2007'den Bugüne 73,602 Tavsiye, 24,426 Uzman ve 16,675 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
14-15-16 Ocak 2018 – İstanbul
■ Eğitim sadece uzman dil-konuşma terapistlerine açıktır.
■ Dil ve konuşma bozuklukları lisans- yükseklisans veya doktora programlarından mezun olanlar veya bu bölümlerde okuyan öğrenciler kayıt yaptırabilirler.
■ Kontenjan 14 kişi ile sınırlıdır.
Ölümün Çocuk ve Ergenler Üzerindeki Psikolojik Etkisi: Kayıp Yaşayan Çocuk ve Ergenler
MAKALE #5142 © Yazan Uzm.Psk.Burcu ÇATALOĞLU SİNANGİN | Yayın Temmuz 2010 | 18,642 Okuyucu
Sevdiği birinin ölümü kişi için kaçınılmaz bir durumdur ve her yaşta baş edilmesi güç bir yaşam olayıdır. Kaybı yaşayan bir çocuk ya da ergen olduğunda ise bu durumun anlamlandırılması, kavranması ve kabullenilmesi daha da zor olmaktadır. Çünkü çocuk özellikle ebeveynini kaybettiğinde hem duygusal, hem de ekonomik açıdan zorlanacaktır.

Ölüm yoluyla kayıptan söz edildiğinde yas ve üzüntü çok farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır. Yas, "bizim için çok fazla önemi olan birisini sonsuza dek kaybettiğimizde hissettiğimiz üzüntüden doğan duygular" olarak tanımlanabilir. Kayıp sonrası yaşanan üzüntü, bireyin kayıp nedeniyle yaşadığı duygusal sıkıntı durumudur. Yas ise, üzüntüyü de içine alan içsel ve dışsal tepkileri kapsayan bir süreçtir. Yas tepkileri; uyku, yeme sorunları gibi fiziksel, kızgınlık, öfke, suçluluk, endişe gibi duygusal ve diğer aile üyelerinin bakımı, arkadaş ve akrabalarla olan ilişkilerin sürüp sürmemesi gibi sosyal tepki biçimlerinde kendisini gösterebilir. Matem, kaybın kültürel yanını temsil eder ve bilinçli ya da bilinçsiz kültürel tepkileri içerir. Yas aslında ölen kişiyle olan ilişkiler doğrultusunda tamamlanmamış planları, istekleri, hayalleri ve fantezileri içerir. Matem süreci kaybedilen kişiye yeniden ulaşmaya çalışma, üzüntü ve yeniden yapılanma aşamalarından oluşmaktadır.

Üzüntü ve yas süreci, kaybedilen kişiyle olan ilişkilere, kaybın yaşandığı ortama ve kişiye olan bağlılığa göre değişmektedir. Yastan doğan acılardan dolayı bireylerin duygusaltepkilerinde birtakım farklılıklar oluşabilir. Sıklıkla verilen tepkiler şunlardır: • Şok : "Bu gerçek olamaz",
• İnkar: "Haber yanlış olmalı"
• Kızgınlık: "Niçin o, bir başkası değil"
• Suçluluk: "Hamileliğimde niye sigara içtim"
• Korku: "Ya diğer çocuklarıma bir şey olursa"
• Tükenmişlik, depresyon ve pazarlık etme: "Bir mucize olsaydı" şeklinde ifadelere rastlanabilir.

Yas sürecinin tamamlanmasıyla birey bazı değişikliklere uğramaktadır. Kişinin hissettikleri ve yaşadıkları, yaşam biçimini yeniden düzenlemesini sağlar. Çözümlenmiş yas; bireyin acı çekmeksizin kaybettiği kişiyi hatırlayabilmesidir.
Yas sürecinin tamamlanması 4 süreci kapsamaktadır. Bunlar:
1) Kayıp gerçeğini kabullenmek,
2) Yastan doğan fiziksel ve duygusal acı ile baş etmeye çalışmak,
3) Ölen kişinin özlendiği bir çevreye uyum sağlamak,
4) Ölen kişinin yerini duygusal olarak belirlemek ve bu duyguyla yaşamaya devam etmek. Yas tutan birey zorunlu olan bu süreçleri tamamladığınde matemin üstesinden gelebilecektir.

