2007'den Bugüne 77,505 Tavsiye, 25,138 Uzman ve 17,347 Bilimsel Makale
Site İçi Arama Arayın :
Yeni Tavsiye Ekleyin!




Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
.
Sosyal Psikoloji Yazıları: Hayır, Okumuyoruz; Evet, Okuyoruz!..
MAKALE #4257 © Yazan Psk.İzzet GÜLLÜ | Yayın Ocak 2010 | 4,974 Okuyucu
Hep okumayan bir millet olduğumuz söylenir. Yo, aslında okuyoruz. Sadece kitap okumuyoruz, o ayrı mesele. Hayır, karıştırmayalım. Çünkü bu ikisi birbirinden çok farklı şeyler.

Peki ne mi okuyoruz? Bakışlarımızın gizli manalarını, yan anlamlarını okuyoruz. Olmadı, karşımızdakinin niyetini okuyoruz. Efkarlanırsak eğer uzun hava yahut türkü, neşelendiğimizde ise şarkı okuyoruz. Trafikte, şurda - burda, fırsat buldukça birbirimizin canına bile okuyoruz. Yanımızda değilse şayet, arkasından dedikodu yoluyla lanet; ölmüş ise kalkıp taa şehrin dışındaki kabristana kadar gidip ruhuna fatiha da okuyoruz. Eee, daha ne okuyalım! Dedim ya, sadece kitap okumuyoruz.

Önemli olan okumak mıdır yoksa kitap okumak mı? Okumaktan maksat öğrenmekse ve bizler bir şekilde öğreniyorsak yahut öğretiyorsak bu işi kitap yoluyla yapıp yapmadığımızın ne önemi olur ki! Neyse, işin muzipliğini bir kenara bırakalım, bu yazıda şu “kitap okumuyoruz” serzenişine biraz göz atalım.

Hep söyler dururuz! “Hiç kitap okumuyoruz! Avrupalılar günde şu kadar, Japonlar bu kadar okuyormuş” diye. Bu mesele üzerinde düşünmeye, bunun geçmişten gelen bazı sebepleri olabilir mi diye biraz olsun kafa yormaya çalıştım! İlk olarak, bu işin zeka ile bir ilişkisi varmıdır diye düşündüm. Sonra da, "Yok, bu problem zeki olma - az zeki olma sorunundan kaynaklanıyor olamaz" dedim.

Acaba toplumların, milletlerin de tıpkı bireyler gibi farklı farklı IQ’ ları olabilir mi sahiden? Onlar çok zeki olduklarından dolayı kitap okumanın önemini bizden çok daha önce, bizlerden daha iyi kavramışlar, bizler ise bu işi onlar gibi algılayamadığımızdan ihmal etmiş olabilir miyiz yani! Bu soruyu da cevap aradım, lakin yok! Konuyla ilgili olarak sahip olduğum bazı temel bilgiler ışığında düşününce bunun da mümkün olamayacağına kanaat getirdim.

Bu soruya aradığım yanıtı, hafta sonu katıldığım bir taziye mevlidinde buldum. Her yaştan kişiler vardı ve mevlit başlayana kadarki sürede çevremdeki bütün konuşmaları, sohbetleri pür dikkat dinledim. Bir yaşlı amca Almanların, “ Atatürk ölmeseydi biz oraya çalışmaya gidecektik, Atatürk ölünce onlar (yani Türkler) buraya çalışmaya geldiler” dediklerini anlatıyordu. (Çok doğru bir tespit bence de). Bir diğeri, Almanya’ya ilk gidenlerin genellikle çalışma izinlerinin olmadığını, kaçak kaldıklarını, bunu bilen uyanık Almanların Türkleri kandırarak, “Aman dikkat, çok cezası var, yakalanma yanarsın, yoksa ömründe ülkene dönemezsin” vb. korkutmalarla insanlarımızı günün büyük kısmında fabrikalara mahkup edip haddinden fazla çalıştırdıklarını vs. anlattı. Yine bir başka amca, “Adamlar dünyanın bütün akıllılarını parayı bastırıp topluyorlar ülkelerine. Her türlü buluşu da böylece onlar yapıyor, biz bu saatten sonra iki adım atana kadar onlar yıldızlara varır” diyordu.

