2007'den Bugüne 88,393 Tavsiye, 27,366 Uzman ve 19,485 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Kültürün ve Değerlerin Davranışlarımız Üzerindeki Yeri ve Önemi (Psikoloji Sohbetleri)
MAKALE #4992 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Mayıs 2010 | 13,163 Okuyucu
Gerek insanın sosyal bir hayvan olarak tanımlanmasını, gerek bilimsel bir vakıa olan “genetik yapı artı çevre” gerçeğini, gerekse de bir dizi davranış gözlemlerini dikkate aldığımızda kültürün ve değer yargılarının insan psikolojisi üzerindeki etkisinin yadsınamaz bir vakıa olduğu görülecektir. Oysa psikoloji bilimi uzun yıllar bu iki olgunun davranışlarımız üzerindeki etkisini büyük ölçüde yok saymıştır.

Bunda psikolojinin felsefeden yeni ayrılmış olmasının, dolayısı ile de bilim olma gayret ve çabasının büyük rolü olmuştur. Öyle ya da böyle, sonuçta bu durum uzun yıllar psikoloji biliminin insan ve davranışlarını açıklama konusunda ulaştığı bilgi birikiminin çok sınırlı ve sığ kalmasına yol açmıştır. Ancak gelinen nokta itibariyle şu gerçek kendisini gün gibi ortaya koymuştur: Yok saymakla var olan hiçbir gerçek yok olmuş olmuyor.

Psikolojimiz üzerinde içinde yaşadığımız kültürün rolü dedim. Bunu belirtmişken mühim bir gerçeği fark etmeme, dolayısı ile de kaleme almama neden olan bir durumdan kısaca bahsetmek istiyorum: Geçenlerde yabancı ülkede yaşayan bir kişi ile klinik görüşmelerimiz oldu. Kendi talebi üzerine ve ihtiyacına binaen yardımcı olmaya çalıştım. Bu görüşme sürecinde şahit olduğum kişilik portresi beni oldukça şaşırttı. Anılan görüşmede danışanım hoşuna gittiğine inandığı, dolayısı ile faydasına olduğunu düşündüğü yerlerde hiç çekinmiyor, gocunmuyor, kesinlikle eğip bükmüyor; son derece açık, içten ve dürüst bir üslupla şahsıma, “Harikasınız, muhteşemsiniz, çok zekisiniz, mantığınız çok etkileyici, tarzınız büyüleyici, sizi çok sevdim, sizi çok seviyorum…” gibi ifadeler kullanıyordu. Duyguları, düşünceleri ve davranışları içinde yaşadığımız kültürde yoğrulmuş her yüz kişiden doksan dokuzunun alışık olduğu tarzda “önyargıcı” düşünmenin ne kadar yanıltıcı olduğunu binlerce kere görmüş birisi olarak asla yanlış yorumlamadığım bu tutum beni kültürler, davranışların farklı kültürlerdeki anlamları ve bütün bunların insan psikolojisi üzerindeki etkisi üzerinde derin bir düşünce sürecine girmeye, ciddi manada yoğunlaşmaya itti.

Yeri geldiğinde hiç çekinmeden, üstelik de insanın yüzüne söylenilen bu gibi açık, samimi, dürüst ve onore edici ifadeler bizim kültürümüzde pek yaygın değildir. Hatta hiç yoktur denilse yeridir. Dahası bu davranışlar toplumumuzda garip karşılanır, yadırganır, farklı yorumlanır. Hele de reşit olan iki farklı cinsiyet arasındaysa bu, ayıplama ve kınama kaçınılmaz olur!

Oysa bu tür sözler kişileri yücelten, karşı cinsi sadece cinsiyetinden ve (kadınsa) dişiliğinden ibaret görmeme algısına / anlayışına ulaştıran, başlangıçta ham olan ruhu olgunlaştıran, öz saygıyı, kendilik algısını olumlu yönde besleyip pekiştiren, kaprisleri, kompleksleri, bilumum art niyetleri daha oluşmaya başlama safhasındayken törpileyen bir öneme sahiptir.

