2007'den Bugüne 81,168 Tavsiye, 25,806 Uzman ve 18,067 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!



Obsesif Kompulsif (Takıntı-Zorlantı) Bozukluğu
MAKALE #19007 © Yazan Uzm.Psk.Necdet DÖNMEZ | Yayın Kasım 2017 | 1,298 Okuyucu
Bireyin takıntılı düşüncelerinin (obsesyon), zorlantılı davranışlarının (kompulsiyon) ya da her ikisinin birlikte olduğu ve bunların kişinin zamanının büyük bir bölümünü aldığı (örneğin günde 1 saatten çok zamanını alır), işiyle ilgili ya da gündelik hayatındaki diğer alanlarla ilgili işlevselliğinde bozulmaya neden olduğu bir ruhsal bozukluktur.

Obsesif kompulsif bozukluğa özgü belirtiler takıntılı düşünceler ve ortaya konan zorlantılı davranışlardır. Takıntılar yineleyici düşünceler şeklindedir ve istemeden zihne gelen düşüncelerdir (kirlilik ya da bulaşma hissine dair düşünceler, AİDS ya da kanser miyim düşüncesi, düzen ve simetriye dair düşünceler, dini değerlere dair düşünceler…) İstemeden gelen bu düşünceler çoğu kişide büyük bir gerginlik ve kaygıya neden olurlar. Takıntılı düşünceleri olan kişiler bunları görmezden gelerek bastırmaya çalışırlar ya da bir davranışla (kompulsiyon) takıntının yarattığı gerginlikten kurtulmaya çalışırlar.

Sık Karşılaşılan Takıntı Türleri

1. Temizlik Takıntısı
2. Dini Takıntılar
3. Zarar Görme- Zarar Verme Takıntısı
4. Simetri Takıntısı
5. Hasta Olma Takıntısı
6. Cinsel Takıntılar
7. Saç Yolma Takıntısı

Sık Karşılaşılan Zorlantılar (Kompulsiyonlar)

1. Yıkama Kompulsiyonları
2. Kontrol Kompulsiyonları
3. Dua etme Kompulsiyonları
4. Sayma Kompulsiyonları
5. Biriktirme Kompulsiyonları
6. Simetri ve Düzen Kompulsiyonları

Kompulsiyonların (zorlantılı davranışların) ortaya çıkmasındaki amaç, takıntıların ortaya çıkmasıyla harekete geçen sıkıntı ya da gerginlikten kişiyi uzaklaştırmak, kişiyi rahatlatmaktır. Ancak bu davranışlar rahatlatmaktan çok çırpındıkça içine çeken bir bataklık misali hem takıntıların hem de hem de zorlantılı davranışların artmasına neden olabilir. Bunlar arttıkça da gerginlik, kaygı, korku… gibi olumsuz duygular da yükselir. Bunlarla birlikte bu törensel davranışlar kişinin çok fazla vaktini alarak (saatlerce temizlik yapmak, elleri yıkamak gibi) işlevselliğini aşağı doğru çekebilir, hatta kişinin tek uğraşısı takıntılar ve zorlantılar haline gelebilir. Çok büyük çoğunlukla takıntılar ve zorlantılı davranışlar kişide birlikte ortaya çıkarlar.

Obsesif-Kompulsif Bozukluk yaşayan kişiler bu durumu tetikleyen durumlarla karşılaştıklarında iğrenme, değersizlik, çaresizlik… gibi duygular yaşayabilirler.

Nedenleri

Obsesif-Kompulsif bozukluğun nedenlerini düşündüğümüzde, kişinin yaşantısında bu problemi yaşayan birilerinin varlığı ve davranışsal olarak etraftakilerin modellenmesi düşünülebilir en başta. Bunun dışında düşünce bazında yoğun bir şekilde tehlike ve aktif sorumluluk şemalarına sahip olabilirler. Ancak burada bu ihtimallerden daha yüksek bir ihtimal olarak çocukluk çağı yaşantılarında ebeveynlerle çocuklar arasında yaşanılan duygusal süreçlerin daha etkili olduğunu düşünüyorum. Bu duygusal süreçleri de iki gelişimsel süreçte ele almak, bu süreçlerin nasıl ilerlediğini anlamak açısından faydalı olacaktır.

Psikolojik sorunların kökeni olarak ilk 5 yaşta etrafımızda bakım veren kişilerle olan ilişkilerimiz büyük önem taşımaktadır. Fiziksel bakımın yanı sıra psikolojik manada da özellikle annenin “yerinde ve yeterince annelik yapması” son derece önemlidir. Çocuğun duygusal coşkusuna eşlik etmek ve kötü hissettiğinde onu sakinleştirmek, duygusal anlamda benzer durumlarda benzer duygusal tepkiler vermek, örneğin çocuk oyuncaklarını dağıttığında bir gün iyi davranıp başka bir gün kızmak sağlıksız bir tepkidir, ve çocuğu ayrı bir birey olarak görebilmek sağlıklı bir psikolojik yapı için önem taşır.

