2007'den Bugüne 81,499 Tavsiye, 25,887 Uzman ve 18,115 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Kadınlara Yönelik Şiddetin Aydınlatılması ve Alınabilecek Önlemler - Kadın Sorunlarını Araştırma Raporu
MAKALE #4945 © Yazan Psk.Sabahattin ZENGER | Yayın Mayıs 2010 | 11,483 Okuyucu
RAPORUN KONUSU : “Kadınlara Yönelik Şiddetin Aydınlatılması ve Alınabilecek Önlemler”

RAPOR DAYANAĞI : Sosyal Hizmetler Müdürlüğüne bağlı 3 merkez (Kadın ve Çocuk Eğitim Merkezi) ve GAP İdaresine bağlı 5 Merkezde (Diyarbakır Merkezde bulunan Fatih Paşa Mah. ÇATOM, Huzur Evleri ÇATOM, 5 Nisan Mah. ÇATOM, Çermik İlçesi ÇATOM ve Silvan İlçesi ÇATOM) periyodik aralıklarla bu merkezlere gidilip burularda psikolojik desteğe ihtiyaç duyan bireylere yardımcı olunması ve düzenli bir şekilde aylık raporların Diyarbakır Valiliğine sunulması ile toplumsal bir sorun olan “Kadınlara Yönelik Şiddetin Aydınlatılması ve Alınabilecek Önlemler” konusunun aydınlatılmasıdır. Bu çerçevede merkezlerde bulunan 250 bayanla psikolojik görüşmeler yapılmış ve şiddetin nedenleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu rapor 13/11/2009 ve 21/01/2010 tarihleri arasında yapılan çalışmayı kapsamaktadır.

