2007'den Bugüne 90,094 Tavsiye, 27,731 Uzman ve 19,718 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




İyi ve Kötünün Hikayesi (Mükemmeliyetçilik)
MAKALE #22752 © Yazan Uzm.Psk.Funda DOĞAN | Yayın Mayıs 2022 | 507 Okuyucu ÇOK OKUNUYOR
Esnek olmayan kurallar, keskin beklentiler, doğru ve yanlış arasındaki net ayrım bize ne yapar? Şema terapide eleştirel ses olarak tanımlanan bu katı beklentiler ve yargılar bizi ikiye ayırır. O keskin beklentileri yerine getirebilen veya getiremeyen bir kişi olarak bölünürüz. Duruma göre zayıf veya güçlü, ezik veya özel, başarılı veya başarısız, iyi veya kötü olarak parçalanırız. Eleştirel ses gölgesinde ve’ler yoktur, veya’lar vardır. Yani iyi ve kötü değilizdir, iyi veya kötüyüzdür. İnsanlar bölündükçe bölmeye de başlar. Toplum olarak bölünürüz, insanlık olarak bölünürüz.

Eleştirel yanımız katı beklentilerini karşılamadığımızda o kadar yargılar ki içimizde güçlü bir kötü ben oluşturur. İçimizdeki kötü ne kadar katışıksız bir kötüyse ona dayanabilmek de o kadar zordur. Nihayetinde hiçbirimiz kötü olmak istemeyiz, bu kötünün içinden çıkabilmek, bazen onu kabul edebilmek veya hoşumuza gitmeyeni değiştirebilmek için güvenebileceğimiz taraflarımıza ihtiyaç duyarız. Katışıksız bir kötüde maalesef iyi taraflar yoktur. Bu yüzden güçlü bir eleştirel ses altında kendimizi kötü, ezik, zayıf veya başarısız hissederiz. İyi olan yanlarımız sanki yok gibidir. Bu yüzden böyle zamanlarda nahoş durumun içinden çıkabilmek için kendimize güvenmekte zorlanırız.
Kötüyü dayanılır kılan iyidir. İyi ve kötü yan yana olduğunda birbirlerinin şiddetini kırarlar. Aslında iyiyi de dayanılır kılan kötüdür. Çok kötü olmanın mümkün olması kadar çok iyi yani mükemmel olabilmenin de ihtimal dahilinde olması korkutucudur. Çok iyi olmanın mümkün olduğunu söyleyen eleştirel sesin beklentili kanalı ile, bu beklentiler yerine gelmediğinde çok kötü olduğumuzu haykıran cezalandırıcı kanalı gücünü bu keskin iyi kötü ayrımından alır. Beklentili ses bize yerine getirilmesi mümkün olmayan çok güçlü ol, hep doğru davran gibi mükemmel ‘iyi’ olmaya dair beklentiler sunarken, cezalandırıcı ses ise oraya her ulaşamadığımızda bize ‘kötü’ olduğumuzu söyler. Bu döngüden çıkabilmek için iyi ve kötüyü bütünleştirmeye ihtiyaç duyarız. İyi ve kötü arasındaki yarık ne kadar az derin olursa, iyi ve kötü o kadar dengelenmiş olur. Ve en önemlisi iyi ve kötü karışmış olur, artık bir arada bulunabilirler. Mükemmelliğin üzeri çizilince, mükemmel olamamanın sonunda kesilen cezalar da hafifler. Bütünleşme olunca; şimdi yapamadım ama daha önce yaptım demek çalışırsam yapabilirim, bu olaydaki beni onaylamadım ama bir daha aynı noktaya gelirsem tutumumu değiştirebilirim çünkü onayladığım tutumlara da sahibim, o beni kırdı ama genel olarak bana karşı tutumu iyi gibi cümleler kurmak da mümkün olur. Yani beni ve ötekini kabul edebilmek için içimizdeki iyi ve kötüyü bir araya getirebilmemiz, kötü hissettiğimiz anlarda zihnimizde iyiyi de tutabilmemiz lazım. Bütünleşmeleri gerçekleştiren tarafımız sağlıklı yetişkin yanımızdır.