Kayıpla başa çıkmada sağlıklı veya sağlıksız yolların kullanılması; ölen kişinin kimliği ve rolü, yas tutan kişinin yaşı ve cinsiyeti, kaybın şekli ve nedenleri, kayıp sonrası ortamın koşulları, yastaki kişinin kaybedilen kişiyle ilişkisi gibi nedenlere bağlı olabilir.

Yaşanan kayıplardan sonra bazı bireyler yaslarını tamamlamayarak sürdürebilir veya uzatabilirler. Yas sürecinin uzaması olumsuz bazı davranış kalıplarını da beraberinde getirebilir. Bazen de kayıp duygusu yok sayılarak reddedilir ve bir başka zaman yaşanmak üzere ertelenebilir. Yok sayma veya erteleme kişiyi kısa bir süre için koruyor görünse de sonrasında daha büyük ve uzun süre acı çekmesine sebep olbilmektedir.

Sağlıklı bir şekilde başa çıkılarak süreç tamamlanıyor ve birey yeniden yakın çevresi, dış dünya ile ilişkiler ve bağlar kurabiliyorsa umut ve uyum sağlanmış olmaktadır. Ancak birey sağlıksız yollarla bu süreci aşamıyor ve saplanıp kalıyorsa bu noktada profesyonel yardım alması gerektiği söylenebilir.

Çocuk ve Ölüm Kavramı

Çocuklarla ölüm üzerine konuşulurken bilinmesi gereken en önemli şeylerden ilki, çocukların bu konuda neyi bildikleri, diğeri ise neyi bilmedikleridir. Eğer korkulan, rahatsızlıkları ve yanlış bilgileri varsa, gerekli bilgiler verilerek korku, endişe ve şaşkınlıkları giderebilmek mümkündür. Konuşmak her zaman bütün sorunları çözmeyebilir ancak sınırlı da olsa anlamalarını sağlayabilir. Çocuklarla ölüm üzerine konuşulurken söylenecekler "çocuğun yaşına" ve "çocuğun geçmiş yaşam deneyimlerine" bağlı olarak belirlenebilir. Ayrıca bireysel farklılıklar göz önüne alındığında deneyimler, inançlar, duygular ve durumlar farklılaşabilir.

Çocuklar aslında ölümün farkındadırlar. Çevrelerinde çeşitli hayvanların ölümünü görmekte, televizyonlardaki programlarda izlemekte, hatta oyunlarında ölümü canlandırmaktadırlar. Ölüm yaşamın bir parçasıdır ve çocuklar yetişkinlerden farklı olsa da ölümün farkındadırlar. Eğer çocuklarla bu konuda konuşulur ve ihtiyaçları olan bilgiler verilirse, yaşayacakları herhangi bir krize hazırlanmaları ve üstesinden gelmede kendilerine yardımcı olunabilir. Açık, dürüst ve rahatlatıcı bilgiler birçok şeyi kolaylaştırmaktadır. Çocuklar çok iyi gözlemcidirler. Neyin söylendiği veya söylenmediğine ilişkin mesajları rahatlıkla alabilirler. İletişim engelleri koymak, bunu konuşmaktan kaçınmak, çocuklarda ölümün endişe verici olduğunu düşünmelerine ve daha da korkmalarına sebep olur. Bunun yanında çocuğun anlayamayacağı ve ihtiyacı olmayan bilgiyle onu yüzleştirmek çocukta karmaşıklığa da yol açabilir. Önemli olan çocuğun kapasitesine uygun bilginin verilmesidir. Çocukların ölüm hakkındaki sorularına cevap verilirken, yetişkinin birtakım şüphelerinin olmaması da çok önemlidir. Kuşkulu cevaplar çocuklar tarafından fark edileceğinden rahat, kesin, basit, savunucu olmayan, şaşkınlık içermeyen açıklamalar, çocuğun ölümü anlamasında işe yarayacaktır. Açıklamalar yapılırken şu noktalara dikkat edilmelidir:
• Çocuk hazır olduğunda iletişim kurma isteğine cevap vermek,
• İletişim çabalarını engellememek,
• Dürüst açıklamalar yapmak,
• Dinlemek ve çocuğun duygularını kabul etmek,
• Çok küçük olduklarını söyleyerek sorularını ertelememek,
• Kısa, basit açıklamalarla sorularını yanıtlamak, kafalarını daha da karıştıracak açıklamalardan kaçınmak.

