moda dergileri, sosyal medya, video klipler… Gün içinde o kadar çok görüntüye maruz kalıyoruz ki. Çocukluğumuzdan itibaren süregelen bu görüntü ve ses bombardımanı; nasıl giyineceğimizi, nasıl konuşacağımızı, neleri sevip nelerden nefret etmemiz gerektiğini, neleri yaparsak “havalı” olacağımızı, neyi yapmazsak “ezik” olacağımızı, neleri satın aldığımızda ve yediğimizde mutlu olacağımızı söyleyip duruyor. Tüm bu mesajlar dünyayı algılama şeklimiz üzerinde çok etkili. Dünyayı algılama şeklimiz ise, hayatımızı nasıl sürdüreceğimizi belirliyor.

Zihin Programlama adlı kitabın yazarı Eldon Taylor kitabında, insanları ürünlerini satın almaya ikna etmek için reklamcıların psikologlara ve diğer uzmanlara danıştıklarını ve yalnızca 2007 yılında piyasa araştırmasına 149 milyar dolar harcadıklarını söylüyor. Taylor reklamcıların neyin bizi harekete geçirdiğini, seçimlerimizi ve davranışlarımızı nasıl manipüle edeceklerini öğrendiklerini söylüyor. Reklamlar yıllardan beri bir şeyler satın almamızı sağlamak için korku, suçluluk ve utanç duygularını kasıtlı olarak kullanıyorlar. Hedefleri bizi “yanlış” hissettirerek daha mükemmel olmamız için bir şeyler satın almamızı sağlamak. Önce korku dolu, suçlu ve utanç içinde hissettirip, sonra da allı pullu paketler içinde sundukları bu ürün ve hizmetleri satın almamızı sağlıyorlar. Yani bizi manipüle ediyorlar. Peki “onlar” aldığımız kararlar üzerinde bu kadar etkiliyse, bizim hiç mi özgür irademiz yok?

Dışarıda ne olursa olsun, zihnimizin içinde düşünen tek kişi biziz.

Etrafımızda olup bitenler, başımıza gelenler ne olursa olsun, zihnimizin içinde düşünen yalnızca biziz. Yaşantıları zihnimizin süzgecinden ve algı kapılarımızdan geçirme şeklimiz bize bağlı. Ancak algı kapılarımızın nelere sonuna kadar açık olduğunun, nelerin bu kapılardan kaçak girdiğinin farkında olmamız gerekiyor. Acaba içeri giren bu verilerin kaçı davetli? Kaç tanesi Truva atıyla giriyor? Neler rızamızla, neler farkında olmadan buyur ediliyor? Zihnimizin duvarlarını biz mi örüyoruz yoksa “onlar” mı?

“Bizim büyük depresyonumuz hayatlarımızın ta kendisidir.”

Daha önce üzerinde defalarca yazılıp çizilen Dövüş Kulübü (Fight Club) filminin anti-kahramanı Tyler Durden, “Biz farklı bir kuşağız, bizim büyük depresyonumuz yok, büyük bir savaşımız da yok. Bizim büyük savaşımız manevi bir savaştır, bizim büyük depresyonumuz da hayatlarımızın ta kendisidir” diyor. Filmin başında Tyler Durden kısaca tanıtılıyor; Tyler’ın bir sinemada yarı zamanlı makinistlik yaparken aile filmlerinin içine “uygunsuz kareler” yerleştirdiğinden, garson olarak çalıştığı otelde yemeklerin içine “ilave ettiği şeyler”den bahsediliyor. Yine filmde anti-kahramanımız Tyler, “Ancak her şeyden vazgeçtikten sonra özgür oluruz” “Önce teslim olmalısın” “Her şeyi kontrol etmeye çalışmaktan vazgeç” gibi mesajlar da veriyor. Bu bir sinema filmi olduğu için çok fazla abartı var, ancak dikkat çektiği hususlar bence önemli. Filmde gayet net bir şekilde, yaşamak için yemek zorunda olduğumuz yiyeceklere yapılanlara ve görsel olarak maruz bırakıldığımız şeylere dikkat çekilmiş. Ve bize mutluluk vaat eden tüm bu ürünleri almamıza rağmen neden tatmin olamadığımıza, hatta aklımızın kontrolünün pamuk ipliğine bağlı olduğuna da.

Anlamlı ve amaçlı bir yaşam, zihin hapishanesinden çıkmaya yardımcı olur.

İkinci Dünya Savaşı sırasında bir toplama kampında kalan, ailesini ve tüm sevdiklerini bu insanlık dışı kamplarda kaybeden Psikiyatır Viktor Frankl “İnsanın Anlam Arayışı” diye bir kitap yazdı. Kitabı tüm dünyada 15 milyondan fazla sattı. 1980’lerde Frankl’a kitabının başarısı sorulduğunda “Kendim açısından bunu bir başarı olarak değil, daha çok çağımızın içinde bulunduğu acınası durumun bir dışavurumu olarak görüyorum. Eğer yüz binlerce insan, yaşamın anlamına ilişkin çok az şey vaat eden bir kitaba yöneliyorsa, bu, insanların iliklerinde hissettikleri kavurucu bir sorun demektir” diyor. İnsan eliyle ve bilinçli bir şekilde yapılan kötülüklerden en sistematik olanlardan birine, hem de yıllarca maruz kalan Frankl, kitabının bu kadar ilgi görmesini bir başarı olarak görmüyor, modern zaman insanlarının, yaşamlarını anlamlandırmak için çok az şey sunan bir kitaba yönelmelerini ciddi bir sorun olarak görüyor.