Eğer iyi ve kötüyü bütünleştiren sağlıklı yetişkin tarafımız yeterince güçlü değilse, içimizdeki ve kendimizi ait hissettiğimiz gruptaki/kurumdaki hoşa gitmeyen parçalar ile karşılaştığımızda güçlü bir eleştirel ses tetiklenir ve ben’i veya bizi kötü, eksik, ezik veya başarısız tarafta konumlandırır. Bu kadar ‘kötü’ye katlanmak güçtür. Ait olmak ve bir yer edinme ihtiyacımız olduğu için bu ‘kötü’ ile yaşamanın bir yolunu bulmamız gerekir. Bu noktada eleştirel sese karşı geliştirdiğimiz baş etme yolları devreye girer.
Bu baş etme yollarından birisi ben’de veya biz’deki hoşa gitmeyen parçaları görmemektir. Kopuk korungan mod sayesinde hoşa gitmeyen parçaları yok sayarız. Böylece bu parçalar ile karşılaşınca konuşacak olan cezalandırıcı tarafın örselemelerinden korunmak mümkün olur. Mükemmel iyiye ait beklentiler ve çok kötüye ait sözler bu yol sayesinde duyulmaz ancak bu sesler ile direk bir karşılaşma ve onları çürütmede de bu yöntemde meydana gelmez. Yani bu yol maalesef eleştirel seslerin de varlığının devamlılığını sağlar.
Diğer yandan kopuk korungan sayesinde göz ardı edebilmemiz içten içe yara almadığımız anlamına gelmez. Kopuk korungan varsa darbe vardır, derin bir suçluluk, belki korku, belki endişe vardır. Bizi yargılayan ve korkutan yanımıza karşı kopuk korungan gelmiş yanı başımızda korkma hissetmeyeceksin o kadar diyerek duruyordur. Güçlü bir eleştirel sesle yaşarken darbelerden zamanla etimiz kalınlaşır ancak daha güçlü darbeleri hissedebilir olabiliriz ama bu etimize vurulmadığı anlamına gelmez. Kopuk korungan gerçeği değiştiremez sadece perdeler. Ve biz üzeri örtülen o gerçeklikte yapayalnız kalırız. Bu kadar yalnızlık herkes için çok zordur.
İnsan perdeleri aşıp, eleştirel taraftan kaçıp bir yolunu bulup ne olursa olsun acısını paylaşmak ister. Acı duyan herkes bir şekilde bu görülsün ister. Eğer kendi içimizdeki kötüyü konuşamıyorsak ötekinde olanı konuşmaya başlarız. Kendi içimize bakmaya dayanamadığımız parçaları ötekilerde görmeye başlarız. Seçici baktığımız için de ötekindeki kötüler hep gözümüze batar. Yani iyi tarafın varlığı ile yumuşatılmış bir kötü değildir bu kötü. Bu yüzden ötekiler düşmanlaşacak, tehlikeli olarak algılanacak, ahlaki olarak zayıf bulunacak veya vasat olarak tanımlanacak kadar kötü olabilir.
Yargılanmayan birisi bu kadar yargılayamaz, parçalanmamış birisi kimseyi böyle parçalayamaz. Eğer eleştirel yanımız içimizdeki iyiyi deneyimleyeme izin vermezse, biz de en tanıdık olan öfkeyi, nefreti veya yargıyı paylaşılabiliriz ancak birbirimizle. Eleştirel ses ile baş etmek için bazı durumlarda kullandığımız bu yöntem aşırı telafi yoludur. Bu yöntem kabaca kendi içimizdeki kötüyü ötekine yansıtmaktır. Bazı durumlarda eleştirel ses içimizdeki iyiyi o kadar tahrip eder ki ancak ötekinde kötüyü görebilir oluruz. Hatta güçlü bir eleştirel ses altında sadece bu baş etme modunu kullandığımız zamanlarda kendimize hak vermek, kendimizde bir şeyleri doğru bulmak mümkün olur. Bu yöntemin en büyük dezavantajı ise eleştirel sesi durdurup iyi hissetme haline ulaşabilmek için kötü ötekilere ihtiyaç duymamızdır. Birileri ancak çok kötü olursa biz iyi olabiliriz. Bu durum da çok haklı, çok haksızlığa uğramış veya özel hissedebiliriz ama ötekindeki eksikliğe odaklandığımız için insanlar arası ilişkilerde derin bir güvensizlik ve yalnızlık da hissederiz. Yine bu yolda da eleştirel sesler ile direk karşılaşma ve onları çürütme yoktur, sadece yönü değişmiştir. Bu yüzden bu yolda bize geçici rahatlama sağlar ama gerçek bir kurtuluş vaat edemez.
Hepimizin içinde eleştirel yanımız tarafından tayin edilmiş bir ‘kötü’ var. İçimizdeki ve ötekindeki ‘kötü’ye şefkatle yaklaşmanın ne kadar da iyileştirici bir deneyim olduğunu gösteren bir film oldu benim için Özgürlük Yazarları (2007). Tüm mesele görmek aslında, eleştirel tarafımız devreye girdiğinde çok kötü bir ben görülüyor. Filmde farklı yaklaşan birisi var, sağlıklı yetişkini temsil ediyor. O umudu taşıyor. ‘İyi’ ve ‘kötü’nün ötesinde bir noktadan bakıyor. O kadraja girdiğinde bölünmeler kayboluyor ve ‘kötü’ olan ben’den ayrışıyor ve anlaşılmak üzere paylaşılan bir deneyime dönebiliyor. Böylece acının evrenselliğinde buluşmak mümkün oluyor. Filmdeki bu kişi öğretmen.
Film, azınlıkların oturduğu yoksulluğun ve çete savaşlarının yoğun olduğu bir mahallede öğretmenlik yapan beyaz bir kadının gerçek öyküsünden oluşuyor. Kimsenin öğretmenlik yaptığı okuldaki çocuklardan bir beklentisi yok, çünkü onlar kötü ötekiler. Serseri, şiddet eğilimli, müptezel, çete üyesi gibi birçok etiket kolayca eklenebilir bu çocuklara. Bu toplumsal kutuplaşmanın neticesinde de kendilerini beyaz olmayan olarak görüyorlar. Aile içinde bir sürü zorluk yaşamış ve yaşamakta olan bu çocukların aile içinde gelişen eleştirel seslerine bir de toplumsal bir eleştirel ses eklenmiş ve öğrenciler için durum çok daha karmaşık hale gelmiş. Öğrenciler aynı zamanda kendi içlerinde de etnik kimliklerine göre bölünmüş durumda. Devam eden çete savaşları bölünmeyi iyice derinleştirmiş. Kısıtlı imkanlarda ve kimliklerinin yeterli saygıyı görmediği bir ortamda birbirleri ile ancak bu şekilde temas edebiliyorlar. Aşırı telafi kanalından gelişen bu ilişkilerde, kendini haklılıkları, ötekini de yanlışları üzerinden görebiliyorlar. Tüm vurgu farklılıklar üzerine olduğu için de birbirlerini düşman olarak algılıyorlar.
Maruz kaldıkları toplumsal ve ailedeki örselenmelerden oluşmuş eleştirel sesleri ile yaşamanın başka yolu o şartlarda yok. Herkes bir parça güçlü, bir parça haklı, bir parça sevilebilir hissetmek ister. Eğer çocukken bu bize yeterli düzeyde sağlanmazsa, bu şartlarda gelişen eleştirel sesimiz ilerde bunu hissetmemize kolay kolay izin vermez. Güçlü bir eleştirel ses baskısı altında bunu başarabilmek için ortak acılarımızı veya ortaklıklarımızı yüksek haklılığa, ahlaki yüceliğe, özel insan olmaya döndürürüz ve birbirimizle ancak bu şekilde bir araya gelebiliriz. Ancak bu şekilde aşırı telafi yoluyla bir araya gelmek düşmanlıkların önünü açar.