Az önce de belirttiğim gibi, bizde bu türden olgunlaştırıcı, adım adım kemale erdirici, böylece “insan” gerçeğine daha fazla yakınlaştırıcı beğeni ifadelerini, ilgi ve övgü sözlerini duyabilmek neredeyse imkansızdır. Annelerimiz - babalarımız çocukken bunu çoğunlukla biz şımarmayalım diye ya da ebeveynlerinden hiç görmedikleri, dolayısı ile de alışık olmadıkları için yapmazlar. Büyürüz, işe gireriz, çalışmaya başlarız; birçok arkadaşımız olur. Onların da çoğu yağcılık sanılmasın diye, bir kısmı da kıskandıkları için böyle davranmazlar. Patronlarımız, amirlerimiz vardır; yüz verince astarını ister, “maazallah burnu havaya ney kalkar” diye bu gibi övücü tutumları esirger, kolay kolay sergilemezler. Evleniriz, eşlerden erkek olan derhal toplumsal cinsiyet algısı maskesine girer, “erkek gibi erkek” zannetsinler diye eşinin muhteşemliklerini görmez bir hale gelir. Diğer eş de, “Hayatım, canım” demekle yetindiği için ilerisine pek geçemez. Nihayetindeyse karşılık alamadığını görünce bir yerden sonra soğur, çoğumuz gibi pes eder, bundan da vazgeçer. Böylece daha doğuştan elimize verilen ruhlar güneşin olgunlaştırıcı ışıklarından (bu türden samimi, içten, sıcak hitaplar) mahrum kalan meyveler gibi ham ve acı bir biçimde ağacın dalında asılı kalmaya, orada sallanmaya, gün be gün çürümeye terk edilmiş olur.

Yine bu tür beğeni, ilgi ve övgüler karşı cinsten alınırsa daha çok doyum sağlar. Çünkü her cinsiyet kendi cinsi içinde az ya da çok ilgi almakta, övgü görmekte, beğeni ifadeleriyle karşılaşmaktadır. Asıl aç olunan, dolayısı ile en fazla doyum sağlayacak olan karşı cinsin beğenisi, ilgisi ve övgüsüdür. Bilindiği üzere toplumumuzda kadın ve erkek arasında sözü edilen doyumu ve olgunlaşmayı sağlayacak bu tarz bir iletişim üslubu -geleneksel yapısı gereği- pek mümkün değildir. İki farklı cins ya birbirlerine tamamen yabancı ve uzaktırlar (öyle olmalıdırlar) ya da bir araya gelmişlerse aralarında mutlaka özel bir ilişki vardır yahut olmalıdır. Bu siyah ve beyaz şeklinde işleyen hatalı yaklaşım olgusu iki farklı cinsin birbirleri için ilgi ve övgü sunumunda bulunmasını, dolayısı ile de ruhen olgunlaşmalarını, doyuma ulaşarak bir sonraki kamil aşamaya geçmelerini büyük ölçüde engellemektedir. Bir sonraki aşamaya geçilemediğinde, bu ihtiyaç ortada bırakıldığında ise her cins karşı cinsten en ufak bir ilgi gördüğünde, az buçuk dahi olsa bir övgü aldığında kanatlar yere kolayca, ucuzca serilivermektedir. Ya da bu gereksinimler zaman içinde derinleşerek öyle yoğun bir ihtiyaç haline gelmektedir ki bunun için en mahrem özellikler muhatabına kolayca, ucuzca ikram edilivermektedir.