En fazla 1 saat süren mevlit programından önemli tespitler duydum. Değişik anılar, anekdotlar, bilgiler öğrendim. Sonra da aklıma gelen şu fikri düşünmeye koyuldum:

Bizler bir araya gelmeyi seven, birbirleriyle bağları - iletişimleri güçlü olan, usulü erkanınca konuşan, saygıyla dinleyen, bilgi alış verişini bir gelenek olarak asırlardır çok yoğun olarak yaşayan / yaşatan “sosyal” bir milletiz. Dolayısı ile, acaba diyorum, çok gelişmiş ve köklü olan bu yönümüz kitap okumaya gerek bırakmamış olabilir mi!

Bir an için siz de düşünün:

4 - 5 saat kadar süren bir kitap okuma eylemi bittiğinde üç - beş özlü tespit, varsa birkaç önemli görüş, söz ya da bilgi kalmıyor mu zaten zihnimizde! Aynı şekilde, bu kadar süren bir sohbet ortamlı öğrenme sonunda da bakın yine aşağı yukarı aynı kazanımlar sağlanıyor. Öyle ya da böyle, sonuçta bir kazanım oluyorsa şayet, bunu neyin sağladığının, mesela adının “kitap” yahut “sosyal bir ortam” olmasının pek bir önemi kalıyor mu!

Kitaplar sonuçta sayfası kağıt olduğu için değil; bir bilgi edinme, öğrenme vasıtası oldukları için kıymetlidirler, önemlidirler bizim için. Diğer bir deyimle kitaplar, sonunda öğrenmeye götüren birer vasıta olduklarından değerlidirler. Bizler millet olarak bunu bugüne değin belki kitaplar yoluyla değil de köklü bir kültürümüz olduğu için kahvede, evde, tarlada, parkta yaptığımız sıcak sohbet ortamlarıyla sağladık.

Herkes gördüğünü, duyduğunu, yaşadığını zihin defterine nüsvette olarak karaladı, onları orada harmanlayıp yazısız bir düşünsel esere dönüştürdü, bir araya her geldiklerinde de oradan bazı bölümler - pasajlar aktararak tabiri caizse sözlü bir materyalle konuşma dilinde yayınladı. Böylece, hem herkes birbirini besledi, hem de beslediği bu kişilerden döndü, tekrar kendisi beslendi. Çift yanlı dinamik bir etkileşim imkanı sunan bu öğrenme ortamı tek taraflı bir besleyiciliğe sahip olan kitaplardan daha mı az önemlidir sizce!

O yüzden, toplumumuza "okumayan bir toplum" derken biraz haksızlık ettiğimizi düşünüyorum. Bunu, 60’lık, 70’lik yaşlı amcaları dinlerken, bilgilerini, sezgilerini, görüş ve tespitlerindeki isabeti izlerken daha çok hissettim. ( Bence atalarımız değil, bizler okumuyoruz. Çünkü bizler ne atalarımızın sıcak sohbet meclisleri yolunu takip ediyoruz ne de çağdaş Batı’nın kitap okuma yolunu. “Okumamak” tabiri bu açıdan daha çok bize, yeni kuşak gençliğe uyuyor galiba!)

Zaten Batı’nın kitaba olan düşkünlüğü daha çok, son yüzyılda artan bireyselleşmenin getirdiği yalnızlıkla tetiklenmiş, o yüzden birbirine güvenmeyen batı insanı kendine en yakın dost olarak elsiz, dilsiz, dolayısı ile de zararsız bir nesne olarak gördüğü kitabı seçmiştir. Bir ses olmasa bile kelimelerin diliyle duyma, konuşamasa dahi en azından öyle yaparmış gibi -dudak uçlarıyla dahi olsa- mırıldanma yoluyla sosyal bir varlık olma gerçeğini hatırlamış, bu yönünü ancak böylesi bir yolla tatmin edebilmiş diye düşünüyorum. Bu tabiki benim şahsi görüşüm. Bilimsel bir kıymeti yok.

Onlar kitaplardaki metinlerin sessiz ritimlerini duyuyor, bizlerse karşımızda konuşan canlı bir insanın ağzından çıkan canlı canlı sözleri.

Onlar okurken mırıldanarak sanki konuşuyormuş gibi insani bir eylem yapıyor, biz adam gibi takır takır birbirimizle konuşuyoruz.