O halde öyle büyük savaşlara ve zulümlere bizzat maruz kalmamamıza rağmen bu tatminsizliğimiz, duyarsızlığımız ve tahammülsüzlüğümüz neden? Bize sunulan paketlerin içindeki hayatlara verdiğimiz anlamlar olabilir mi? Peki hayatlarımızı anlamlı değerler üzerinden yaşıyor muyuz? Acaba yaşamımız boyunca maruz kaldığımız mesajlardan hiç haberimiz olmasa, şu anda ne yapmayı istiyor olurduk? Yaşamımızı ne anlamlı kılardı? Dünya bizim varlığımızla daha da güzelleşiyor mu? Yoksa tersi mi oluyor?

Aklımıza sahip çıkmak ve anlam yaratmak zamanı.

Yukarıdaki gerçekler karamsarlığa ve korkuya kapılıp hiçbir şey yapmamaya, bunlar yokmuş gibi davranmaya ya da bizden farklı düşüneni suçlamaya sebep değil. Çuvaldızı da, iğneyi de kendimize batırmak lazım önce. Bir şeyleri değiştirebilmek, en azından kendimizi ve sevdiklerimizi koruyabilmek için olan bitenin farkında olmamız lazım. Zihnimizi ve bedenimizi mümkün olduğunca bu zararlı, olumsuz mesajlardan korumamız gerekiyor. Çünkü dünyada yalnızca biz yaşamıyoruz. Kelebek etkisinin dünyanın başka bir yerinde fırtına koparabildiği bir sistemde yaşıyoruz. Bu mesajlar sadece kendimize odaklanıp “yanlış” hissetmeye ve etrafta olan biteni anlamamaya neden oluyor. Anlamayınca, anlayış da gösteremiyoruz. Bunun sonucunda sadece kendini düşünen, sürekli kendini haklı gören, tahammülsüz, zihni uyuşmuş, korku dolu, utanç içinde ve benliği bölünmüş bireyler haline geliyoruz. Bu durumu tersine çevirebilmek için aklımıza sahip çıkmalıyız. Çünkü biz aklımıza sahip çıkmazsak, birileri bir şekilde bunu yapıyor. Toplumca zihnimizin kontrolünü kaptırırsak, sağlıklı kararları kim verecek?

Michael Jackson ölmeden önce yaptığı bir konuşmasında yanındakilere “Birbirinize destek olun ve gezegeni koruyun, sadece 4 yılımız kaldı. Bundan sonrası geriye döndürülemez olacak” diyor. 2017 yılındayız ve O’nun haklı olduğunu gösteren birçok şey yaşıyoruz. Olan biten çoğu şey tüm dünyayı ilgilendiriyor. Jackson, They Don’t Care About Us (Bizi umursamıyorlar) şarkısında zaten bir şeylere dikkat çekmek istemiş. Şarkının çekilen ilk klibi de anlamlı bir şekilde hapishanede geçiyor. Aşağıda şarkının linkine tıklayarak klibi izleyebilirsiniz.

Ruh ve beden sağlığımız, benlik bütünlüğümüz her şeyden önemli. Değişmek ve değiştirebilmek için sağlıklı zihinlere ihtiyacımız var, bunun için aklımıza sahip çıkmamız gerekiyor. Sevgiyle ve sağlıkla kalın.

AYSEL KESKİN
PSİKOLOJİK DANIŞMAN & EFT MASTER


Görüntü kalitesi çok kötü ama Türkçe altyazılı olduğu için bu videoyu paylaşıyorum: Michael Jackson - They Don’t Care About Us:
https://www.youtube.com/watch?v=K0XqHWGwSAQ

İzlemeye üşenmezseniz şu kısa filmi izlemenizi de tavsiye ederim: Evidence
https://www.youtube.com/watch?v=vuI_nCADnW0
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Algı Kapılarını Açarak Zihin Hapishanesinden Çıkmak (Peki Gerçekten Umurlarında mı?)" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Dnş.Aysel KESKİN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Dnş.Aysel KESKİN'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Aysel KESKİN Fotoğraf
Psk.Dnş.Aysel KESKİN
İstanbul
Psikolojik Danışman
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi4 kez tavsiye edildiİş Adresi KayıtlıTavsiyeEdiyorum.com'u sıkça ziyaret ediyor.
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Dnş.Aysel KESKİN'in Yazıları
► İntihar: Peki Ama Neden? Uzm.Psk.Sezen ÖZÜTEK EREM
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 16,484 uzman makalesi arasında 'Algı Kapılarını Açarak Zihin Hapishanesinden Çıkmak (Peki Gerçekten Umurlarında mı?)' başlığıyla benzeşen toplam 25 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


10:57
Top