Çocuklara ölüm hakkında söylenebilecekler yaş, kişilik özellikleri ve ölen kişiyle ilişkinin düzeyine göre değişmektedir. Bu kriter göz önüne alındığında çocukların gelişimsel özellikleri ve anlama kapasitelerine bağlı olarak ölüm, kayıp ve yas kavramlarını algılamaları farklılaşmaktadır.

0-2 YAŞ

İlk yıllarda bebeğin annesiyle kurduğu ilişki, onun diğer insan canlılarıyla olan ilk ve anlamlı bağlantısını sağlar. Dolayısıyla bebek için anne, dış dünya ile bağlantıyı sağlayan kişidir. Bu dönemde yaşanacak bir kayıp, bebek tarafından doğrudan algılanamayacağından anne veya anne yerine geçen ve bebeğe bakan kişi aracılığıyla yaşanır. Annenin aşırı reaksiyonu olmadığı sürece yaşanan kayıp bebek üzerinde etki yaratmayabilir. İlk 9 ay içerisinde bebek anneyi kaybetmişse bu kayıp 9 ay- 2 yaş arasında yaşanacak kayba göre bebeği daha az etkiler.

İlk yıllarda anne ölürse bebek bunu hisseder ama anlayamaz. Bebek annenin uzun süreli yokluğu veya ölümü arasındaki ayrımı fark edemez. Yeme, uyku, tuvalet alışkanlıklarında değişiklikler meydana gelir. Fakat bebek üzüntülü olmakla bunu ifade edebilmektedir. Anne yoksunluğu yaşayan bebeklerin belirli bir süre sonunda, itiraz etme, ümitsizlik ve çözülme tepkileri verdikleri yapılan çalışmalarda görülmüştür. Bu sürenin uzaması, yoksunluğun giderilememesi durumunda da; bilişsel ve duygusal gelişimde gerileme veya duraklama, kronik hastalıklar,depresyon belirtileri ve uyumsuzluk görülebilmektedir. 9 ay ile 2 yaş arasında bilişsel süreçler ilerlediğinden bebek annesini tanır. Eğer bu dönemde anne ölürse bebek şiddetli ağlamalar ve üzüntüyle tepki verebilir. Bu dönemde annenin kaybı bebeği, baba, kardeş veya büyükanne / büyükbabanın kaybından daha fazla etkiler.

Babanın kaybında bebek yalnız başına bunu fark edemez annenin tepkileri aracılığıyla kayıp duygusunu yaşayabilir. İlk 6–9 ay arasında bebek annesini tanır ve annenin kaybından sonra yerine geçerek kendisine bakan kişiyi kabullenebilir ancak 9 aydan sonra bebek eğer ölen anneyle çok iyi bağlar oluşturmuşsa yerine geçecek kişiyi çok çabuk protesto edebilir veya kabullenmeyebilir. Araştırmalar, yetişkin yaşamında psikiyatri kliniklerine başvuran pek çok kişinin çocukluk veya ergenlik döneminde ebeveyn kaybı yaşadıklarını göstermektedir. Eğer anne yerine geçen kişiler bulunamazsa, bebek eski duyarlılığını yeniden kazanamaz ve ileriki yaşamında başkalarına inanmakta ve güvenmekte zorluk çeken birey olabilir.

2-5 YAŞ

Bu dönem çocukları ölümü, geri dönüşü olan, geçici ve kişiye özgü olarak yorumlarlar. Okul öncesi dönem çocuğu ölüm ve kayıp kavramlarını anlama ve üstesinden gelme kapasitesine sahip değildirler. İlk neden ölümün zaman kavramıyla ilgili oluşudur, çünkü ölüm geri dönüşü olmayan bir kavramdır. Yas ise, sürekli bir kayıptan doğan duygudur. 2-3 yaş çocuğu "sürekliliğin" anlamını kavrayamaz. Çocuk 4–5 yaşlarına geldiğinde ancak geçmiş, şimdi ve gelecek kavramlarını anlamaya başlayabilir. Bu yaşlardan önce çocuk sevdiği birisinin sonsuza değin yokluğuyla ölümü birleştiremez. Ölen kişinin yaşamını başka bir yerde (örneğinbulutlar üzerinde) sürdürdüğünü ya da ölen kişinin belli bir süre sonra geri geleceğini düşünür. İlişkili olmayan şeyleri birbiriyle bağlantılandırma eğilimindedir. Ayrıca ölümün getirdiği karmaşıklıkla kendini suçlama çok fazla görülür.

