2007'den Bugüne 88,755 Tavsiye, 27,436 Uzman ve 19,542 Bilimsel Makale
Site İçi Arama
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Öfke ve Düşük Engellenme Toleransı
MAKALE #16028 © Yazan Uzm.Psk.Tamer Numan DUMAN | Yayın Ocak 2016 | 6,327 Okuyucu
Öfke en temel duygularımızdan biridir ve tüm diğer duygular gibi varoluş amacı hayatta kalmaktır. Diğer canlılarda da gözlemlenebilmektedir. Peki neden bu duyguya sahibiz? Biz her ne kadar modern bir hayat yaşasak da beynimizin özellikle duygularla ilgili merkezleri hala bundan 10 binlerce yıl öncesinin ilkel şartlarına göre çalışmaktadır. Çünkü o şartlarda evrimleşmiştir. İnsan beyni belki 100 bin senedir hiç değişmemiştir. Tehlike karşısında tüm canlıların iki temel davranışı vardır “kaçma ya da savaşma”. Kaçmak için hissettiğimiz duygu “korku” savaşmak söz konusu olduğunda hissettiğimiz duygu ise “öfke”dir. Her iki duygunun da vücuttaki fizyolojik yansımaları benzerdir. Kalp hızı artar, kaslar gerilir, soluk alıp verme hızlanır, vücut teyakkuz durumuna geçer. Çünkü kaçmak için de savaşmak için de hızlı, güçlü ve çabuk olmak gerekir. Kalbin hızlanmasının nedeni kaslara, organlara daha fazla oksijen ve enerji sağlamaktır. Nefes hızlanır böylelikle vücuda daha fazla oksijen sağlanır. Adrenalin gibi hormonlar kasların daha gergin ve güçlü olmasını sağlar. İnsan öfkelendiğinde kendini normalden daha güçlü ve enerjik hissetmesi bu yüzdendir. Dikkat tehdide odaklanır, göz bebekleri büyür, içgüdüsel olarak topyekun hasma saldırı moduna geçilir. Öfke sırasında vücutta ne olup bittiğini anlatan birçok deyim vardır. “kan beynime sıçradı, öfkeden gözüm döndü, öfke baldan tatlıdır” gibi. Nihai amaç her ne olursa olsun tehdidi bertaraf etmektir.
Tüm bu fizyolojik aktivasyon beyinde otonom sinir sistemi vasıtasıyla kendiliğinden otomatik olarak ortaya çıkar. Otonom sinir sistemini tetikleyen organ ise duygu merkezi amigdaladır. İlkel doğa koşullarında öfkelenmek ve saldırganlık hayatta kalabilmek için gerekli bir özellik olabilir. Çünkü vahşi hayvanlar ya da diğer insanlar tarafından saldırıya uğrama ihtimali çok fazladır. Yiyecek ve su bulmak çok fazla zaman ve çaba gerektirmektedir. Sahip olduğun yiyeceği, suyu veya bir nesneyi başkasına kaptırmak bile hayati bir öneme sahiptir. Çünkü yiyeceğini, avını kaptırırsan açlıktan ölebilirsin. Yine barınağını, silahını kaptırırsan korunmasız kalıp ölebilirsin. Güçlü olanın sağ kalabildiği bu şartlarda sen de güçlü olmalısın.
Günümüzde artık modern bir hayat yaşıyoruz. Hayati tehlikeler nadiren ortaya çıkıyor. Yiyecek insanlık tarihi boyunca hiç olmadığı kadar bol. Toplumsal kurallar var. İnsanların çoğu bu kurallara uyuyor. Hakkımızı aramak için toplumsal kurumlar var. Kayıplar ve amaca dönük engeller telafi edilemez boyutta değil vs. Dolayısıyla ilkel şartlarda öfke işlevsel bir duygu olsa da modern hayatta bu işlevselliğini yitirebiliyor. Aşırı öfkeli olmak günümüzde ilişkilerimizi bozabiliyor. Öfkenin yol açtığı sözel ya da fiziksel saldırganlık eğilimi başımıza işler açabiliyor. Aşırı öfke yüzünden başkalarına zarar verebiliyor ya da kendimiz zarar görebiliyoruz. Kısaca artık toplum içinde yaşıyoruz ve içinde yaşadığımız toplum öfkeli olmayı desteklemiyor.
Söz konusu insan olduğunda bir duygunun ortaya çıkışı uyaranları, olayları, durumları, yaşantıları nasıl değerlendirdiğimizle yani bilişsel fonksiyonlarımızla birebir ilişkili olmaktadır. Bu konuyu “duyguları anlamak” başlıklı yazımda detaylı ele almıştım. Yazımın bundan sonraki bölümünde öfke duygusuyla ilgili bilişsel süreçlerden bahsedeceğim.
