2007'den Bugüne 90,106 Tavsiye, 27,732 Uzman ve 19,719 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Neden Duygularımız Var?
MAKALE #15989 © Yazan Uzm.Psk.Tamer Numan DUMAN | Yayın Aralık 2015 | 4,352 Okuyucu
NEDEN DUYGULARIMIZ VAR?
Öncelikle tüm duygular var oluşları itibariyle doğamızda vardır ve hayati derecede önemli bir işleve sahiptir. Sevinç, sevgi, merhamet, merak, aşk, coşku, arzu, umut, umutsuzluk, öfke, korku, üzüntü, imrenme, kıskançlık, pişmanlık, utanma gibi birçok duygu yaşarız. Bu duyguların bazıları daha temel, evrimsel olarak çok daha eski çağlarda ortaya çıkmış, hatta diğer canlılarda da gözlemlenebilen duygulardır. Bazı duygular ise doğuştan getirilmeyen öğrenme ve sosyalleşme sürecinde ortaya çıkan duygulardır. Duygu ile ilgilenen teorisyenlerin hangi duyguların temel duygu olduğu konusunda farklı yaklaşımları vardır. Ancak tüm araştırmacıların ortak kabul ettiği en temel duygular korku ve öfke duygusudur. Bu iki duygu evrimsel olarak alt basamaklarda olan sürüngenlerde, kuşlarda, hatta böceklerde dahi gözlemlenebilmektedir. Duygular bize neyin doğru neyin yanlış olduğunun, neyin zararlı ve kötü, neyin faydalı ve iyi olduğunun, dolayısıyla neyi yapmamız, neyi yapmamamız gerektiğinin sinyalini verir. Davranışlarımızı yönlendirir. Korku bir tehlike alarm sistemidir. Bize tehlike olduğunu, kaçmamız veya kaçınmamız, önlem almamız gerektiğini bildirir. Hiç korkmuyor olsaydık tehlikeli durumlara açık hale gelirdik. Öfke yine tehlikeye karşı mücadele etmek için var olan bir duygudur. Kendimizi ve sahip olduklarımızı, korumamızı, tehdidi alt etmemize yardımcı olur. Pişmanlık hata yaptığımızı hissettirir ve aynı şeyi tekrar yapmamamız gerektiğinin sinyalidir. Pişmanlık yaşamıyor olsak kendimiz ve başkaları için riskli, tehlikeli, zararlı davranışları yapmaya devam ediyor olurduk. Üzüntü duygusu bizim için değerli kişi ve şeylere daha özen göstermemizi, korumamızı sağlar. Çünkü sevdiğimiz birini ya da bir şeyi kaybettiğimizde üzülürüz. Bu üzüntüyü yaşamamak için de bizim için değerli olan kişi ve nesnelere daha özenli davranırız; sahip olduğumuz şeyleri korur, gözetiriz. Sevgi, merhamet gibi duygular toplumsal olmamıza, birbirimizi korumamıza ve yardımcı olmamıza katkıda bulunur. Çünkü insanoğlu yalnız başına doğada zayıf bir halkadır. Tek başına hayatını devam ettiremez. İnsanoğlu doğumundan itibaren olgunlaşması çok uzun yıllar süren ve bu süreçte korunmaya ve beslenmeye muhtaç bir canlıdır. Aşk bizi karşı cinse yönlendirir, nihayetinde ürememizi ve belki de bir aile olmamıza katkıda bulunur. Merak temelde yiyecek, su bulmamızı, daha iyi yaşam şartları aramamızı sağlayan bir duygudur. Belki de bu duygu sayesinde insanoğlu yeni yerler bulmak amacıyla dünyayı keşfe çıktı, bilinmeyeni araştırdı, bu sayede bilimsel keşifler ve teknoloji ortaya çıktı, uygarlıklar bu sayede kuruldu. İnsanoğlu çağlar boyu hep bilinmeyeni merak etti, aradı, bulmaya çalıştı.