Düşersem beni yerden kaldıracak veya yardım isteyebilecek sağlıklı yetişkinim olursa ancak düşmekten korkmam. Düşen ben’e dayanabilmemim tek yolu düşmeyen ben’leri de zihnimde tutmak. Şiddetin yaygın olduğu bir ailede ve ortamda düşenin alay edilme ve fiziksel zarar görme ihtimali var. Böyle bir tehdittin varlığında sağlıklı yetişkini geliştirmek, hatta onu güçlü tutmak ne kadar da zor olmalı. Filmdeki çocuklar şiddetin içine doğmuşlar ve şiddetin içinde yaşıyorlar. Bu zorlayıcı koşullarda aşırı telafi kanalıyla yaşamanın yolunu bulmuşlar. Gruplara ayrılmış ve çete savaşlarına dahil olmuş durumdalar. Çocukların yanlarında yeterince güçlü kimse olamamış, karşılarındaysa çok kişi olmuş. Bu yüzden zayıflık hisleri ile baş edebilmek için içine zayıflık katılmamış katışıksız bir güce sahip olmak zorunda hissediyorlar kendilerini. Bu gerçekte mümkün olamayacak beklentili sesin tarif ettiği güce sahip olamadıklarını fark ettiklerinde ise, onları bu kadar dezavantajlı bırakan sisteme kızgınlık duyuyorlar. Öğretmen bu iki durumun da onlara çözüm için yardımcı olamayacağını aktardığındaysa kendilerini çaresiz hissettiklerini dile getirdikleri diğer bir baş etme modu olan teslim modu ortaya çıkıyor ve çocuklar liseyi okuyacak kadar yaşamalarının bir mucize olduğundan söz ediyorlar. Yani çok güçlü değillerse yapabilecekleri bir şey olduğuna da inanmıyorlar. Bu durumdan tek söz eden çocuklar değil, diğer hocalar da onlara kayıp gözü ile bakıyor. Bu yüzden çok da emek harcamak istemiyorlar. Çocukların eleştirel sesleri çok bariz şekilde görünmese de kendileri çok haklı hissediyorken, bir anda çok çaresiz hissettikleri baş etme modları arasında yaşadıkları savrulmalar içinde bulundukları durum karşısında ne kadar zorlandıklarını ortaya koyuyor.
Öğretmen bir gün maruz kaldıkları ve şimdi birbirlerine uyguladıkları şiddeti anlatabilmek için onlara tarihteki soykırımlardan söz ediyor ve sınıftaki tek beyaz olan bir öğrenci haricinde kimsenin kelimenin anlamını bilmediğini fark ediyor. Onlara kimlerin üzerine en az bir kez ateş açıldığını sorduğunda ise beyaz çocuk haricinde herkes el kaldırıyor. Filmde beyaz çocuk simgesel olarak güçlü olanı temsil ediyor. Soykırım da simgesel olarak yaşadıkları travmalara denk geliyor olmalı. O çocukların ne yaşadığını tek maruz kalmamış olan beyaz çocuk adlandırabiliyor. Diğer öğrenciler yaşadıkları şeyleri o kadar kanıksamışlar ki tanımlayamıyor ve ayrıştıramıyorlar. Bu durum kimi zaman eleştirel sesle kurduğumuz ilişkiye benziyor. Bazen eleştirel sesimiz bize o kadar doğru, o kadar uyumlu gelir ki onu kendimizden ayrıştıramayız. Bize yaşattığı örselenmelerin de adını bu yüzden koyamayız. Dediği şeyler bize hep doğru gelir. Kendimizi onun gözlerinden görürüz. Tam da bu sebeple seanslarda onun söylediklerini ben değil sen diye çeviriyoruz ki ben’den ayrışsın. Yani ben aptalım değil, aptalsın diyen bir taraf var gibi ayrıştırmaya çalışıyoruz. Eleştirel sesle uyum bozulsun ve biz ne yaşadığımızı daha kolay görebilelim diye bu şekilde yaklaşıyoruz. Öğretmen de ayrıştırmaya çalışıyor ve çocukları defalarca kez maruz kaldıkları için bir parçaları haline gelen şiddetten ayrıştırabilmek için onları şiddetin sonuçları ile yüzleştiriyor. Onları soykırım müzesine götürüyor. Bu kısım da sanırım eleştirel sesimizle olan ilişkimizde bir ayrışma sağlamak için kimi zaman bu sözleri bir arkadaşıma söyler miydim? veya küçük kuzenime dile getirir miydim dememize benziyor. Bazen maruz kaldığımız örselenmeyi o kadar kanıksıyoruz ki şiddetin ve örselenmelerin sonuçlarını öteki üzerinde görmek daha kolay oluyor.