Öfke duygusu doğası gereği temel olarak engellendiğimizde ortaya çıkar. Bunun dışında haksızlığa uğradığımızda veya haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüzde, eleştirildiğimizde veya eleştirildiğimizi düşündüğümüzde, kişisel hak ve sınırlarımıza tecavüz edildiğinde veya edildiğini düşündüğümüzde vs. yaşadığımız bir duygudur. Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta gerçekte haksızlığa uğradık mı, eleştirildik ya da küçük düşürüldük mü, haklarımıza, sınırlarımıza tecavüz edildi mi tüm bunlardan çok bizim öyle düşünüyor, yorumluyor olmamız öfke duygusunun ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Gerçekte de haksızlığa uğramış, eleştirilmiş, hakkımız gasp edilmiş olabilir ama olmayabilir de. Ya da hissettiğimiz öfkenin şiddeti ve süresi yaşadığımız olayla orantılı olabilir ya da olmayabilir. Hissettiğimiz duygunun şiddetiyle birlikte davranışımız ölçülü, makul olabilir ya da aşırı, zarar verici olabilir. Daha önce de belirttiğim gibi öfke doğamızda var ve bu duyguyu zaman zaman hissetmemiz gayet normal. Ama bu duyguyu çok sık ve şiddetli yaşıyorsak, davranışlarımız öfke yaşadığımız durumla orantısız bir şekilde aşırı saldıgan ve yıkıcı oluyorsa bu durumda sağlıksız, patolojik bir öfke söz konusudur. Sağlıksız, patolojik öfkenin en belirgin özelliği “düşük engellenme toleransı”dır. Düşük engellenme toleransı (DET) olan bireyler hedeflerinin, dileklerinin ya da eylemlerinin bölünmesine, gerçekleşmemesine ya da karşı çıkılmasına karşı aşırı hassaslardır. Hayatını, karşılaştığı olayları “istediğimi elde edebiliyor muyum” ya da “insanlar benim yoluma mı çıkıyorlar?” soruları ışığında değerlendirir. Bu nedenle kronik olarak sabırsız, toleranssız ve geçimsiz olurlar. Dürtülerini, istek ve beklentilerini derhal karşılanması gereken “zorunlu ihtiyaçlar” (meli malı) olarak görürler. Gerçekte hayatta zorunlu ihtiyaç ihtiva eden belli başlı şeyler vardır. Bunlar yiyecek, su ve oksijendir. Ancak kişi bir durumu, bir şeyi olmazsa olmaz bir zaruriyet olarak değerlendirdiğinde gerçekte öyle olmasa bile beyinin duygu merkezi buna bir zaruriyetmiş gibi duygusal tepki verir ve kişi sanki hayati bir tehdit söz konusuymuş gibi öfke, korku, ya da çökkünlük hisseder. DET olan kişiler başka insanlar üzerine olduğu kadar kendilerine de bu dayatmaları (meli-malı) yüklerler. Hedeflerine derhal ulaşmaları gerektiği varsayımıyla hareket ederler. Herhangi bir erteleme hiç bitmeyecekmiş gibi, herhangi bir bölünme de vicdansızlık gibi algılanır. Üzüntü, kaygı, pişmanlık, utanç gibi tüm olumsuz duygulara aşırı tahammülsüzdürler. Bu duygular hemen öfkeye dönüşebilir. Diğer insanlardan aşırı beklentileri vardır. “bana yardım etmeyen ya da benim hedeflerime ulaşmamı hızlandırmayan herkes bencildir; başkalarının benim dileklerime uyum göstermemeleri bana karşı çıkmaları anlamına gelir” gibi. DET’li birey destek ya da yardım eksikliğini umursamazlık, görmezden gelme ya da sorumsuzluğun işareti olarak yorumlar. Kendilerini haklı ihtiyaçlarına duyarsız kalınan, diğer insanlar tarafından kontrol ya da mağdur edilen kişiler olarak algılarlar. Engellenmeleri sanki kasti olarak yapılıyormuş gibi kişiselleştirir ve sorumlu gördükleri kişiyi suçlarlar. Duygusal stres yaşadıklarında hep ya da hiç tarzı düşünme, seçici soyutlama, aşırı genelleme, felaketleştirme ve kişiselleştirme gibi düşünce hataları yapma eğilimindedirler. Karşılanmayan isteklerini; “bunu asla tamamlayamayacağım”, “diğerleri hiçbir zaman benimle işbirliği yapmayacak”, “insanlar daima benim yoluma çıkar.” şeklinde aşırı genellemeye ve felaketleştirmeye eğilimlidirler. Tehdit olarak gördükleri durumları azaltmak ve acıyı engellemek için çevrelerini çok daha fazla kontrol etmeye çalışırlar ve diğer insanlara daha fazla ilgi ve beklenti empoze ederler. Başkaları üzerindeki talep ve iddiaları arttıkça hayal kırıklığına, yüz üstü bırakılmaya ve engellenmeye yatkınlıkları da artar. Bu nedenle, bu başkalarını kontrol etme stratejisi eninde sonunda kendi kendini bitirir. Çünkü Sosyal çevre bu devam eden beklenti ve talepleri her zaman karşılayamayacak ya da karşılamak istemeyecektir.