KONU AÇIKLAMALARI

Şiddet insan yaşamının her alanında görülebilen ve dünyada giderek artan önemli bir toplum sağlığı sorunudur. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) şiddeti, “fiziksel güç veya iktidarın kasıtlı bir tehdit veya gerçeklik biçiminde bir başkasına uygulanması sonucunda maruz kalan kişide yaralanma, ölüm ve psikolojik zarara yol açması ya da açma olasılığı bulunması” durumu olarak tanımlamaktadır. Şiddetin en yaygın görülen biçimi erkeğin kadına ve çocuğa karşı uyguladığı aile içi şiddettir. Dünya Sağlık Örgütünün 2002 yılında yayınladığı raporunda, şiddetin en fazla aile ortamında ve kadına yönelik olduğu bildirilmektedir.
İnsan psikolojisinde güçlü olarak varlığı kabul edilen iki dürtüden biri cinsellik, diğeri ise saldırganlık ve onun ifadesi olan şiddettir. Normalde, insanın içinde, doğuştan var olan bir duygu olan şiddet karşısında insan, çocukluktan başlayarak aileden ve çevreden edindiği eğitimle, bu saldırgan davranışlara ait egosunu, süper egosunu hakim kılarak baskılar. İçindeki saldırgan davranışları ise, topluma ters gelmeyecek alanlara kanalize etmeyi ve problemlerini uygun bir şekilde çözmeyi öğrenir.
Ancak aile çatışmalarının yoğun yaşandığı, aile içi sevginin olmadığı, sosyo-ekonomik şartların ve kültürel düzeyin yeterince gelişmediği aileler ve sosyal çevrede yetişen çocuklar, çevrelerindeki şiddeti örnek alır ve süper egolarını yeterince geliştiremezler.
Şiddet çok yönlü bir olgu olup, değişik biçimlerde sınıflandırılmaktadır. Şiddet, fiziksel, ekonomik, cinsel, kültürel ve psikolojik biçimleriyle karşımıza çıkmaktadır.
Şiddet, bireyi fiziksel, duygusal ve sosyal yönden ciddi şekilde etkilemektedir. Şiddete maruz kalan kadınlarda fiziksel yaralanmalar, bilinç kaybı, ilaç ve alkol kullanımı, depresyon, kabus görme, güvensizlik, uykusuzluk, intihar girişimleri, sosyal izolasyon, komplike baş ağrıları gibi bozuklukların yüksek oranda görüldüğü ve bu bireylerin benlik saygısının daha düşük olduğu bildirilmektedir.
Aile içi şiddetin algılanması ve tanımlanması her zaman toplumun ve bireylerin kültürel değerleri üzerine şekillenmektedir. Bu nedenle şiddet kullanımı, toplumun benimsediği ve meşru gördüğü bir amaç için gündeme geldiğinde o davranışın şiddet olarak algılanıp algılanmaması da oldukça güç olmaktadır. Birçok toplumda kadına şiddet uygulanması kabul edilir bir davranış olarak algılanmakta ve evliliğin sıradan bir özelliği olarak görülmektedir. Şiddete uğrayan kadınlar için güvenilir, ciddi destek sistemlerinin olmaması ve aile şiddete yönelik yasal düzenlemelerde yetersizliklerin olması şiddetin artmasına katkıda bulunmaktadır.
Kadına yönelik şiddet, cinsiyete dayanan, kadını inciten, ona zarar veren, fiziksel, cinsel, ruhsal hasarla sonuçlanma olasılığı bulunan, toplum içerisinde ya da özel yaşamında ona baskı uygulanması ve özgürlüklerinin keyfi olarak kısıtlanmasına neden olan her türlü davranıştır.
Kadınlara karşı şiddetin, değişik boyutları ve birbirini besleyen farklı türlerinin olduğundan söz edilmektedir. Söz konusu şiddet türleri literatürde aşağıdaki şekilde kategorize edilmektedir;
Fiziksel Şiddet: Tokat, tekme, yumruk, dayak atma, bıçak, silah gibi vasıtalarla saldırma ve benzeri örnekler.
Duygusal Şiddet: Kadını küçümsemek, kadının kendisine olan özgüvenini yitirmesine yol açmak, rencide edici ve aşağılayıcı sözlerle hitap etmek, kendisinin psikolojik anlamda problemli ya da eksik olduğunu düşünmesini sağlamak, yaşadığı şiddetin suçunu kadına atmak veya uygulanan şiddeti inkar etmek, yemeği yere dökmek gibi kadının emeğine saygısızlık yolu ile kimliğini tanımamak, eşyaları kırmak, evde silah bulundurmak gibi.
Ekonomik Şiddet: Kadının çalışmasına izin vermemek, harçlık vermemek ya da harçlığı kısıtlamak, kadının parasını elinden almak, ailenin geliri konusunda kadına bilgi vermemek gibi.
Cinsel Şiddet: Sözlü ya da imalı tacizden fiilen tecavüze kadar geniş bir yelpazeyi içeren kadını istemediği cinsel davranışlara zorlamak.
Tehdit: Dayak ya da ölümle tehdit etmek, terk etme tehdidi, intiharla ya da şartlara göre başka faktörleri kullanarak kadını istemediği veya kanunsuz işlere zorlamak.
Kadına Karşı Çocukları Kullanmak: Kadının çocuklar konusunda kendisini suçlu hissetmesine yol açmak, çocukları kullanarak tehdit edici mesajlar yollamak.
Kadını Çevresinden İzole Etmek: Kadının hareket özgürlüğünü kısıtlamak, ailesi ya da arkadaşlarıyla görüşmesine izin vermemek, sık sık kıskançlık nedeniyle kavga çıkarmak.
Yapılan çalışmayla yukarıda geçen şiddet türlerinin birçoğuna kadınlar maruz kalmaktadır. Uygulanan şiddetin kabul edilir olmasının belli başlı sebepleri bulunmaktadır.
Bu sebepler;
— Kadınların birçoğunda şiddeti normal olarak karşılamasıdır. Bunların nedenleri arasında aynı şiddetin kendi ebeveynlerinde de uygulanıyor olması ve bu durumun ailede olağan karşılanıyor olması, ebeveynler bu noktada kadına destek olmaktan kaçınmaları ve katlanması gereken bir durummuş gibi kadına sunmasıdır.