Paylaşabilmek çok güçlü bir deneyim. Aşırı telafi kanalından olduğu zaman grupları ahlaki yücelik, haklılık, özel olma gibi kavramlar eşliğinde bir araya getirip çatışmalar aracılığı ile insanları öldürtebilecek kadar güçlü bir deneyim olabiliyor. Ortak acılarımıza odaklandığındaysa yaşatacak kadar güçlü bir deneyim olabilir. Öğretmen tam da bunu yapıyor filmde. Öğrencileri bir araya topluyor ve sırayla sorular sormaya başlıyor. Her evet için ortada duran bir çizgiye yaklaşmalarını istiyor. Sorular belli bir müzik gurubunu kimler dinler, şu filmi kimler izledi gibi eğlenceli konular ile başlıyor. Daha sonra ortak acılarına dokunarak devam ediyor; kim toplu konutlarda yaşıyor? Kim bir dönem ıslahevinde kaldı? Kimin ailesinde en az bir kayıp var? Kimin en az bir arkadaşı vurularak öldürüldü? Kimin birden fazla arkadaşı öldürüldü?...Kahkahalar ile başlayan oyun, sessizliğe dönüyor. Farklı gruptan kişiler ilk kez birbirlerinin gözlerine karşısındakini gerçekten görerek bakıyor. Birbirlerine baktıklarında birbirlerinde ilk kez farklı olmaları dışında bir şeyler görmeye başlıyorlar. Benzerliklerini, ortak acılarını fark ediyorlar. Birisinin acısını gördüğümüzde bizi şefkat duymaktan eleştirel ses bile uzak tutamaz. Bu yüzden sanırım incilmiş çocuğu görmek ile başlayacak her şey. Kendimize de ötekine de şefkat duymak böyle mümkün olacak.