Beyindeki duygu merkezleri beynin evrimsel olarak daha ilkel, içgüdü ve dürtülerle ilgili bölgelerinde bulunmaktadır. Bu bölgelere limbik sitem adı verilir. Talamus, hipotalamus, hipokampüs, beyin ödül sistemi ve amigdala gibi yapılar duygularla ilgili beyin yapılarıdır. Son yapılan araştırmalar özellikle amigdalanın duygusal yaşantının merkezi olduğunu göstermektedir. Duygusal yaşantının başlangıç noktası amigdaladır. Amigdala aynı zamanda bir duygu hafıza merkezidir. Bu beyin merkezi 100 binlerce yıl öncesinin şartlarında gelişmiştir ve günümüzde de aynı prensiplere göre çalışmaktadır. Çalışma sistemi tamamen hayatta kalmaya yöneliktir. O çağlarda insanlar doğada, orman kanunlarının geçerli olduğu şartlarda yaşamaktaydı. Etraf tehlikelerle doluydu. Hemen her tehdit hayati tehlike anlamına geliyordu. Ufak bir yaralanma bile ölümcül olabilirdi çünkü tedavi diye bir şey yoktu. İnsanların ortalama ömürleri ancak 20-25 yıldı. Yemek, su gibi temel ihtiyaçları karşılamak için çok fazla zaman ve enerji harcamak gerekiyordu. Açlıktan ölmek ya da yiyecek ararken ölmek sık sık olan şeylerdi. İnsanlar birbirleriyle de yiyecek, su kaynaklarına sahip olmak için sık sık kavga ediyor, savaşıyorlardı. Duygular işte bu çevresel şartlarda mücadele etmemizi, gerektiğinde savaşmamızı ya da tehlikeden kaçmamızı, yiyecek su bulmak için azimli ve kararlı olmamızı, farklı seçenekleri arayıp bulmamızı, birbirimize yardımcı olmamızı, üremek için eş bulmamızı, elimizdekileri korumamızı vs. kısaca birey olarak hayatta kalmamızı ve türümüzün devamını sağlamak için ortaya çıkmış hislerdir.

Peki insanda duygular nasıl ortaya çıkar? Her ne kadar duyguların ortaya çıkışı beynin daha ilkel bölgeleriyle ilişkili olsa da insanda duyguların ortaya çıkışı olayları, durumları, uyaranları nasıl değerlendirdiğimiz, ne düşündüğümüz, neye inandığımız, beklentilerimiz, kısaca bilişsel süreçlerimizle neredeyse bire bir ilişkilidir. Yani ne düşünüyorsak onu hissederiz. İnsanoğlunun öğrenmek, düşünmek, değerlendirmek, yorumlamak, mantık yürütmek, algılamak, uyaranları tanımak, mevcut verilerden sonuçlar çıkarmak, yordamak, tahmin etmek, muhakeme etmek, muhasebe etmek vs. gibi işlevleri vardır. Bizi diğer canlılardan ayıran özelliklerimiz bu işlevlerimizdir. Daha doğduğumuz günden itibaren duyu organlarımız vasıtasıyla yaşantılarımızdan, öğrendiklerimizden sonuçlar çıkarır, genellemeler yapar; kendimiz, diğer insanlar ve dünya ile ilgili bir takım kuramlar, kurallar, varsayımlar ve inançlar geliştiririz. Daha sonra olayları, yaşantıları, uyaranları bu varsayımlar, kuramlar ve inançlar doğrultusunda değerlendiririz. Bir durumun tehlikeli olduğunu, bize zarar vereceğini düşündüğümüzde korkarız. Örneğin gece evde yalnızken bir tıkırtı duyduğumuzu düşünelim. Bu uyaranı “eve biri girdi bana zarar verebilir” diye yorumladığımızda korku hissederiz. Aynı tıkırtıyı bir başka kişi “sıcaklık farkından dolayı mobilyaların genleşmesinden oluyor bu ses, ya da tıkırtı dışarıdan geliyor” şeklinde yorumlayabilir ve o kadar kaygılanmaz. Olay aynı olduğu halde kişinin bu olayı nasıl yorumladığı görüldüğü gibi ne hissettiğini değiştirmektedir. Diyelim