— Kadının erken yaşlarda evlendirilmesi ve evlendirme yaşının 12-13 yaşlarına kadar iniyor olması sorunları daha da karmaşık hale gelmesine yol açmaktadır. Çocukluğunu tam anlamıyla yaşayamamış bireyin evliliğin bir evcilik oyunuymuş gibi algılanması ve buna karşı eşin ve ailenin kişiden, yetişkin tavırlar sergileme beklentileri kadın üzerinde baskı yaratmaktadır. Kadınlar evlilikten sonra korkutulma, şiddete maruz bırakma ve aile içinde kadına bazı cezalar verilmesi kadında fobi, kaygı bozuklukları, travma ve takıntılı davranışlar sergilemesine neden olabilmektedir.
— Kız çocukların erken yaşta evliliği, özellikle kırsal kesimde ve bazı ilçelerimizde ekonomik nedenlerle beraber geleneksel olduğu bir gerçektir. İlimizde akraba evliliğinin öne çıkması, miras veya aileye ait malların bölünme riskini ortadan kaldırmak ve mal bütünlüğünü korumak için aileler arasında alınan kararların önemi, kız çocukları ikinci sınıfa atılarak erken yaşta evlendirme yoluna gidilmesi nedeniyle, kız çocukların bir mesleği ve ekonomik özgürlük haklarının kısıtlanması veya düşünülmesi, kız çocuğu okumaz veya çalışmaz kavramı yaygın olduğu için erken yaşta evliliklerin yapılmasına olanak tanımaktadır. Şehirlerde ise eğitim seviyesinin düşüklüğünün yanı sıra daha çok ekonomik sebepler, töre, örf ve adetler ve ayrıca kız çocuklarının aileye ekonomik yük olarak görülmesi, eğitimi ve kendine ait bir geliri olmayan kız çocuklarının evlilik yoluyla daha iyi bir gelecek sağlama kaygısıyla erken yaşta evlilik yapıldığı düşünülmektedir. Öte yandan kırsal kesimlere nazaran, şehir merkezlerinde yapılan küçük yaşta evliliklerde çocuklar daha fazla söz hakkına sahip olmaktadırlar.
— Eşler arasında bazen evlilikte yaş farkının fazla olması evlilikten beklentilerini düşürmekte. Eşler arasındaki yaş farkının fazla olması hayattan beklentileri ve olayların algılanmasını da farklılaştırmaktadır. Bu durum eşler arasında iletişimi zorlaştırmakta ve belli sorunlar yaşamalarına neden olmaktadır. Bazı evliliklerde erkeğin erken yaşlarda başlanarak kadının tehdit edilmesi, kadına fiziksel şiddet uygulanması ve kadının baskı altında tutulması, duygu ve düşüncelerin bastırılması ilerleyen yaşlarda kadınlarda Majör Depresyon, Fobi, Travmalar, Kaygı Bozuklukları, psikolojik temellere dayanan Somatik rahatsızlıkların oluşmasına neden olabilmektedir.
— Kadınların eğitim noktasında yoksun bırakılması olayları ve durumu algılamalarında zorlanmalarına neden olmaktadır. Temel hak ve özgürlüklerinden habersiz olmaları çözüm üretme noktasında zorlanmalarına yol açmaktadır. Kadın kendisini eşiyle kıyasladığında eğitim noktasındaki sıkıntısı eşine karşı kendisini ezik hissetmesine neden olmaktadır. Erkek bu durumdan dolayı kadını küçümseme, aşağılaması ve alınacak kararlarda fikir alıcı olarak görmek istememesi kadın, özgüven problemleri yaşamasına neden olabilmektedir. Bu durumdaki kadınlar genelde kendi kabuklarına çekilmiş, fazla sorumluluk almak istemeyen, kendini suçlayan bir görünüşle insanların karşısına çıkmaktadır.
— Kadının çalışmıyor olması ve yapabilecek bir mesleğinin olmaması da uygulanan şiddetin kabullenmesine neden olabilmektedir. Kadın kendini “ev hanımı” olarak görmesi, eşinin sosyal güvencesinden yararlanıyor olması eşinden ayrılma durumunda bu haklarını kaybedeceği korkusu da şiddeti kabullenmesinde etkilidir.
— Evlendikten sonra kadının kendisine ait bir evinin ve özgür bir alanın olmaması da eşiyle arasında sorunlar doğmasına neden olabilmektedir. Eşinin dışında, aynı evi eşinin ailesiyle paylaşıyor olması ve onların da bakımını üstlenmesi aile içi sorunlar yaşamalarına neden olabilmektedir.
— Kaynana, görümce vs.. gibi eşinin birinci derece yakınlarının evliliğe olumsuz yönde müdahalelerde bulunmaları evlilik sürecini olumsuz yönde etkilemektedir. Yapılan görüşmelerin birçoğunda kaynana, görümce vs. yakınların eşleri birleştirmeleri gerekirken sorunları daha da karmaşık hale getirdikleri, eşinin kışkırtılması, küçük sorunların büyümesine veya yeni sorunların doğmasına neden olduğu bildirilmiştir.
— En önemli sorunların başında ekonomik sorunlar gelmektedir. İşsizlik ve ailenin gelir seviyesinin düşük olması kadının geleceğe yönelik endişelerini artırmaktadır. Çocukları için iyi bir gelecek hazırlayamayacağı düşüncesi kadında psikolojik gerilime yol açmaktadır. Bu özellikte olan kadınlarda depresyon ve kaygı bozuklukları gibi psikolojik rahatsızlıklar yaşamasına neden olmaktadır. Kadının ekonomik özgürlüğünün olmaması, isteklerini yapamaması ve maddi sorunlardan sosyal ortamlara ve etkinliklere katılamaması bu rahatsızlıkların artmasına neden olmaktadır.
— Berdel ile yapılan evliliklerin hala varlığını devam ettirmesi ile çiftlerden birinde meydana gelen bir olumsuzluk diğer aile bireylerine de yansıması bu durumda olan kadınların şiddet eyleminden sonra boşanma, karakola gitme gibi durumlarda diğer çiftin tehdidiyle başvurunun geri çekilmesine neden olmaktadır. Berdel olayında evliliğin gerçekleşmesi için mutlaka iki taraftan birinin istemeden de olsa kadınlardan biri genelde zorla evlendirilir. Kadın bir kurbanlıkmış gibi karşı tarafa sunulmaktadır. Evlilikten sonra çıkan sorunlarda genelde evliliğin devamı için aileler tarafından kadın dışlanarak bu duruma katlanması istenilmektedir.