Diğer yandan, en azından kültürümüz için şanslı diyebileceğimiz çok az bir kişi de bu gibi yüceltici, olgunlaştırıcı, onore edici söz ve ifadelere en fazla (o da çok sınırlı bir şekilde) karşı cinsle ilk tanıştıklarında muhatap olur toplumumuzda. Köprüyü geçene kadar ayıya denilmesi sürecinde. En olmadık, inanmaya en hazır olmadığımız, her şeye eleştirel yaklaştığımız, şüpheciliğin esas olduğu zor bir süreçte yani… İşi maksadına bağlayana, muhatabı kafaya alana kadar sürdürülen ve o güne kadar hiç duyulmamış bu türden sözler, ilgiler ve iltifatlar şaşırtıcı bir şekilde ve alışık olunmadığı bir biçimde peş peşe sıralanır belki. Lakin bu tutum bu sefer de karşıdakinde, “Çok abartıyor, kandırılmak mı isteniyorum, amacı ne, acaba doğru mu bunlar, ben bunları hak etmediğime göre bu yalanlardaki amaç ne” gibi düşüncelerle şüpheyle, garipsenerek karşılanır. Haliyle fazla samimi bulunmaz. Yüzeysel olarak hoşa gitmiş gibi görünse bile bu samimiyetsiz olarak yorumlanan tutum içten içe reddedilir. Ya da ilk defa duyulduğu için narkoz etkisi yapar, muhatabı şımartır, değişik havalara sokar, gerçekle bağını koparttırır, yani fayda değil daha çok zarar verir. Daha doğru bir ifadeyle kırk yılın başında bir duyan kişinin dengesini sarsar, ayarını iyiden iyiye bozar. Böylece ruhlar için beklenilen, olgunlaşmak için umulan fayda yine gerçekleşmemiş olur.. Hem gerçekleşse ne olacak ki. Yılların ihmalinin oluşturduğu koca delik / boşluk evlilik ya da arkadaşlık teklifi öncesindeki sınırlı süredeki çabalarla bir çırpıda kapanabilir mi! Bu kolay mı!


Gereksiz yere somurtkan, anlamsız bir biçimde kaprisli, tuhaf bir şekilde kompleksli, aynı ya da benzer durumlar karşısında bile tutarsız, insanlar da dahil olmak üzere tüm canlılara karşı duyarsız ve ilgisiz, sadece eleştiren ama takdir edemeyen, yüzüne karşı övemeyen lakin arkasından bol bol d(s)öven, çıkışların fevri olduğu, istikrarsız, ilkesiz, yani psikolojik açıdan sağlıksız birçok davranışımızın altında, hatta başlı başına cinselliğin bile temelinde yeteri kadar beğeni almamışlığın, doyurucu düzeyde ilgi ve övgü görmemişliğin rolü olduğunu düşünüyorum. Toplum, sağlıklı yollardan ve zamanında alamadığı bu ilgi, övgü ve beğeniyi alabilmek için ölçüsüzce yakınlaşan, hatta benliğiyle çatışmak pahasına yasak aşkalrın kollarına pervasızca koşan kadın ve erkekle dolu. Yoksa adına cinsellik dediğimiz mesele sadece cinsellik meselesi değil. Evet mesele bir vajen ile penisin birleşmesi işi değil. Farklı birinden ilgi görme, beğenildiğini hissetme, bunun yolu birlikte olmaktan geçiyorsa şayet (ki toplumumuzda çoğunlukla öyle. Ancak “yatarsa” görür çoğu kişi aslında koşulsuz olarak hak ettiği övgüyü, ilgiyi ve iltifatı) onu dahi göze alma gibi patolojik davranışlara kadar vardırıyor işi.

O yüzden Batı’da ortalama kişiler cinsel aldatmayı sadece cinsel ihtiyaçlarla yaparlar. Hatta çoğu aldatmaz; “boşanacağım, bu şekilde doğru değil” der. Bizde ise sırf duygusal ihtiyaçlarla yapılır bu işler daha çok. Evet, duygusal ihtiyaçlarla yaşanır, cinsel aldatmaların kahır ekserisi. Dediğim gibi, cinsellik gibi en mahrem şeyin verilirse ancak ilgi verilir, beğeni gösterilir, övgüde bulunulur bu topraklarda.