Filmde birbirlerinin acısını gördüklerinde birbirlerinden nefret de etmeye devam edemiyorlar. Birbirlerinde ortak acıları, benzer örselenmeleri tanıdıkça, onları apayrı insanlar yapan aşırı telafi kanalı kırılıyor. Düşmanlar kayboluyorken, muhteşem iyiler de törpüleniyor. Haklı olmanın ötesinde birbirimizle temas edebildiğimiz bir yer var, onu buluyorlar. Onlara güç veren düşmanlık yerin güçlü hissetmenin başka bir yoluna bırakıyor “birlikte olmak” ve “destekleşmek”. Böylece eleştirel sesin katışıksız iyi olmak ile ilgili beklentileri güvenli bir deneyim içinde kırılmaya başlıyor; yaralıyım, yaralıyız ve cezalandırıcı kanal törpüleniyor bu durum beni tehlikeye atmıyor, zayıf yapmıyor, hala güvendeyim….Böylece haklılık duyguları yerine, acının evrenselliğinde buluşuyorlar. Yaralı çocuk tarafları ortaya çıkınca mutlu çocuk da çıkabilir oluyor. Tatminsizlikler, kutuplaşmalar yerini gerçek bir sevgi deneyimine bırakınca hala kısıtlı olan koşullarda beraber eğlenebilmeye de başlıyorlar.