— Bölgesel özellikler nedeniyle erken yaşta gelen ergenlik sonucu, evlilik öncesi flörte sıcak bakılmaması nedeniyle birbirine ilgi duyan gençlerin, ilişki yaşayabilmek ve ayrıca aile içinde pek de bulamadığı sevgi, saygı ve önemsenme ihtiyacını evlenerek giderebileceği güdüsüyle evlilik yolunu seçmek durumunda kalmaktadırlar. Bazen bu evlilikler düşünülmeden alınan veya ilgi duyduğu erkekle evlenememe durumunun vermiş olduğu psikolojik etki ani kararlarla istemeyeceği bir evliliğe sürükleyebilmektedir.
— Aileler gelenekçi yapıda olması ve ataerkil bir aile yapısına sahip olma durumu kadının boşanma ve hak arayışını engellemektedir. Ailelerde kadının boşanması daha zor ve kabullenemez bir durum olarak görülmesi kadının yaşadığı sorunlarda hak arayışını azaltmaktadır.
— Aile içi şiddet ve evlilikten mutlu olamamaları, kadında ve erkekte psikolojik sorunların görülmesine yol açabilmektedir. Bu evlilik kadın için katlanması gereken bir durum, erkek içinse mutluluğun dışarıda aranma duygusunu tetikleyebilmektedir. Karı koca arasındaki sorunlar, ailelerin de bu durumdan etkilenmelerine yol açabiliyor. Aile ve eşler arasında kavgalara, kıskançlıklara, şiddete yol açabilmektedir. Aile fertleri bu durumda ya sorunu devam ettirme ya da boşanma, intihar gibi sonuçlarla kendini gösterebilmektedir. Bu durum da yıpranmış aileler, ortada kalmış çocuklar, psikolojik sorunlarla büyüyen eşler ve çocuklara yol açmaktadır.
— Kız çocuklarının okumasının zorunluluğuna inanılmaması nedeniyle ilköğretimden sonra okul hayatının devam ettirilmeyerek kız çocuklarının iş ve sosyal hayattan uzaklaştırılarak aile kararlarına karşı koyma gücünden yoksun bırakılması hak arayışına başvurma önündeki engellerin başında gelmektedir.
— Kadınların yaşadığı sorunlardan biri de çocuk sahibi olduktan sonra iş ve sosyal ortama adaptasyonda problemler yaşamasıdır. Çocuk dünyaya geldikten sonra evdeki düzen çocuk üzerine kurulmaktadır. Baba genelde çalışmakta evin tüm yükü anne üzerine bırakılmaktadır. Bu durumda olan kadın kendisine zaman ayırmak, sosyal ortamlara dahil olamaması ve ev, çocuk ve ihtiyaçların kadına yüklenmesi kadını fiziksel olarak yıpratmaktadır. Bu dönemlerde genelde eşin ilgisiz olması ve kadının takdir edilmemesi kadında psikolojik gerilime neden olmaktadır. Kadın hem fiziksel hem de psikolojik olarak etkilenmektedir. İlerideki dönemde kadın ilgiyi kendi üzerinde toplama çabası içine girmektedir. Genelde somatik ve psikolojik etkilerle sık sık hastaneye gitme, eşine karşı rahatsız olduğunu söyleyerek kazanamadığı takdiri ve ilgiyi bu şekilde kazanmaya çalışmaktadır. Bazen de psikolojik faktörler kadının içinde bulunduğu durumu fiziksel olarak göstermesiyle de kendini gösterebilmektedir. Bu şikâyetlerin başında uyku problemleri, nefes darlığı, kalp ile ilgili problemler, sırt ve boyun ağrıları, baş ağrıları gibi fiziksel yakınmalarla dikkat çekebilmektedir. Ruhsal rahatsızlıklarda ise unutkanlık, zihnin aşırı yoğun olması, sinirli ve agresif tavırlar, isteksizlik, cinsel istek kayıpları gibi problemlerle bu durumu ifade edebilmektedirler. Kadının içinde bulunduğu bu durum aslında bize şu mesajı vermektedir. “ben çok rahatsızım, evliliğimden ve içinde bulunduğum durumdan sıkıldım, bana yardımcı olun.” Bu dönemlerde kadın kendi iç dünyasına yoğunlaşmaktadır. Yaşadığı sorunlar, pişmanlıkları ve evliliğindeki hataları yoğun bir şekilde yaşamaktadır. İnsanlarda ve çevreden sıkılma, sessiz ve sekin bir yere gitme isteği, monoton hayattan kurtulma çabası içine girmektedir. Eşinin baskıcı ve olumsuz tutumlarıyla kadınlar genelde daha olumsuz bir tablo çizmektedir. Bu duruma intihar düşünceleri ve intihar girişimleri eklenebilmektedir.
— Çocuk sahibi olan kadınlar ise evliliğin vermiş olduğu sıkıntılar ve özgüven eksikliğinden ötürü genelde bu sorun için katlanılması gereken bir durum olarak görmektedirler. Anne bu durumda fedakar bir rol üstlenmektedir ve çocukları için kendisini feda etmektedir. Yapılan çalışmayla bir kez daha görülmüş ki kadın eşinden ayrılmak istediğinde boşanma ile ilgili durumlarda kadının ailesi kadını kabullenmekte fakat çocukları kabullenmemektedir. Bazı durumlarda ise çocuklar kadına verilmek istenilmemektedir. Bu dönemde kadın çok zor bir durumdadır. Kadına sunulan iki seçenek de kadını tatmin etmemektedir. Eşinden ve evliliğinde mutsuz fakat kendi ayakları üzerinde duramadığı için aile sadece kadını kabul etmesi, çocuklarına bakmak istememesi kadında psikolojik rahatsızlıkların gelişmesine neden olabilmektedir. Bu duruma gelmenin başlıca sebepleri bulunmaktadır. Bunlar; kadının eğitim seviyesinin düşük olması, kendisini sadece ev kadını olarak tanımlaması ve birine bağımlı olarak yaşama çabası, bir mesleğinin olmaması, sosyal güvencesinin olmayışı, ekonomik gelirinin olmaması gibi faktörler etkili olabilmektedir.
— Bazı kadınlar sosyal hayata katılıp ev ekonomisini katkı yapmak istemesi, bir işte çalışıyor olma ve bir gelirinin olması talebi genelde eşleri tarafından çeşitli engellere takılmasına neden olabilmektedir. Evi yönetmesi ve çocukların sorumluluğunu alan kadın eşi tarafından takdir edilememesi kadının kendini değersiz görme, eşinin ekonomik ve sözel şiddetlerine maruz kalınması kadının kendini çalışarak, para kazanarak eşine karşı ispatlama çabasına yönlendirmektedir. Bu duruma erişemeyen kadın bir özlem ve hayalle bu durumu arzulamaktadır. Bu durumdan aşırı rahatsız olan bayanlarda psikolojik problemler ortaya çıkmaktadır.