Aynı zamanda özellikle 3-6 yaş arası çocuğun kendi cinsiyetinden ebeveyniyle özdeşim kurmasına olanak sağlayacak bir ebeveyn onun cinsel kimlik yapısının temel taşıdır.
Bu özelliklerden Obsesif-Kompulsif Bozukluk sebebi olarak ilk değineceğimiz sorun “ebeveynlerin çocuktan ayrışma sorunu”dur. Bu sorundan bahsetmeden önce bebeğin ayrışma serüveni nasıl başlıyor ve anne-bebek arasında neler oluyor belki kısaca ondan bahsetmek yararlı olacaktır. Bebeğin ilk ayrışma hareketi 4-8 ay arasında yaptığı kafasını geriye doğru atma hareketidir. Bu hareketle bebek anneye adeta “ben ayrı bir varlığım” mesajı vermektedir. Zaten insanoğlunda bağımsız olma ve kendini ayrı bir varlık olarak deneyimleme duyguları çekirdek olarak mevcut durumdadır (bu konuda Daniel Stern’in araştırmaları bizlere ışık tutmaktadır). Eğer anne bebeği bu konuda destekler, bebeğe “sen ayrı bir varlıksın, haydi dünyayı keşfet” gözüyle bakar ve ayrışmasını desteklerse bu çekirdek büyür ve bebek ilerleyen yaşlarında kendi ayakları üzerinde duran, kendine ait duyguları olan ve kendi seçimlerini yapabilen bir birey haline gelir.

İlk 4-8 ay arasında başlayan bu ayrışma hareketleri daha sonra bebeğin emeklemeye başlamasıyla başka bir boyuta taşınır ve bebek için bu bir dönüm noktasıdır; hareketsiz, pasif olan bebek artık aktiftir ve hareket edebilmektedir. Artık dünyayı keşfetme ve tabiri caizse dünyayla aşk yaşama zamanıdır. Tabi bu keşfin ve aşkın yaşanmasında anne kilit roldedir. Bu hareketlilikle birlikte annenin “ayrı olmak”la ilgili bir sorunu yoksa bebeği “ayrışma”sı konusunda destekler, keşif için cesaret verici gözlerle bakar.

Örneğin bebek yan odaya gittiğinde bir “endişe” yaşamaz. Aynı zamanda da bebek geri döndüğünde onun güvenli kalesi olarak yerinde durmaktadır anne. Yani ayrışmanın sağlıklı olabilmesi için hem bebek biraz uzaklaştığında buna izin vermek hem de yakıtı bittiğinde yakıt ikmali için anneye geldiğinde o yakıtı vermek önemlidir. Çünkü bebek beş adım uzaklaşabilir on adım uzaklaşabilir ilk zamanlarda, yakıtı o kadardır. Daha uzağa gidebilmenin alıştırmasını yapar. Anne destek verdikçe zamanla bu mesafe artar, yalnızlık kapasitesi gelişir. Ancak annenin ayrışmakla ilgili problemi varsa, anne bebek biraz uzaklaştığında panik hissediyorsa, anne bebeğin ayrışmasını bir terk edilme olarak deneyimliyorsa ve anne bebeği kendisinin devamı olarak görüyorsa bebeğin ayrışma-birey olma çekirdeği gelişemeyecek, bebek annenin kötü duygusunu yaşayacak ve bebek kendini ayrı bir birey olarak deneyimleyemeyecektir; bebek anneden “benden ayrı bir varlık değilsin.” Mesajını alacaktır.

Bunun yanı sıra ayrışma sorunlarıyla ilgili karşılaşılan başka alanlar da vardır. En çok görüldüğü alan da yemek yemeyle ilgili alandır. Anne çocuğa der ki “Gel yemek ye bugün doğru dürüst bir şey yemedin.” Çocuk ne der? “Tokum yemeyeceğim. “ der. Ancak anne o kadar emindir ki çocuğun aç olduğundan “Açsındır aç gel ye!” Çocuk “yemeyeceğim!” der. En son aşamada anne ne yapar? Çocuğun ağzını tutar kaşığı sokar ağzına zorla yedirir. Peki bu sırada çocuğun zihninde ne yaşanır? Çocuk düşünür; “Bu benim midemse ben tokum, yok annemin midesiyse ben açım. Bu mide kimin midesi? Annemin midesi mi benim midem mi?” Midenin kimin olduğu dolayısıyla bu vücudun kimin olduğu karışır çocuğun zihninde. Dahası kendisinin ayrı bir varlık olarak tek başına var olma şansı kalmamıştır; anne yoksa o da yoktur!