İkinci neden ise, okul öncesi dönem çocuğunun benmerkezci olmasıdır. Bu dönem özelliklerinden dolayı çocuklar ancak ihtiyaçları karşılanmadığında ölen kişinin yokluğunu hissedebilirler. Okul öncesi kuruma giden çocuk, ebeveyni onu kuruma bıraktığında ağlamaya başlayabilir ancak kısa bir süre içinde kendisiyle ilgilenen ve yanında olan diğer kişilerin varlığını fark ettiğinde, yeni ilişkiler kurmaya başlar.

Dil gelişimi tamamlandığından bu yaşlarda çocuklar mükemmel şekilde dili kullanabilirler ve dolayısıyla yaşadıkları kayıpla ilgili duygularını dile getirebilirler. Eğer ebeveynleri açıklama yaparsa bu yaş çocukları kaybı anlayabilecek yeterliğe sahiptirler. Ebeveyn kayıptan sonra da yaşamlarının güvencede olduğu ve yine aynı şekilde devam edeceği konusunda cesaretlendirirse kolaylıkla bunu anlayabilirler. Bazı çocuklar duygularını ifade edemezler ve uyku, yeme bozuklukları saldırganlık, içe çekilme gibi bazı uyum ve davranış sorunları ortaya çıkabilir. Ebeveyn bu konuda dikkatli olmalı ve çocuğunu gözlemlemelidir. Çocuğu neyin rahatsız ettiğini öğrenmeye çalışmalıdır.

6–11 YAŞ

Bu yaş döneminde çocuk geçmiş, şimdi ve gelecekle ilgili olarak zaman kavramını öğrenmiş ve kendi yaşamıyla ilişkilendirmeye başlamıştır. Zaman kavramını öğrenmesi çocuğun ölüm (yaşamın sonlanması) kavramını anlamasını kolaylaştırır. Eğer birisi ölürse artık çocuk bir daha onun geri dönmeyeceğini bilir. Bu özelliklerinden dolayı çocuk yetişkine benzer şekilde kayıp sonrasında yoğun üzüntüler yaşayabilir. Aileden birisinin kaybına çocuk güçlü tepkiler verebilir. Okul çağı çocuğu bilir ki kayıp, çok üzüntü veren zorlu bir süreçtir. Üzüntüsünün yoğunluğunu farklı derecelerde ifade edebilir. Açık bir şekilde ağlayabilir, uyku, yemek yeme alışkanlıklarında veya diğer davranışlarında değişiklikler meydana" gelebilir. Saldırganlık, içe çekilme, alt ıslatma vb. davranış problemleri ortaya çıkabilir. Ayrıca ölen kişinin bazı özelliklerini taklit etme gibi davranışlar da gözlenebilir. Bu oldukça normal bir durumdur zaman içinde giderek azalarak yok olacaktır.

5–9 yaş çocuğu ölümü yaşayan tüm canlı şeylerin sonlanması olarak, bir son olarak görür. Henüz ölüm kavramı kişiselleştirilmemiştir. Düşünceleri yoluyla bundan kaçabileceğini zanneder. Ölümü; melekler, iskelet vb. ile canlandırma eğilimindedir. Yaratıkların gelip onu alacağından korkar, ruh, ceset, hayalet gibi kelimeler onu korkutur. Ölüm konularına ilgi göstermeye başlar. Bazı çocukların bu dönemde gece kabusları vardır.

Ergenlik Dönemi

9–10 yaşlarından ergenliğe kadar uzanan dönemde hayali düşünceler devam eder. Zaman içinde çocuk ölümün tamamen geri dönüşü olmayan, tüm canlı varlıklarda görülen bir şey olduğunu kavramaya başlar. Kendi aileleri ve yakın çevreleri için endişelenmeye başlarlar. "Ne oldu?" sorusunu sıklıkla sorarlar. Yaşama ve ölüme felsefi bir bakış açısıyla yaklaşır. Ergenlikte özellikle yaşamın anlamı sorgulanır. Bazı ergenler ölüm korkusunu engellemek için yaşam şekillerinde değişiklik yaparlar. Yetişkinlerin bu konudaki görüşlerine ihtiyaç duyarlar, birilerinin onları dinlemesi oldukça önemlidir. Yakın çevresinde bir ölüm olayı yaşandığında suçluluk, kızgınlık veya sorumluluk duyabilirler. Henüz özel ve genele ait duygularının ayrımını yapamazlar. Ergenlik dönemindeki kayıplar kimlik gelişimi açısından oldukça önemlidir. Ergen bu dönemde kendini kabul, benlik saygısı düzeyini belirlerken var oluşunu da sorgulamaktadır.