bir kişi telefonda bir arkadaşını arıyor ama arkadaşı telefona cevap vermiyor. Bu durumda kişinin zihni bu durumu değerlendirmeye başlar “ benimle konuşmak istemiyor çünkü beni sevmiyor” diye değerlendirdiğinde üzüntü, ya da öfke hissedebilir. “Telefonu duymamış olabilir”, ya da “ şu an meşgul galiba” gibi bir değerlendirme ise farklı hissetmesine neden olur. Belki biraz merak edebilir. Bu örnekte de görüldüğü gibi durum, yaşantı aynı fakat değerlendirme farklı olduğunda hissedilen duygu da farklı olmaktadır. Kısaca söz konusu insan olduğunda duyguların ortaya çıkışı içgüdüsel refleksif tepkiler olmaktan çok yukarıda bahsettiğim bilişsel süreçler sonucu ortaya çıkmaktadır. Olayları durumları ne kadar nesnel realiteye uygun ve uyum sağlayıcı şekilde değerlendiriyor isek duygusal sağlığımız o denli yerinde demektir. Tam tersi olayları, durumları, yaşantıları değerlendirmemiz yorumlamamız nesnel realiteden çok sapıyorsa, aşırı genelleme yapıyorsak, olumsuz yaşantıları felaketleştiriyorsak, kendimiz, diğer insanlar ve dünya ile ilgili aşırı olumsuz inançlarımız varsa, bu durum duygusal sorunlar yaşamamıza neden olur.

Danışanların pek çoğu psikoterapiye hayatlarında bu olumsuz duyguları sık ve şiddetli yaşadıkları için başvururlar. Üzüntü, umutsuzluk, keyifsizlik, suçluluk gibi olumsuz duyguları kişi şiddetli ve süregen bir şekilde yaşıyorsa ve istekli olma, keyif alma, neşeli olma cinsel isteklilik gibi olumlu duyguları bariz bir şekilde azalmışsa bu durum depresyona işaret eder. Depresyon modern çağda bir ruhsal bozukluk olmakla birlikte, bu duygusal örüntünün insan doğasında var olmasının işlevsel bir rolü olabilir. Şöyle ki depresyon yaşayan kişinin ana bilişsel yapısı “başarısızlık” dır. Yani kişi kendini başarısız, işe yaramaz, değersiz, beceriksiz vs. görür. Evrimin en temel kuralı “başarılı genler varlığını devam ettirir, başarısız genler yok olur” evrimin asıl amacı canlının hayatta kalmasından çok türün devamını sağlamaktır. Türün devamı için de çevresel şartlara en iyi uyum sağlayan genetik yapıdaki canlının hayatta kalması gerekir. Bu nedenle depresyon aslında uyum sağlama yeteneğine sahip olmayan bireyin yok olmasına yönelik bir duygu olabilir. Doğa şartlarında başarılı olmak demek aslında nesnel ve basittir. Canlı yiyecek, su bulabiliyorsa, hayatta kalmak için savaşabiliyorsa, değişen çevresel şartlara rağmen sağlıklıysa başarılıdır. Ancak modern hayatta kişilerin başarı kavramı oldukça karmaşık ve subjektif yani kişinin yorumuna, kişisel değerlendirmesine, kendi koyduğu nesnel olmayan kriterlere bağlıdır. Yani bireyin depresyon yaşaması gerçekte başarısız, yetersiz vs. olmasından değil, kendi benliğini bu şekilde değerlendirmesindendir. Kişi korku, endişe duygusunu belli durumlarda ya da hayatının genelinde sık, duruma uygun olamayan bir şekilde ve şiddetli yaşıyorsa bu durum o kişide bir kaygı bozukluğu olduğunu göstermektedir. Kişi çok sık ve şiddetli öfkeleniyorsa, bu durum ilişkilerini olumsuz etkiliyorsa, bu öfkeyle sözel ya da fiziksel saldırgan davranışlar gösteriyorsa, kendine ve başkalarına bir şekilde zarar veriyorsa o kişinin bir öfke sorunu yaşadığı düşünülür.