Düşük engellenme toleransının altında “ben çaresizim” “yetersizim”, “zayıfım” ya da “ ben sevilmeye layık biri değilim” inançları yatar. İsteklere ya da hedeflere ulaşmayla ilgili herhangi bir gecikme, bölünme ya da sorun çaresizlik ve sevilmeme hissi uyandırır ve bu da strese, son olarak öfkeye neden olur. Öfke ve husumet birçok amaca hizmet eder. İnsanları yaptıkları ve yapmadıkları eylemler nedeniyle “cezalandırmak” onların üzerinde kontrol kurmak için çok etkilidir. Cezanın ister şikayet şeklinde olsun ister sitem şeklinde, isterse de öfke nöbeti şeklinde olsun karşısındaki kişinin gelecekteki davranışlarını kendi beklentilerine uygun şekilde şekillendirebileceklerini varsayarlar. Öfkenin gösterilmesi bir güç hissi (geçici bile olsa) uyandırır. Engellenme ve hayal kırıklığı benliğinin etkisiz olarak algılanmasını harekete geçirdiğinden öfke ve bunun davranışsal yansımaları benlik kavramını “ben güçsüzüm” den “ benim gücüm var”a çevirebilir. Oysaki başkalarını cezalandırmak kendi kendini bitiren bir stratejidir. Diğer kişiler de öfkelenirler ve bir güç savaşı başlar. Kişinin diğerlerini kontrol etmeye yönelik nafile çabaları giderek artar ve bir kısır döngüde dolanır, bu da daha fazla hayal kırıklığına ve öfkeye neden olur.
Öfkenin azaltılmasında, daha makul ve ılımlı bir düzeyde yaşanmasında temel müdahale noktası düşük engellenme eşiği, dolayısıyla kişinin sonu “meli-malı” ile biten dayatmacı, aşırı beklenti içeren inançlarına müdahale etmektir. Kişi bu beklenti ve inançları gerçekleşmediğinde bu durumu felaketleştirmekte ve aşırı genellemektedir. Bu inançlar sağlıksız inançlardır çünkü birincisi öfke üzüntü, hayal kırıklığı gibi duyguları sık ve şiddetli yaşamalarına sebep olur. İkincisi bu inançlar mantıklı değildir. Çünkü hayatın realitesine uygun değillerdir. Bilişsel davranışçı terapi sürecinde öncelikle danışanın bu inançları önce belirlenip, sonra bilişsel müdahale teknikleriyle değiştirilmeye çalışılır. Yerine daha makul, mantıklı, hayatın realitesine uygun, uyum sağlayıcı inançlar geliştirmesine yardımcı olunur. Beraberinde davranış deneyleri, örneğin öfkeye saldırı egzersizleri yapılır. Danışanın normalde aşırı öfkelenebileceği durumlara girmesi ya da yaratması istenir. Öfke hissettiğinde bu öfkeyi davranışa dökmez, kendine o durumla ilgili sağlıklı inancı hatırlatır ve öfkesinin dinmesini bekler. Bu egzersizlere devam ettikçe zamanla benzer durumlar yaşadığında daha az öfkelendiğini fark eder. Ya da imajinasyon tekniğiyle öfke yaşadığı durumları zihninde hayal etmesi istenir. Öfkenin en yoğun olduğu anda kendine sağlıklı inancı hatırlatır. Beraberinde gevşeme egzersizi yaptırılır. Danışanla iletişim teknikleri, etkili problem çözme teknikleri çalışılır. Atılganlık eğitimi verilir vs.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Öfke ve Düşük Engellenme Toleransı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Tamer Numan DUMAN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Tamer Numan DUMAN'ın izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     3 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Yazan Uzman
Tamer Numan DUMAN Fotoğraf
Uzm.Psk.Tamer Numan DUMAN
Ankara (Online hizmet de veriyor)
Uzman Psikolog
TavsiyeEdiyorum.com Üyesi30 kez tavsiye edildi
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Tamer Numan DUMAN'ın Yazıları
► Engellenme ve Başa Çıkma Yolları Psk.Mehmet Enver BAYATLI
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 19,542 uzman makalesi arasında 'Öfke ve Düşük Engellenme Toleransı' başlığıyla benzeşen toplam 41 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Yeme Bozuklukları Ocak 2016
► Neden Duygularımız Var? Aralık 2015
► Sınav Kaygısı Ocak 2015
◊ Sosyal Fobi Eylül 2014
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


16:14
Top