Bu şekilde ayrışma problemi olan ebeveyn-çocuk ilişkilerinin obsesif kompulsif bozukluk ile ilgili yansımasına gelecek olursak, örneğin evde TAKINTI problemi olan anne sürekli bu problemle ilgili duygularını çocuğuna atacaktır. Özellikle ilk 2 yaşta bebeklerin beyni çok hızlı bir gelişim içindedir ve anneden gelen duyguları dışarıdan çok çabuk bir şekilde alır, esnekliği çok fazladır. Anneden gelen OBSESYONLAR VE KOMPULSİYONLAR ile ilgili duygular bebeğe çok çabuk nüfuz eder ve zaten kendini ayrı bir birey olarak deneyimlemeyen bebeğin zihni bu duyguları kendinin gibi algılar ve tutar. Bununla birlikte annenin bütün travmaları bebek tarafından alınır, başka bir deyişle anne tarafından bebeğe atılır. Normalde sağlıklı bir psikolojik gelişimde dışarıdan gelen travmatik duyguları atma kapasitesi olan zihin, sağlıksız bir anne bebek ilişkisinde ayrışmadığı için bu travmatik duyguları atamaz ve kendi duygusuymuş gibi yaşar. Muhtemelen anneye de önceki nesillerden atılan takıntı” duygusuyla kişi yaşamı boyunca uğraşır durur. Kişinin yaşantısında takıntılı bir bakım veren vardır (anne). Annenin hayatında da kendi annesi takıntılıdır muhtemelen. Bu böyle nesilden nesile aktarılmış bir duygu olabilir. Bu durumun tespiti için aile geçmişinin incelenmesi ve belki de ayrıntılı bir soyağacı çıkartılması işe yarayabilir. Soyağacında kimler travmatik olaylar yaşamış, kimler terk edilmiş, kimlerin çocuğu ölmüş… gibi olaylar araştırılmalıdır. Bundan sonra da takıntı duygusu asıl sahibine iade edilerek ayrışma çalışması yararlı olabilir. Sonuçta yaşan duygu başka birinin duysudur ve o başka biridir biz başka biriyiz. Örnek olarak “Takıntı duygusu büyük büyükannemin duygusu benim duygum sakin olmak. Büyük büyükannem başka birisi ben başka birisiyim.” Cümlesini söylemek bile zihnimizi rahatlatır ve bilinçdışı zihinle bilinçli zihni ilk defa bir araya getirir.

İkinci ve daha çok görülen ebeveyn-çocuk ilişkisi kaynaklı obsesif kompulsif bozukluk nedeni ise rekabet kaynaklı, 3 ile 6 yaş arasında aynı cins ebeveynle yaşanan çatışmalı ilişki şekli ve karşı cins ebeveyne duyulan tabiri caizse “aşk” duygusunun 3-6 yaş sınırını aşıp yetişkinlikte de devam etmesidir. Freud’un “ödipal dönem” dediği bu dönemden biraz bahsetmek , söylediklerimin daha anlaşılır olması için, yerinde olacaktır diye düşünüyorum. Çocuk 3 yaşına geldiğinde anne-çocuk ilişkisinden babanın da içinde yer aldığı üçlü, rekabete dayalı bir sistemin içinde bulur kendini. Etrafta erkeklik, kadınlık gibi şeyler söylenmektedir. Erkeklerin bir kadını vardır kadınların da bir erkeği. Bir kadın veya erkeğe sahip olmak için cinsel kimliğin yanı sıra, güçlü olmak, rekabet ortamına girebilmek gerekir. Çocuğun en yakın olarak sahip olabileceği erkek-kadın kimdir? Erkek çocuk için anne, kız çocuk için baba. Örneğin erkek çocuk için düşünecek olursak; çocuk erkek olabilmek için bir pipiye sahiptir, ama bakar ki bu yetmez. Baba gibi biraz güçlü olması gerekmektedir, onun gibi giyinmesi gerekmektedir… ki anneye sahip olabilmesi buna bağlıdır. Biliyordur, emindir anne de onun kendisini kurtarmasını beklemektedir. Ama o zalim baba buna engel olmaktadır. Oysa ne güzel gündüz işe gitmektedir ve anneyle çocuk baş başa kalmaktadır. Tam her şey yoluna girecek derken o zalim adam kapıyı çalar ve yine anneyle arasına girer erkek çocuğun. Bir taraftan da zihninden bunları geçirdiği için bunları babanın bu aklından geçenleri bildiğini ve bundan dolayı gelip kendisini cezalandıracağını düşünür ve korkar. Bir taraftan baba yok olsun diye düşünür diğer yönden bunu babanın bilip kendisini yok etmesinden korkar. Zihni bu şekilde çalışır, düşündüklerinin etraftakiler tarafından görüldüğünü, bilindiğini zanneder.