ŞİDDET GÖREN KADINLARIN YAŞAMIŞ OLDUĞU SORUNLAR

Aile içi şiddet ve evlilikten mutlu olamamaları, kadında ve erkekte psikolojik sorunların görülmesine yol açabilmektedir. Bu evlilik kadın için katlanması gereken bir durum, erkek içinse mutluluğun dışarıda aranma duygusunu tetikleyebilmektedir. Karı koca arasındaki sorunlar, ailelerin de bu durumdan etkilenmelerine yol açabiliyor. Aile ve eşler arasında kavgalara, kıskançlıklara, şiddete yol açabilmektedir. Aile fertleri bu durumda ya sorunu devam ettirme ya da boşanma, intihar gibi sonuçlarla kendini gösterebilmektedir. Bu durum da yıpranmış aileler, ortada kalmış çocuklar, psikolojik sorunlarla büyüyen eşler ve çocuklara yol açmaktadır.
Bu durumla yaşayan kadınlarda psikolojik, sosyolojik ve sağlık gibi sorunlar yaşayabilmektedir. Kadının yaşamış olduğu sorunlar arasında en çok depresyon, kaygı bozuklukları, fobik problemler, travmalar, güven problemleri, sağlık ile ilgili problemler ve intihar girişimleri bulunmaktadır.
Depresif kadınlarda görülen kişilik yapıları; bağımlı, daha az iletişim kuran, daha çekingen, tartışmaya daha meyilli ve ebeveynlik konusunda daha az şefkatli olmaktadırlar.
Depresyonlu kadınların iletişimlerinde daha fazla ağzı sıkı, daha boyun eğici, eşlerine karşı daha az müşfik, kocalarıyla ve çocuklarıyla daha çok sürtüşen ve tartışan, kişisel duygularını tartışmaya gönülsüz oldukları; genel olarak depresif hastaların daha fazla düşmanca tutum, kendi kendileriyle zihin yorma ve başkalarını kontrol çabası gösterdikleri yapılan çalışmayla bir kez daha görülmüştür.
Depresyon evlilik yaşamını büyük ölçüde etkilemektedir. Depresyonlu bireyle yaşamanın yakın çevredeki kişiler üzerinde de derin etkiler oluşturduğu bilinmektedir. Yakın akrabalarda, özellikle yorgunluk, umutsuzluk, üzüntü, sosyal hayata ilgisizlik gibi belirtilerle kendini gösteren huzursuzluk hali sık görülmektedir.