Filistin-İsrail savaşı ile ilgili barış çalışmaları yapan bir akademisyenin aklımda kalan bir sözü var. Şöyle diyor Sami Adwan; ‘ Düşman hikayesini henüz duymadığımızdır.’ Ve Filistin ve İsrail’li tarafların birbirlerine kişisel hikayelerini anlatmalarının savaşı bitirebilecek güçte bir deneyim olduğundan söz ediyor. Gerçek hayattan uyarlanan Özgürlük Yazarları filminde paylaşımın doğurduğu büyüleyici sonuçları küçük bir bölge özelinde görüyoruz. Bu tarz çalışmaları çatışma çözümü yöntemi olarak uygulayan ülkeler de var. Birbirimize kişisel hikayelerimizi anlatmanın hem iyileştirici hem de iyileştiren bir tarafı var kuşkusuz. Böyle bir paylaşım hem destek alabilen yaralı tarafımızla hem de destek olabilen güçlü yanlarımızla bir ilişki kurmamızı sağlayan bütünleştirici bir deneyim.

Birbirimizin hikayesini duyduğumuzda yaralı çocuk taraflarımızla karşı karşıya gelmeye başlarız. Yaralarımızla temas edebilmek bizi eleştirel sese karşı gelişen kopuk korungan, aşırı telafi, yoğun mağduriyet hissetme gibi baş etme yollarının ayrıştırıcı ve izole edici doğasından korur. Birbirimizle ilişki halinde kalmaya devam edebiliriz. Eleştirel sesimizi kırmak ve iyinin yanına kötüyü koymak ancak böyle bir ilişkide mümkün olur. Bir ilişkide yaralandık, ilaç ötekine ihtiyaç duymaz hale gelmek için mükemmel iyi olmaya çalışmakta değil. Yaralarımızla o ilişkide kalabilmekte.

Funda Doğan

İyi Hissetmek dergisi 'Mükemmeliyetçilik' sayısında yayınlanmıştır.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"İyi ve Kötünün Hikayesi (Mükemmeliyetçilik)" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Funda DOĞAN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Funda DOĞAN'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     4 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Funda DOĞAN Fotoğraf
Uzm.Psk.Funda DOĞAN
İstanbul (Online hizmet de veriyor)
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi8 kez tavsiye edildiİş Adresi Kayıtlı
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Funda DOĞAN'ın Yazıları
► Mükemmeliyetçilik Psk.Dnş.Adem TATAR
► Mükemmeliyetçilik Psk.Mehmet ARAS
► Mükemmeliyetçilik Psk.Şeyma ATASOY
► Mükemmeliyetçilik Psk.Nihal ARAPTARLI
► Mükemmeliyetçilik ve Psikopatoloji Psk.Ezgi DENİZEL GÜVEN
► Aldatma Hikayesi Psk.Ali BIÇAK
► Bir Kendini Aldatma Hikayesi Psk.Funda DOĞAN
► Kısa Bir Terapi Hikayesi Psk.İzzet GÜLLÜ
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,718 uzman makalesi arasında 'İyi ve Kötünün Hikayesi (Mükemmeliyetçilik)' başlığıyla benzeşen toplam 16 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Aşkın Yitik Hali Haziran 2021
► Travma ve İyileşme Ocak 2018
◊ Terapi Yolculuğu 1 Ocak 2020
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


06:12
Top