Özetleyecek olursak olumsuz duygular belki insanların yaşamak istemediği, nahoş bir durumlardır ancak doğamızda vardır ve sağlıksız değildirler. Hatta gereklidirler. Sağlıksız olan bu duyguları sık, uzun süreli, abartılı ve şiddetli yaşamamaktır. Örneğin sevdiğimiz bir insanı kaybettiğimizde üzülmemiz, bir süre yas tutmamız belki nahoş ama sağlıklı ve normal bir durumdur. Ama bu yas ve üzüntü yıllarca sürüyor, kişinin yaşam kalitesini ve işlevselliğini bozuyorsa sağlıksızdır. Bankada sıra beklerken biri önümüze geçtiğinde bir miktar öfkelenmemiz ve bu öfkeyi yansıtmamız gayet normaldir. Ama beyninden vurulmuşçasına bir öfke yaşıyorsak, o kişiye fiziksel, sözel saldırıda bulunuyorsak bu sağlıksız bir öfkedir. Yolda bir köpek sürüsü bize doğru havlayarak geldiğinde korkmamız normal ve sağlıklıdır ancak bir köpeğin resmini bile görmek aşırı korkuya sebep oluyorsa bu sağlıksız bir kaygıdır. Arada sağlığımız için kaygılanıp doktor kontrolünden geçmemiz, tetkik yaptırmamız normaldir. Ama en ufak bir belirtide acil servise koşup tetkikler yaptırmak ve bir sorun olmadığını öğrendiğin halde kaygılanmaya devam etmek sağlıksız bir kaygıdır.

Bilişsel Davranışçı Terapi duygusal rahatsızlıkların tedavisinde çok etkili bir psikoterapi yöntemidir. Etkilidir çünkü insan davranışlarını, öğrenmeyi, duygusal yaşantıları, zihnin işleyiş prensiplerini çalışma konusu olarak ele alan öğrenme psikolojisi, deneysel psikolojisi, bilişsel psikoloji ve sosyal psikoloji literatürünün ortaya koyduğu bilimsel bilgilere dayalı, deneysel yöntemlerle etkililiği kanıtlanmış bir yöntemdir. Bilişsel Davranışçı Terapi hakkında daha fazla bilgiyi diğer yazılarımda bulabilirsiniz.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Neden Duygularımız Var?" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Tamer Numan DUMAN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Tamer Numan DUMAN'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     2 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Tamer Numan DUMAN Fotoğraf
Uzm.Psk.Tamer Numan DUMAN
Ankara (Online hizmet de veriyor)
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi32 kez tavsiye edildi
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Tamer Numan DUMAN'ın Yazıları
► Korona Virüs ve Duygularımız Psk.Seda KARACA
► Duygularımız Kaderimizi Etiketler Psk.Dnş.Mehmet POLATOĞLU
► Analitik Hipnoz / Duygularımız Psk.Şahin UÇAR
► Olumsuz Duygularımız da Değerli Midir Bizim İçin? Psk.Dnş.Fatma YÜCEL TEMİZKAN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,719 uzman makalesi arasında 'Neden Duygularımız Var?' başlığıyla benzeşen toplam 14 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Yeme Bozuklukları Ocak 2016
► Sınav Kaygısı Ocak 2015
◊ Sosyal Fobi Eylül 2014
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


13:03
Top