KADINLARA YÖNELİK ŞİDDETTE ALINABİLECEK ÖNLEMLER İLE İLGİLİ ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Türü ne olursa olsun uğranılan şiddet, aile içi ilişkilerde olumsuz etkilere yol açmaktadır. Örneğin ailede kadının şiddete uğramasıyla, aile içindeki otoritesi de sarsılmakta, kadın aile içindeki rollerini de gereği gibi yerine getirememektedir. Bu süreçte çocukların da olumsuz etkilendikleri göz ardı edilmemelidir. Aile içi ilişkiler çerçevesinde şiddetin yer aldığı bir ailede, ailenin çocuğunun eğitimi ve sağlığı ile yeterince ilgilenmesini beklememek gerekir. Bu olgunun bir anda ortadan kaldırılması mümkün görünmemektedir. Bu tür sorunların önüne geçilmesinde devlet kurumlarına büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. İl kurulumuzca büyük bir sorun olarak kabul edilen kadına yönelik şiddet aşağıda sıralanan hususları, çözüm önerileri olarak değerlendirilmektedir.

· Toplumu erken evliklerin yaratmış oldukları sorunlarla ilgili bilinçlendirilmelidir.

· Bir kadın eşinden şiddet gördüğünü açıkladığında ya da aile hekimi istismardan şüphelenip yaptığı taramalarla şiddeti kendisi saptadığında ne yol izleyeceği konusunda emin olmalıdır. Yapılacaklar şöyle özetlenebilir; varsa zedelenmelerin tedavisi, o anki durumun güvenliğini değerlendirme, çocuklar tehlike içinde ise çocuk koruma birimleriyle bağlantı kurma ve istismarı belgelemesi gerekmektedir.

· Eşinden şiddet görüp hastaneye getirilen kadınlar genelde aile baskısından veya çocukları varsa ailenin dağılacağı, çocuklardan ayrılacağı korkusuyla doktoruna muayene olurken yalan söyleyebilmektedir. Hekim şiddetten şüpheleniyorsa muayeneyi daha dikkatli yapması gerekmektedir. Haklı şüpheleri varsa tutanağını tutup bu konuda görevli polis memurlarına bilgi vermelidir.

· Bütün müdahaleler boyunca, doktorun istismarcı bir eşten ayrılabilmenin ne kadar zor olduğunu kabul etmede zorlanması kaçınılmazdır ve kadının kendi kararını verme hakkına saygı göstermek zorundadır. Eş şiddetine uğrayan mağdurlar genellikle ayrılmayı başaramadıklarından dolayı utanırlar ve bu konuyu fazla tartışmaktan kaçınırlar. Kadın hazır olmadan, onu durumunu değiştirmeye itmek amaca zarar verebilir. Kadın uzunca bir senedir şiddet görüyor ve bu durumdan doktorunu yeni haberdar ediyorsa; geçmişte yapılmış herhangi bir müdahale var mı sorgulanır, varsa önceki müdahaleler hakkında bilgiler alınmalı ve bunların neden işe yaramadığı araştırılmalıdır.

· Hekimler sıklıkla çiftin ilişkisinde gerginlik olduğu ama henüz fiziksel şiddet olmadığı, ya da davranışın çiftler tarafından istismar olarak algılanmadığı durumlarla karşılaşır. Fiziksel şiddetin hemen ortaya çıkmadığı durumlar yaygındır ve bu çiftler konunun incelenmesine veya sevkine genellikle direnç gösterirler. Böylesi durumlarda aile hekimleri eşlere basit öfke yönetimi teknikleri öğretebilir. çoğu çift doktorun bu alevlenmelerin tehlikeli olduğu ve değişmesi gerektiği konusundaki güçlü ifadesine uyum gösterebilmektedir. Eğer doktorun önerisiyle durumun değişimi sağlanamıyorsa dış destek alma (psikolog, aile terapistleri..) konusunda anlaşma sağlanmalıdır. Böyle yüksek riskli çiftlerde doktor her görüşmede şiddet işaretleri arar ve eşlerle yalnız görüşmektedir.

· Kadına yönelik şiddet olan bütün durumlarda, özellikle de problem bir dış birime bildirildiği zaman, aileyle bağlantıyı sürdürmek önemlidir. Aile hekimi, sosyal hizmet uzmanı ve tedavi birimleri yanında ilgili uzmanların katılımıyla aileye sunulan destek hizmetlerinin devamlılığını sağlamada sorumluluk almalıdır. Birinci basamak hekimi, tüm bu çeşitli birimlerle ortak çalışırken aileye yardım ve destek sunabilecek tek sabit ve sürekli temas noktasıdır.

· Şiddet kişinin değerlerini, niteliklerini, kendine güvenini ve ruhsal yapısını bozucu etki yapan bir olgudur. Toplumun yarısını oluşturan kadınların önemli bir kısmının şiddete uğraması, bireysel olduğu kadar aile ve toplum açısından da olumsuzluklara yol açar. Dolayısıyla şiddetin önlenmesi, bireysel ilişkileri sağlıklı kılacağı gibi, toplumun temeli olan ailenin de sağlıklı ilişkiler gerçekleştirmesine ve yürütmesine, böylece de onların oluşturduğu sağlam temellere dayalı güçlü bir topluma sahip olmamızı sağlayacaktır.