Onlar daha çok evlerinde, arabada, parkta kitaplardan öğreniyorlar, bizler ise büyük oranda sokakta, kahvede, sıcak dost meclislerinde birbirimizden...

Belki şu denilebilir:

Konuşma bir yerden sonra sıradanlaşmaya, aynı şeyin farklı birer tekrarından ibaret olmaya, böylece zihinleri de kısırlaştırmaya başlamaz mı!

Doğru, böyle bir risk var. Lakin bu olasılık günümüz kitaplarının önemli bir kısmı için de geçerli aslında. Öyle ya, konuşulacak, söylenecek her şey söylendi de yazılacak her şey yazılıp çizilmedi mi! Artık pek çok kitap da aynı şekilde -çok cüz-i farklar dışında- birbirinin birer kopyası haline gelmedi mi! Bu durumda sonuç büyük ölçüde aynı sayılmaz mı!

Aslında hepimiz büyük ölçüde aynı şeyi yapıyoruz galiba! Sadece, yapış şekillerimiz birbirinden biraz farklı, o kadar!

Psk. İzzet Güllü
Yazan
Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir:
"Sosyal Psikoloji Yazıları: Hayır, Okumuyoruz; Evet, Okuyoruz!.." başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk.İzzet GÜLLÜ'e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak Psk.İzzet GÜLLÜ'nün izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.
     1 Beğeni    
Facebook'ta paylaş Twitter'da paylaş Google Plus'da paylaş Linkin'de paylaş Pinterest'de paylaş Epostayla Paylaş
Psk. M. Berk KARAOĞLU
■ Çocuk ve Ergen Psikolojisi
■ Aile Terapileri
■ Bireysel Psikoterapi
■ Cinsel Terapiler
Eğitim - Seminer - Konuşma
■ Uzmanlık alanınızda çeşitli platformlarda konuşma yapıyor ya da eğitim mi veriyorsunuz?

■ İlgi duyduğunuz konu ile ilgili konuşmacı ya da eğitmen arayışında mısınız?

■ O zaman Makronot Ailesi’ne hoş geldiniz!..
.
Makale Kütüphanemizden
İlgili Makaleler Psk.İzzet GÜLLÜ'nün Yazıları
TavsiyeEdiyorum.com Bilimsel Makaleler Kütüphanemizdeki 17,347 uzman makalesi arasında 'Sosyal Psikoloji Yazıları: Hayır, Okumuyoruz; Evet, Okuyoruz!..' başlığıyla benzeşen toplam 18 makaleden bu yazıyla en ilgili görülenleri yukarıda listelenmiştir.
► Metafizik Gevşeme: Gidişatın Analizi ÇOK OKUNUYOR Ocak 2018
◊ Bir Veda Yazısı ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
◊ Bu Yazıyı İyi Anla ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
◊ Getir Duyguyu, Götür Fiziksel Semptomları ÇOK OKUNUYOR Haziran 2018
Sitemizde yer alan döküman ve yazılar uzman üyelerimiz tarafından hazırlanmış ve pek çoğu bilimsel düzeyde yapılmış çalışmalar olduğundan güvenilir mahiyette eserlerdir. Bununla birlikte TavsiyeEdiyorum.com sitesi ve çalışma sahipleri, yazıların içerdiği bilgilerin güvenilirliği veya güncelliği konusunda hukuki bir güvence vermezler. Sitemizde yayınlanan yazılar bilgi amaçlı kaleme alınmış ve profesyonellere yönelik olarak hazırlanmıştır. Site ziyaretçilerimizin o meslekle ilgili bir uzmanla görüşmeden, yazı içindeki bilgileri kendi başlarına kullanmamaları gerekmektedir. Yazıların telif hakkı tamamen yazarlarına aittir, eserler sahiplerinin muvaffakatı olmadan hiçbir suretle çoğaltılamaz, başka bir yerde kullanılamaz, kopyala yapıştır yöntemiyle başka mecralara aktarılamaz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı başkasına ait telif haklarını ihlal ediyor, intihal içeriyor veya yazarın mensubu bulunduğu mesleğin meslek için etik kurallarına aykırılıklar taşıyorsa, yazının kaldırılabilmesi için site yönetimimize bilgi verilmelidir.


06:46
Top