Aksi takdirde dedikodu yoluyla az buçuk bulunan, ayakta zaten zar zor duran öz saygı zedelenmeye, en ucuz ayıplamalarla beğenilme duyguları gün be gün tırtıklanmaya, ön yargı silahıyla ilgi gereksinimi dinamitlenmeye, ufacık bir hata dolayısıyla, toptancı ve genellemeci yaklaşımlarla övgü kıpırtıları yok edilmeye devam edilir, gidilir. İşin daha da enteresan yanı bütün bunu yapanlar sanki hiçbir şey olmamış gibi yaparlar, bir gün öldüğünde tabutunu taşıyarak ve abartılı timsah gözyaşlarıyla kendilerini affettirmeye bile çalışırlar. Yo sizin için değil; yine kendileri için. Artık sizin buna ihtiyacınız yoktur, ama onun halen vardır. Hiç olmazsa biraz rahatlamalılardır ki gönül hoşluğuyla aynı şeylere kaldıkları yerden yine aynı hızla devam edebilsinler. Lastiğin gazı biraz olsun alınabilsin ki üzerinde oldukları yoldan geri kalmasınlar.

O HALDE SONUÇ

İnsanların sadece verdiği kilosunu, zayıf oluşlarını, fiziklerinin güzelliğini değil; aklını ve zekasını da övün. Her insan güzel ya da çirkin olduğunu az çok bilir. Bu durumda duydukları; güzelse şayet söz konusu güzellik iltifatı vs. yüzeysel bir etki yapacaktır. Değilse zaten inandırıcı olmayacaktır; hatta maksatlı bir ima olarak bile yorumlanabilecektir. Dolayısı ile kaşı yapayım derken gözü çıkarabilecek, ilgili kişiyi olumsuz yönde etkileyebilecektir. İnsanların kesin bir hükümle gerçekçi olarak yargı sahibi olamadıkları ve çok önemsedikleri asıl şey akılları ve zekalarıdır. O halde asıl bunları övün.


Muhataplarınızın tespitlerindeki doğruluğu sadece dinleyip geçmeyin. Bunu basit ve sıradan görmeyin. Doğru düşünmek, gerçekçi analizler yapmak, mühim tespitlerde bulunmak çok az insanın becerebildiği önemli işlerdendir. Ve bu işlerin bir okulu da yoktur. Bu sebeple de sözünü ettiğim yetiler övgüye, takdire, üzerinde durmaya değerdir. O halde bolca, “Bu çok doğru bir tespit, tebrik ederim” deyin. “Çok sağlıklı, isabetli düşünüyorsun, maşallah, aferin” demekten gocunmayın.

“Harikasın, muhteşemsin, etkileyicisin” gibi ruhlarda büyü etkisi yapabilen sözleri sarf etmekten asla çekinmeyin. Diğerleri yer altındaki gömüye / hazineye kazma ile, bu sözler ise kepçe ile ulaşmaya benzer; daha kısa sürede yol kat ettirir.


”Sizi seviyorum, beni çok etkiliyorsun, siz iyi bir insansınız, size güveniyorum” mealindeki sözleri sık sık kullanın. Sevildiğini bilsin, sevilmeyi kana kana yaşasın, dahası bunu ta derinden hissetsin; böylece sevgiyi sadece aşk olarak algılar hale gelmesin. Sevgiyi yaşamak için illaki aşık olması gerektiğini düşünmesin, sevgiyi aşka indirgemesin, onu uzaklarda ve en zahmetli, en bedelli yollarda aramasın.

Psk. İzzet Güllü
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Kültürün ve Değerlerin Davranışlarımız Üzerindeki Yeri ve Önemi (Psikoloji Sohbetleri)" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     4 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
► Değerlerin Önemi Psk.Dnş.Rahmi DANİŞMENT
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,485 uzman makalesi arasında 'Kültürün ve Değerlerin Davranışlarımız Üzerindeki Yeri ve Önemi (Psikoloji Sohbetleri)' başlığıyla benzeşen toplam 37 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
◊ Bir Veda Yazısı Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


17:27
Top