· Sağlıklı bir ilişki elbette ki hiç çatışma yaşanmayan ilişki değildir. O ilişkilerde ortaya çıkan sorunların ne kadar sağlıklı bir biçimde çözüldüğü önemlidir. Bunun için bireyin sorunlarını şiddete yönelerek çözmeye çalışmasının yanlış bir yol olduğu, gerek aile içinde, gerek sosyal çevrede, gerekse eğitim kurumlarında ve kitle iletişim araçları yardımıyla, hazırlanacak öğretici programlar yardımıyla açıkça ortaya konulmalıdır. Toplumsal yaşam içinde önce bireyin kendisini tanımasını sağlamak ve empatisini geliştirmek gerekir. Bu konuda gerektiğinde uzman kişilere başvurmanın da çok gerekli ve yararlı olduğu da benimsetilmelidir. Bireye çatışmayı çözme, iletişim becerilerini geliştirme konusunda çaba göstermesi gerektiği benimsetilmelidir.

· Kitle iletişim aracı olarak televizyonun da şiddet uygulamasının hazırlayıcısı olması söz konusudur. Şiddet içeren programların çokluğu, insanlarda şiddete karşı duyarsızlık gelişmesine neden olabilmektedir.

· Toplumsallaşma süreci çerçevesinde gerek çocukluk döneminde, gerekse yetişkinlik döneminde kitle iletişim araçlarının, özellikle de televizyonun etkisiyle kolay öğrenilebilen saldırganlık davranışlarının ortaya çıkmaması ve çıkması halinde bunun yol açtığı çatışmaların ve şiddet olaylarının çözümü için çaba gösterilmesi gereklidir. Çatışmayı anlamaya çalışmak kadar, çatışmanın ve şiddetin çözümlenmesi konusunda da beceriler geliştirilmelidir.

· Televizyondaki şiddet görüntüleri ve ekonomik koşulların şiddeti arttırdığı bilinmektedir. Özellikle kırsal kesimlerden kentlere göç eden ve beklediği yaşamı gerçekleştiremeyen bireylerde içsel tepkilerini, huzursuzluklarını eşlerine ve çocuklarına yönelttiği unutulmamalıdır.

· Anne ve babaların katılımının sağlandığı eğitim programlarının yakın çevredeki okullarda sık aralıklarla verilmesi, aile danışmanlığı hizmetlerinin etkin ve ciddi bir şekilde uygulanması gerekmektedir.

· Kitle iletişim araçlarında bu konularda sık sık yayınlar yapılmalı, halkın ilgisini çekebilecek kampanyalar düzenlenmelidir.

· Aile içinde çocuğu birey olarak gören bakış açını eğitimle geliştirmek ve çocukları aile içinde katılımcı, özgüveni yüksek, karar verebilen, ailedeki sorunların çözümünde sorumluluk alabilen bireyle olarak yetiştirmek gerekmektedir.

· Zorunlu eğitimin 8 yıldan 12 yıla çıkartılmalıdır.

· Özellikle kız çocuklarının eğitime dâhil edilmesi, kız çocuklarının eğitimine engel olan ailelere bu konuda caydırıcı cezaların verilmesi ve eğitimi yarıda bırakılan kız çocuklarının takibinin çok iyi yapılması gerekmektedir.

· Ülkemizin büyük bölümünde dini değerlerin toplum hayatında önemli etkisinin olduğu gerçeğinden yola çıkarak Diyanet işleri Başkanlığından bu konu üzerinde sürekli ve ciddi bir şekilde durulması konusunda destek alınmalıdır.

· Ülkemizde halen uygulanmakta olan fahri imamlık işiyle uğraşan kişiler, eğitim seviyesinin düşük olduğu yerlerde dini nikâh ile küçük yaşta evliliklere olanak sağlamaktadır. Bu durumun Diyanet İşleri Başkanlığınca sıkı denetime tabi tutulmasının sorunun çözümünde etkili olabileceği düşünülmektedir.

· 18 yaş altındaki evliliklerin yasalarla kesin bir şekilde engellenmelidir.

· Kadınların ekonomik anlamda özgürlüğünün sağlanması, kadınların iş kurma ve meslek edinmelerinin sağlanmalıdır.

· Aile ve toplumun cinsel istismar, cinsiyet ayrımcılığı ve Toplumsal Halk Sağlığı konularında toplumun bilinçlendirilmesi gerekmektedir.

· Ekonomik koşullarının iyileştirilmesi ile yaşam düzeylerinin artırılması zorunludur.

· Genç nüfusun istihdamı sağlanmalıdır.

· Çalışmayan genç nüfusun sağlık hizmetlerinin ücretsiz karşılanması ve ihtiyaçları için belli bir aylığın bağlanması gerekmektedir.