Bireysel Farklılıklar

Çocukların ölüm, kayıp ve yas kavramlarına ilişkin algı ve yaklaşımlarını etkileyen bir diğer kriter de "bireysel deneyimler"dir. Burada unutulmaması gereken bir nokta her çocuğun tek olduğudur. Bazı çocuklar 3 yaşından önce bu konuda sorular sormaya başlarken, bazı çocuklar da yalnızca yakın çevrelerinde bir ölüm olayıyla karşılaştıklarında bunun farkına varırlar ve o zaman bu konuyla ilgilenirler.

Kayıp ve yasa ilişkin yaşananlar bireysel farklılıklara bağlı olarak değişebilir. Bunun ne kadar süre ile nasıl yaşanacağı bireyin kapasitesiyle ilişkilidir Kayıp yaşayan çocuğun verebileceği bazı tepkileri şunlardır:
· Okul başarısında değişiklik,
· Okula gitmeyi, uyumayı, arkadaşlarıyla oynamayı reddetme,
· Ölen kişi hakkında konuşmayı reddetme, ölen kişiye ait şeylerden uzak durma
· Aşırı hareketlilik, oyunlarda sürekli hareket etme, huzursuzluk,
· Anksiyete ve fobiler,
· Kendini suçlama veya dikkat çekmeye çalışma,
· Uyku bozuklukları, gece kabusları,
· Çalma, saldırganlık vb. davranışlar,
· Otorite figürlerine karşı gelme,
· Sıklıkla nedeni açıklanamayan öfke nöbetleri,
· Sosyal içe kapanma,
· Alkol veya madde bağımlılığı,
· Günlük sorunlarla başa çıkmada zorluklar,
· Israrlı fiziksel şikayetler,
· Ölüm düşüncesi, iştah kaybı, uyku bozuklukları nedeniyle depresif eğilimler,
· Uzun süreli duygu yokluğu,
· Sık panik ataklar,

Ebeveyn Ne Yapmalıdır?

Ölüm kavramı üzerinde konuşurken ebeveyn olabildiğince açık, sade ve basit bir şekilde konuya yaklaşmalıdır. Özellikle okul öncesi dönemdeki çocuk için uzun ve karmaşık cevaplar sıkıcı ve anlaşılmaz olabilir.

Çocuklara verilen cevaplar bir sonraki soru soruluncaya kadar onları idare edebilir. Bazen tekrar tekrar aynı soruları sorabilirler. Deneyimleri arttıkça soruları da değişikliğe uğrayabilir. Bazen çocuklar ölüm kavramının arkasındaki duygusal süreçlerle de ilgilenirler. "Neden biri öldüğünde diğer insanlar ağlıyor?" gibi. Bazen çocuklar alışılmadık ani sorular da sorabilirler "Anne, sen ne zaman öleceksin?" gibi. Burada çocuğun endişesinin giderilmesi çok önemlidir. Ölüm kavramı tam olarak anlaşılmadığından, çocuk tarafından bu durum ayrılık gibi algılanabilir ve çocuk kısa süreli de olsa ebeveyninden ayrı kalmak istemeyebilir.

Yaşayan ebeveyn için çocuğa babasını veya annesini kaybettiğini söylemek oldukça zorlu bir görevdir. Genelde bu görevi aile içinde çocukla iletişimi ve etkileşimi iyi olan, soğukkanlı bireylerin üstlendiği görülmektedir. Ancak en doğru olan, çocuğa bu durumun geciktirmeden, sakin ve anlayabileceği bir şekilde, hayatta kalan ebeveyni tarafından açıklanmasıdır.