Bu yaşadıkları doğal bir süreçtir ve aşağı yukarı 6 yaşa kadar sürer. Tüm bunlarla birlikte çocuğun karşı cinsle özdeşim kuracağı, kadınlık-erkeklik rolünü öğrenip “ben kızım-ben erkeğim” diyeceği dönemdir. Bu olanlar gelişimsel sürecin doğal akışıdır, olması gerekendir.

Peki ne zaman sorun olur ya da bu gelişim dönemiyle ilgili sorun yaşar çocuk?

Özellikle erkek ve kız cinsiyet rollerini edinebilmesi için erkek çocuk için baba, kız çocuk için anne ile özdeşim bu dönemde çok önemlidir. Aynı cinsiyetten ebeveyn çocuğa zaman ayırmalı, zaman zaman ev dışında birlikte aktiviteler gerçekleştirmeli, ev içinde oyunlar oynamalı, onun ebeveyn taklitlerini desteklemeli… kısaca ona olumlu bir özdeşim olanağı sunmalıdır. Bu özdeşim süreci cezalandırıcı, otoriter bir ebeveyn tarafından engellenirse çocuk ruhsal açıdan yaralayıcı bir süreçle karşı karşıya kalır. Bunun yanı sıra karşı cinsten ebeveynin çocuğuna bir ebeveynden daha sanki aşkı, sevgilisi gibi davranması da kişinin ilerleyen yaşlarda eş arayışında ebeveynine benzeyen eş arayışına sebep olabilir. Böyle bir eşi bulmak da bilinçdışında ebeveyni sevgili yapmak olarak algılanıp bir kirlilik duygusu yaşamasına sebep olabilir. Erkek için düşünecek olursak, hikaye anneye olan yakınlaşma isteği ve babanın cezalandırıcı tavrına çocuğun verdiği tepkiden ibarettir. Her kadın anne türevidir ve her erkek figürü cezalandırıcı baba türevidir. Karşı cinsle yakınlaştığında kirlenmeye dair bir his ve ceza da beraberinde gelecektir. Obsesif kompulsif bozuklukta bunun dış dünyaya yansıması mesela sürekli evin bir bölümünü temizlemek (banyo, tuvalet, yatak odası… gibi) olarak görülebilir. Yani ruhsal olarak hissedilen kirlenme hissi dış dünyada temizlik ihtiyacı ile kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Yalnız bilinçli beynimiz bu nedenselliğin farkında değildir. dünyaya ölüm korkusu olarak yansır.

Tedavi Süreci

Takıntı bozukluğunun psikoterapi ile tedavisi mümkündür ve danışan-terapist işbirliğinin olumlu yönde kurulmasıyla yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır. Yalnız bu tedavi süreci için şu kadar günde şu kadar seansta sonuç alınır gibi söylemlerde bulunmayı çok doğru bulmuyorum. Çünkü psikoterapi süreci danışanın kişilik özellikleri, danışanın gelişimsel hikayesi, danışan-terapist uyumu, terapistlik becerilerinin doğru kullanılması… gibi birçok değişkene göre şekillenmektedir. Ve alınacak sonuç da bu değişkenlerden doğrudan etkilenir. Psikoterapide yukarıda bahsettiğim gelişimsel dönemlerle ilgili konuşulması, bir semptom olarak ortaya çıkan obsesif kompulsif bozuklukla ilgili kaynak duyguların konuşulması önemlidir. Yani belirtilerden çok sorunun kaynağı tespit edilmelidir ve kanaatimce bu sorunun kaynağı ulaşmak çocukluk çağı muhataplarıyla olan ilişkilerimizde saklıdır. Sadece takıntı ve davranış belirtilerine odaklanıldığında bu tabiri caizse bataklıktaki sivrisinekleri öldürmeye benzer. Bataklığı kurutmadıkça sivrisinekler üremeye devam ederler. Takıntılar ve zorlantılı davranışlar sivrisineklerdir, takıntı bozukluğuna neden olan yaşantılar ve bu yaşantıların oluşturduğu kaynak duygular ise bataklığın ta kendisidir ve asıl mesele de bataklığı kurutmaktır. Obsesif kompulsif bozuklukla ilgili çalışan bir ruh sağlığı profesyonelinden yardım almak bu sıkıntılarınızı aşmakta sizlere yardımcı olabilir.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Obsesif Kompulsif (Takıntı-Zorlantı) Bozukluğu" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Necdet DÖNMEZ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Necdet DÖNMEZ'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Necdet DÖNMEZ'in Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,067 uzman makalesi arasında 'Obsesif Kompulsif (Takıntı-Zorlantı) Bozukluğu' başlığıyla benzeşen toplam 23 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Hasta Olma Korkusu ve Hastalık Takıntısı ÇOK OKUNUYOR Kasım 2017
► Dini Takıntılar Nisan 2019
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


17:21
Top