· Kadın Sığınma ve Koruma Evlerinin sayılarının artırılması, buralardaki kalma sürelerinin 3 aydan daha fazla bir süreye çıkarılması ya da kadının sorunlardan yeterince uzaklaştırılıp, kendi ayaklarının üstünde durabileceğini hissetmesinden sonra kadının sosyal hayata döndürülmesi ve sürecin belli periyotlarla takip ettirilmelidir.

· Kadın sığınma evlerinden ailelere tekrardan dönüşüm sağlandığında, kadının, aile ve çevresinde yaşama hakkına karşı tehditlere karşı ailenin takibinin yapılması gerekmektedir.

· Kadın sığınma evlerine alınan kadınların rehabilitasyonu ve topluma kazandırılması için kadın sığınma evlerinde sürekli olarak uzman psikiyatrist, psikolog ve sosyologların görevlendirilmesi zorunludur.

· Kırsal kesimlerde ilköğretimden sonra özellikle kız çocukları, uzak merkezlerde bulunan okullarda lise öğrenimine ulaşım, yemek gibi masrafları bahane edilerek gönderilmemektedir. Okul hayatından uzaklaştırılan kız çocukları, önünde engel kalmayınca kısa sürede evliliğe zorlanmaktadır. Bunun önüne geçilmesi için, ailelerin ikna yoluna gidilmesinin yanı sıra ücretsiz taşımalı eğitim ve okuyan öğrencilerin öğrenim masraflarının devlet tarafından karşılanması, ailelerin bu konuda öne sürdükleri engeli ortadan kaldırılacağı düşünülmektedir.

· İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğüne bağlı Kadın ve Çocuk Eğitim Merkezlerinin yaygınlaştırılarak özellikle anne ve kızların eğitimine öncelikle önem verilmesi gerekmektedir.

· Kent merkezlerinin muhtelif yerlerinde ve kırsal kesimlerde okuma odalarının yaygınlaştırılarak, bu yerlere olanaklar dahilinde bilgisayar konularak internet bağlantılarının oluşturulması, dış dünyaya kapalı olan bölgede yaşayan insanlarımıza ve özellikle gençlerimize Umut Kapısı olması açısından, eğitim ve gelişimlerine önemli katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir.

· Meslek edindirme kurslarının yaygınlaştırılarak kuaförlük, takı tasarımı, halı dokumacılığı gibi değişik ve ilgi çekecek branşlarda katılımın özendirilmesi sorunun çözümünde etkili olacaktır. Zira bu tür meslek edindirme kurslarında kursiyerlere belirli miktarlarda ( bugün itibariyle 350 TL.) ücret ödemesi yapılmaktadır. Bu hal de, kursiyerde ekonomik özgürlük duygusunun yanı sıra bir şeyleri başarıyor olmasının verdiği özgüven erken evliliğe eğilimlerin azalmasını tetikler.

· Geçici istihdamın sağlanarak, gerekli koşullar oluşturulduktan sonra bu durumun kalıcı hale getirilmesi, sosyal ve ekonomik hayata dahil olan gençte, evlilik bilincinin gelişmesine, erken evliliğin beraberinde bir çok sorunu da getireceği fikrini edinmesine yardımcı olacaktır.

· Kadınların sorunlarının farkına varmalarına, tanımlamalarına ve çözümü için inisiyatif kullanabilmelerine fırsat yaratmak; kadınların kamusal alana daha fazla katılımlarını ve kamusal hizmetlerden daha fazla yararlanmalarını sağlamak; kadın istihdamını ve kadın girişimciliğini artırmak; kadını güçlendirerek fırsat eşitliğinin sağlanmasına katkıda bulunmak/cinsiyet dengeli kalkınma sürecini başlatmak ve bu yolla yerel koşullara uygun, katılımcı toplum kalkınması temel amacıyla kurulan ve Türkiye Kalkınma Vakfı tarafından teknik destek sunduğu Çok Amaçlı Toplum Merkezlerinin yaygınlaştırılması, özellikle göç alan bölgelerde daha yoğun ve aktif çalışmalarının desteklenmesi etkili olacaktır.



Sabahattin ZENGER
Psikolog
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Kadınlara Yönelik Şiddetin Aydınlatılması ve Alınabilecek Önlemler - Kadın Sorunlarını Araştırma Raporu" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.Sabahattin ZENGER'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.Sabahattin ZENGER'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     Beğenin    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.Sabahattin ZENGER'in Makaleleri
► Kültür ve İnsan İletişimine Dair Bir Araştırma Psk.Rümeysa Betül SEYİTHANOĞLU
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 18,115 uzman makalesi arasında 'Kadınlara Yönelik Şiddetin Aydınlatılması ve Alınabilecek Önlemler - Kadın Sorunlarını Araştırma Raporu' başlığıyla benzeşen toplam 28 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Nedir Bu Depresyon? Haziran 2016
► Bağımlılığı Tanıma Eylül 2014
► Kekemelik Nedir? Neden Oluşur? ÇOK OKUNUYOR Nisan 2010
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


21:47
Top