Kavramsal Yanlışlar ve Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

Çocuğun kafasında ölüme ilişkin yanlış kavramlar bulunabilir veya bir yetişkin yaptığı açıklamalarla buna sebep olabilir. Ölümün uykuyla karıştırılması ve ölen kişinin uyuduğunun zannedilmesi çocuğu rahatsız edebilir böyle çocukların genelde uykuyla ilgili problemleri de ortaya çıkabilir.

Uzağa gitmek
de bir başka kavramsal yanlıştır. Çocuklarda terk edilmişlik duygusuna yol açabilir. Kısa süreli ayrılıklardan endişe duyabilir.

Sorun yaratan başka bir konu da hasta olmaktır; her hasta olan kişinin öleceğini sanan çocuk kendisi veya ebeveyni hastalandığında öleceğini düşünüp kaygılanabilir.

Yaşlı insanların öldüğü konusunda çocuk bilgilendirilmişse genç bir insan veya bir çocuk öldüğünde bunu duyduğunda şaşırabilir ve bildiklerine ve bilgiyi veren kişiye inancını yitirebilir.

Kayıp yaşayan çocuğun kafasında onu rahatsız eden ve üzüntüsünü arttıran bazı sorular olabilir: "Bu ölüme ben mi neden oldum?", "Aynısı bana da olacak mı?", "Bana kim bakacak?". Bu tip sorular çocuğu rahatsız etmekle birlikte endişelendirir. Özellikle çocuğa öfkelendiği bir an "sen beni öldüreceksin" diyen bir anne gerçekten öldüğünde ya da kardeşine kızdığı zaman "ölsün de kurtulayım" diyen bir çocuğun kardeşinin ölümünden kendisini sorumlu tutması ve suçlaması mümkündür. Yine yakın arkadaş çevresinde bir hastalık veya kaza ile bir ölüm meydana geldiğinde çocuk yaşadığı üzüntüsünün yanında benzer bir şeyin kendi başına da gelebileceğini düşünerek endişelenebilir ve korkabilir.

Çocuk için ebeveyni çok önemli olduğundan, özellikle okul öncesi dönemde ebeveyn çocuğun tüm ihtiyaçlarını karşıladığından çocuk için ebeveyninin kaybı oldukça korkunçtur. Çocuk bundan sonra kimin kendisine bakacağı ve büyüteceği gibi konularda hassasiyetle durur.

Yakın akraba, kardeş veya anne - babadan birinin ölümüyle aile içinde kayıp yaşayan küçük çocuklar genelde suçluluk hissedebilirler. Küçük çocuklar neden-sonuç ilişkisini kavramakta güçlük çektiklerinden bunu bir ceza olarak da nitelendirebilirler. Çocuklar hala güvende oldukları ve sevildikleri duygusunu hissettiklerinde bunun üstesinden gelebilirler. Kızgınlık duygusu hem küçük çocuklarda hem de yetişkinlerde görülebilir. Kayıp sonrasında çekilen acılardan ölen kişi sorumlu tutulabilir. Acıya eşlik eden bencilce ilgiler de bazen yaşanabilir. Böyle zamanlarda yakın çevrenin desteği çok önemlidir.
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Ölümün Çocuk ve Ergenler Üzerindeki Psikolojik Etkisi: Kayıp Yaşayan Çocuk ve Ergenler" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Uzm.Psk.Burcu ÇATALOĞLU SİNANGİN'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Uzm.Psk.Burcu ÇATALOĞLU SİNANGİN'in izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     2 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
14-15-16 Ocak 2018 – İstanbul
■ Eğitim sadece uzman dil-konuşma terapistlerine açıktır.
■ Dil ve konuşma bozuklukları lisans- yükseklisans veya doktora programlarından mezun olanlar veya bu bölümlerde okuyan öğrenciler kayıt yaptırabilirler.
■ Kontenjan 14 kişi ile sınırlıdır.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Uzm.Psk.Burcu ÇATALOĞLU SİNANGİN'in Makaleleri
► Ergenler ve Spot Işıkları Psk.Muhammed Erdinç TÜRK
► Ergenler ve Kaygılı Aileler Uzm.Psk.Gülendam ÇAKMAK OZAN
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 16,675 uzman makalesi arasında 'Ölümün Çocuk ve Ergenler Üzerindeki Psikolojik Etkisi: Kayıp Yaşayan Çocuk ve Ergenler' başlığıyla benzeşen toplam 19 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Çalışan Anne Misiniz? Nisan 2014
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


10:57
Top